HALKWEBYazarlarKutsal, Hakikat ve İktidar

Kutsal, Hakikat ve İktidar

Hakikati arayanlarla, hakikati yönetenler çoğu zaman aynı tarafta olmadı.

0:00 0:00

Bazı cümleler vardır; yalnızca okunmaz, insanın zihnine yerleşir.

Yüzyıllar geçse de etkisini kaybetmez.

Lucius Annaeus Seneca’ya atfedilen şu söz gibi:

“Din, sıradan insanlar için gerçek, bilgeler için masal, iktidarlar içinse kullanışlıdır.”

Bu cümle rahatsız edicidir. Çünkü cevap vermez; insanın zihninde bir soru bırakır. Ve belki de medeniyet dediğimiz şey, o soruların tarihi üzerine kuruludur.

İnsanlık tarihinin en eski sığınaklarından biri dindir.

İnsan, ilk korkusundan beri görünmeyene tutundu. Çünkü hayat çoğu zaman açıklanamayacak kadar sertti. Ölüm vardı. Açlık vardı. Adaletsizlik vardı. İnsan, evrenin ortasında yalnız kalmamak için göğe baktı.

Bu yüzden din yalnızca bir inanç sistemi olmadı.

Aynı zamanda bir teselli, bir aidiyet ve kaosun ortasında kurulmuş büyük bir anlam düzeni hâline geldi.

Bugün hâlâ milyonlarca insan için mutlak hakikat olmasının nedeni de belki budur. Çünkü insan her zaman gerçeği aramaz; çoğu zaman dayanabileceği bir anlam arar.

Fakat tarih bir noktada değişti.

Düşünce sahneye çıktı.

Filozoflar geldi.

Bilim geldi.

Şüphe geldi.

Ve insan ilk kez kutsala soru sormaya başladı:

“Ya anlatılanlar mutlak hakikat değilse?”

İşte uygarlığın en büyük kırılmalarından biri burada başladı. Çünkü soru soran akıl ile mutlak itaat isteyen yapı hiçbir zaman tam anlamıyla uzlaşmadı.

Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekir.

Bir anlatının sembolik olması, onu değersiz yapmaz. İnsanlık yalnızca çıplak gerçeklerle yaşamaz. Mitlerle, hikâyelerle ve ortak kabullerle de ayakta kalır.

Bugün modern dünyaya baktığımızda bunu açıkça görüyoruz.

Uluslar kahramanlık hikâyeleriyle varlığını sürdürüyor.

Ekonomiler başarı mitleriyle besleniyor.

Siyaset ise sürekli yeni kutsallar üretiyor.

Demek ki mesele yalnızca din değil.

Mesele, insanın inanma ihtiyacı.

Fakat Seneca’ya atfedilen sözün en sert kısmı sona saklıdır:

“İktidarlar için kullanışlıdır.”

İşte tarihin karanlık yüzü burada başlıyor.

Çünkü hiçbir iktidar yalnızca zor kullanarak ayakta kalamaz. İnsanları yönetmenin en güçlü yolu, onların korkularına, vicdanlarına ve kutsallarına dokunabilmektir.

Korkan insan sığınır.

Sığınan insan itaat eder.

Ve tarih boyunca hiçbir güç, kutsalın sağladığı meşruiyet kadar etkili bir araç bulamamıştır.

Krallar tanrı adına konuştu.

Ordular tanrı adına yürüdü.

İnsanlar tanrı adına öldürdü.

Yine insanlar tanrı adına öldü.

Bugün değişen ne?

Belki sadece araçlar değişti.

Sarayların yerini ekranlar aldı.

Tahtların yerini kürsüler aldı.

Ama yöntem aynı kaldı.

Çünkü hâlâ en kolay siyaset, kutsalı siyasete dönüştürmektir. Zira din tartışıldığı anda insanlar fikirlerini değil, kimliklerini savunmaya başlar.

Gücün sırrı da tam burada gizlidir.

İnanç, insanı yüceltebilir.

Ama örgütlenmiş inanç, bazen iktidarın en işlevsel aracına dönüşebilir.

Belki de bu yüzden o söz iki bin yıl sonra bile yaşamaya devam ediyor.

Çünkü mesele yalnızca Tanrı’nın varlığı ya da yokluğu değil.

Asıl mesele şu:

İnsan neden inanır?

Ve daha önemlisi…

İnsanların neye inanacağını kim belirler?

Tarih bize şunu gösterdi:

Hakikati arayanlarla, hakikati yönetenler çoğu zaman aynı tarafta olmadı.

Ve insanlık, hâlâ o iki tarafın arasında sıkışmış durumda.

YAZARIN DİĞER YAZILARI