Siyasette bazı dönemler vardır; toz duman birbirine karışır, anlık öfkeler aklın önüne geçer ve vitrindeki hareketlilik asıl derin dalgaları gizler.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin bugün içinde bulunduğu o malum çalkantılı sürece tam da bu pencereden bakmak gerekiyor. Malum yaşımız, yılların getirdiği birikim ve tecrübe itibariyle siyasetin bu anlık köpürmelerine aldanmamayı çoktan öğrendik.
Bugün parti içinde esen sert rüzgarlar, Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi sonunu değil; aksine, onun inşa ettiği siyasi aklın ne kadar vazgeçilmez olduğunun tescilleneceği yeni bir zaferin ayak sesleridir.
Günlük siyasetin o reaksiyoner, anında tepki vermeye odaklı, popülist ve hararetli iklimi ilk bakışta cazip gelebilir. Bugün parti içindeki çalkantıyı yaratan dinamikler de çoğu zaman bu reaksiyoner dalgadan besleniyor. Ancak siyaset tarihi bize defalarca göstermiştir ki; reaksiyonla yakılan ateşler çabuk parlar ama aynı hızla söner. Devlet ciddiyeti, kurumsal hafıza ve geniş kitleleri bir arada tutma mahareti ise bambaşka bir sabır işidir. İşte Kılıçdaroğlu, o sabrın ve büyük stratejinin ta kendisidir.
Kılıçdaroğlu’nu aşmaya çalışan veya onun temsil ettiği çizgiyi eleştirenlerin gözden kaçırdığı çok temel bir gerçek var: Bugün üzerinde siyaset yaptıkları zemin, ittifak kültürü ve toplumun farklı kesimleriyle kurulan o hassas köprüler bizzat Kılıçdaroğlu’nun mimarlığıdır. Çalkantıların, hizipleşmelerin ve iç çekişmelerin partiyi yorduğu bu dönemin sonunda, ibre kaçınılmaz olarak yeniden o “birleştirici güce” dönecektir. Çünkü kriz anlarında gemiyi kurtaran, dalgalara bağırıp çağıranlar değil, dümeni sessiz ama sağlam tutan tecrübedir.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu süreçten bir “zaferle” çıkacak olması, sadece bir makam veya koltuk meselesi değildir. Bu, onun temsil ettiği “akılcı ve kucaklayıcı” siyaset tarzının, o reaksiyoner ve öfkeli siyasete karşı galip gelmesi olacaktır.
Parti içi dinamikler kendi içinde bir doyuma ulaştığında, taşlar yerine oturduğunda görülecek olan tablo şudur: Kılıçdaroğlu’nun açtığı yol dışında muhalefetin kalıcı bir başarı şansı yoktur.
Türkiye gibi fay hatları derin bir ülkede, siyaseti günübirlik sloganlarla değil, ilmek ilmek örülmüş stratejilerle yönetmek gerekir. Şu an CHP içinde yaşanan sarsıntılar, bu gerçeğin test edildiği bir laboratuvar gibidir. Deneyin sonunda çıkacak sonuç ise bellidir: Kılıçdaroğlu’nun öngörüsü, sabrı ve devlet adamlığı, bu geçici fırtınayı dindirecek ve onun siyasi aklı bir kez daha, üstelik eskisinden çok daha güçlü bir şekilde haklı çıkacaktır.
Bu, günübirlik siyasetçilerin değil; tarihe, topluma ve büyük stratejilere inananların zaferi olacaktır.
