Biliyorsunuz hem türkiyenin gündemi hem de uluslararası gündem gerçekten inanılmaz yoğunlukta. Bir tarafta iran savaşı, bir tarafta Lübnan, bir tarafta ukraynanın mevcut durumu… ve tüm bu gelişmeler eşliğinde savaş kapımıza tıklarken İsrailin arz-ı mevud diye tutturmuşken ve bütün bu tehlikeler kapımıza kadar gelmişken bizler ehaberlere ve ekranlara kilitlenmiş sonucun ne olacağını beklerken bir anda ne oldu ?
Ankara koridorlarından gelen haberle sarsıldık. Haber kanallarının alt yazılarında 11 ay 20 gün hapis cezası verildiği duyuruldu. Kararı Mersin 3. Asliye ceza mahkemesi vermiş. Bu da yetmemiş Sayın Kılıçdaroğlu’nun 2014 ve 2016 yıllarındaki mersin ve edirne mitingleri ile bazı grup toplantılarındaki konuşmalar birleştirilmiş ve bu dava açılmış. Davanın Karar kısmında bir konuşmasında “diktatör” söyleminde bulunmasına atfedilmiş ve bu konu sanki mahkeme için ana başlık gibi olmuş. Tabi yani maşallah, insan şöyle bir bakınca hayret etmemesi mümkün değil, bir tarafta On binlerce dava dosyası sırada beklerken bu dava tabir yerindeyse 5G hızıyla diğerleriyle bağlanarak sonuca bağlanmış.
Peki, daha önceki verilen cezalar para cezasına dönüştürülmüştü. Bu anlamda elbette bir sıkıntı olmadı ama bu defaki sanki başka.. neden mi ? çünkü asıl soru hapis cezasının süresi değil TCK 53. Madde, yani “siyasi yasak” tehlikesi. Biliyorsunuz 53. Madde siyasi yasak hükmüdür. Yani mahkeme sadece hapis cezası vermemiş, seçme ve seçilme hakkını da elinden alırım demiş. Eğer üst mahkeme (istinaf) bu kararı onarsa Sayın Kılıçdaroğlu artık siyasete giremeyecek. İyi de bu davalar neden durdu durdu da şimdi birden ortaya fırladı?
Kulislerde erken seçim konuşmaları artarken ve “mutlak butlan” davasında sona yaklaşırken neden bu zamanlama? Yani neden şimdi de sonra değil ya da önceden değil? böyle bir siyasi yasak davası benim şahsi fikrim ama Sayın Erdoğan siyasi yasak konusunda son derece deneyimli biri ve bu konuda mağdur olmuş bir siyasetçi. Böyle bir şeye asla müsaade etmemeli ve etmeyeceğine dair düşüncem tam olarak net çünkü zaten kendisi parti kapatılması ve siyasi yasaklara karşı olduğunu tüm kamuoyu bilmektedir. Sandıkla gelen sandıkla gitmelidir demişti..
Peki tüm bunlar olurken Kılıçdaroğlunun tutumu ne ?
“Ne olursa olsun düşüncemi ifade etmeye devam edeceğim” demişti geçmişte ve tüm bu tutumunu bugün yine devam ettiriyor. Yerinden hiç değişmedi hala aynı noktada duruyor. En doğrusunu da yapıyor. Ne yapmalıydı ki ? Toplumun kendisinden beklediği de bu değil miydi zaten..
Bu konuda söyleyecek çok şey var ama bir de madalyonun diğer yüzüne bakalım… dikkatimi çeken başka birşeyde Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın daha öncelerden söylediği bir cümle var bir röportajında geçiyor onu tekrar hatırlatmak istiyorum.
Sayın Kılıçdaroğlu için “biz onunla siyaset zemininde yarışıyorduk, o dönem başkaydı” gibi bir cümle kullanmıştı. Bu aslında Erdoğan’ın o döneme duyduğu özlemdir. Dediğim gibi, sayın cumhurbaşkanı kendisi de siyasi yasakların mağduru olmuş, “muhtar bile olamaz” manşetlerinin atıldığı günlerden geçerek gelmiş bir liderdir.
Kendisi her fırsatta “siyasetin rolü mahkeme kapılarında değil; sandıktan geçmeli” diyen biridir. Hatta bundan daha birkaç ay önce Kılıçdaroğlu ile siyaset zemininde nasıl mertçe yarıştıklarını yad etmişken, bugün yargıdan çıkan bu hapis ve yasak kararı cumhurbaşkanının kendi siyasi mirasıyla ve yasaklara karşı duruşuyla ne kadar örtüşüyor yani?
Şimdi dönüpte sormazlar mı bu ne lahana bu ne turşu diye.. bu çelişkiyi iktidarın muhtemel suretle düşünüp taşınıp bu konuda adil olması gerekir.
Malum, tarih göstermiştir ki “Adalet” bir gün herkese lazım olacaktır nihayetinde..
