HALKWEBYazarlarSykes-Picot’tan Kiros Silindiri’ne: Tarih Geri Dönüyor

Sykes-Picot’tan Kiros Silindiri’ne: Tarih Geri Dönüyor

Bölgesel Hakikat ve Neo-Solidarist Eksen

0:00 0:00

Bugün Orta Doğu’da yaşananlar, bir liderin politik tercihleriyle açıklanamayacak kadar derindir. Donald Trump bir sonuçtur; asıl belirleyici olan tarihin kendisidir.
Küresel siyasetin yüzeyinde tartışılan krizler, gerçekte derin bir tarihsel kırılmanın yüzeye vurmasından ibarettir.

1916’da cetvelle çizilen Sykes-Picot Agreement (küresel bölüşüm antlaşması) sınırları, bugün 2026’nın sosyolojik ve jeopolitik gerçekliği karşısında çözülmektedir.
Bu sınırlar, halkların doğal akışını değil; emperyal çıkarların geometrisini yansıtıyordu.
Bugün yaşanan ise bu yapay düzenin tarih tarafından geri çağrılmasıdır.

Modern Kuşatma: Güç ve Hafıza Arasında

Orta Doğu bugün yalnızca askeri değil; ekonomik, kültürel ve zihinsel bir kuşatma altındadır.
Bu kuşatma, klasik savaşların ötesinde; ekonomik baskı mekanizmaları, finansal izolasyon ve kolektif hafızayı aşındırma stratejileriyle yürütülmektedir.

Ancak gözden kaçan kritik bir gerçek var:
Bu coğrafya yalnızca kriz üretmez, aynı zamanda hafıza üretir.

Hafıza Toplumu ve Vatan Refleksi

İran örneğinde görüldüğü üzere, Batı’nın beklediği “iç çözülme” senaryosu gerçekleşmemiştir.
Aksine, kriz anlarında toplumun dağılması değil, yoğunlaşması söz konusudur.

Bu durum, modern siyaset teorisinin açıklamakta zorlandığı bir olguyu işaret eder:
Hafıza Toplumu.

Hafıza toplumu, zor zamanlarda dağılmayan; tersine, geçmiş deneyimlerden beslenerek kolektif bir direnç üreten toplumsal formdur.
Bu refleks, yalnızca bir güvenlik tepkisi değil; ontolojik bir varoluş savunusudur.

Tarihin Aynası: Kiros ve Unutulan Hakikat

Binlerce yıl öncesinden bugüne ulaşan Cyrus Cylinder (Kiros Silindiri), bu coğrafyanın yalnızca güç değil, aynı zamanda adalet üreten bir siyasal akla sahip olduğunu gösterir.

MÖ 539’da Babil’i fetheden Büyük Kiros (Pers Kralı II. Kiros), sürgündeki Yahudilere özgürlük tanımış, onların Kudüs’e dönmelerine izin vermiş ve inançlarını yeniden inşa etmelerine imkân sağlamıştır.
Bu yalnızca bir hoşgörü örneği değil; devlet aklının etikle buluştuğu erken bir siyasal modeldir.

Bugün ise aynı coğrafyada, tarihsel süreklilikten kopmuş bir jeopolitik hafızasızlık dikkat çekmektedir.
Kendisine hayat alanı açan tarihsel zemine karşı geliştirilen politik refleksler, sadece stratejik değil; aynı zamanda etik bir kırılmayı da yansıtmaktadır.

Neo-Solidarist Uyanış: Yeni Bir Jeopolitik Dil

Ortaya çıkan tablo, klasik ittifak sistemleriyle açıklanamaz.
Yeni bir kavrama ihtiyaç vardır: Neo-Solidarizm.

Neo-solidarizm; ortak tarih, karşılıklı güven ve kriz anlarında refleksif dayanışma üretme kapasitesine dayanan yeni bir jeopolitik formdur.
Bu modelde ilişkiler çıkar temelli değil, varoluş temellidir.

Türkiye, Azerbaycan, İran ve Pakistan hattında şekillenen yeni yakınlaşma, bu çerçevenin somutlaşmış halidir.
Bu yalnızca bir iş birliği değil; potansiyel bir Pan-Avrasya Neo-Solidarist Eksendir.

Stratejik Şahdamar: Lojistik ve Güç

Bu eksenin en kritik boyutu, askeri değil; lojistik ve ekonomik derinliğidir.

İslamabad–Tahran–Ankara hattı (ITI), kara lojistik omurgasını oluştururken; Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC), bu yapıya deniz erişimi ve enerji güvenliği kazandırmaktadır.

Bu iki hat birleştiğinde ortaya çıkan şey şudur:
Hint Okyanusu’ndan Anadolu’ya uzanan kesintisiz bir stratejik kuşak.

Bu kuşak, yalnızca ticaret değil; bağımsızlık üretir.

Eşik Anı: Direncin Jeopolitiği

ABD ile İran arasında sağlanan geçici ateşkes, bir uzlaşmadan ziyade bir denge işaretidir.
Bu denge, askeri üstünlükten değil; coğrafyanın direnç kapasitesinden doğmuştur.

Bu durum, bölgenin kendi sorunlarını dış müdahaleler olmadan çözme iradesinin güçlendiğini göstermektedir.

Sonuç: Tarih Yeniden Yazmıyor, Geri Dönüyor

1916’nın cetvelle çizilen sınırlarından 2026’nın çok katmanlı gerçekliğine uzanan bu süreçte, artık belirleyici olan dış güçler değil; bölgenin kendi tarihsel hafızasıdır.

Ankara ve Bakü’nün öncülüğünde şekillenen yeni dayanışma modeli, yalnızca bir jeopolitik alternatif değil; aynı zamanda tarihsel bir düzeltmedir.

Çünkü bu coğrafyada artık sınırları haritalar değil, hafızası olan milletler belirleyecektir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI