Ortadoğu, Mart 2026 itibarıyla son yılların en derin jeopolitik kırılmalarından birini yaşıyor. 28 Şubat 2026’da başlayan ve “Epic Fury” (Destansı Öfke) olarak adlandırılan ABD-İsrail ortak harekatı, çatışmayı vekil güçler düzeyinden doğrudan devletler arası bir savaşa taşıdı.
Bu süreci tarafsız bir perspektifle, mevcut tabloyu ve gelecek öngörülerimi aşağıda sıraladım.
Savaş Ne Zaman Biter?
Şu anki askeri dinamikler, kısa vadeli bir çözümün uzağında olduğumuzu gösteriyor.
-Kısa Vadeli Öngörü: İsrail ordusu ve ABD yönetimi, operasyonların yoğun aşamasının en az birkaç hafta daha süreceğini (Mart sonuna kadar) belirtiyor. Ancak bu süre, İran’ın askeri altyapısının ne derece felç edilebildiğine bağlı.
-Orta Vadeli Risk: Eğer hedef sadece askeri kapasiteyi zayıflatmak değil de bir “rejim değişikliği” ise, bu sürecin aylar sürecek bir yıpratma savaşına dönüşme ihtimali yüksektir. 2026 yılı, bölge için “yarım kalmış işlerin” tamamlandığı ya da yeni ve daha büyük krizlerin kapısının aralandığı bir yıl olarak tarihe geçmeye aday.
Bölgeye Yayılır mı?
Savaş zaten bölgesel bir boyuta evrilmiş durumda; ancak yayılmanın “derinliği” kritik:
-Hürmüz Boğazı Denklemi: Boğazın tamamen kapanması küresel bir enerji krizini tetikleyebilir. Şu an için riskler nedeniyle deniz nakliye maliyetleri %20 civarında artmış durumda.
-Vekil Güçler: Lübnan (Hizbullah), Yemen (Husiler) ve Irak üzerinden asimetrik saldırıların devam etmesi, savaşı Akdeniz’den Kızıldeniz’e kadar geniş bir coğrafyada tutuyor.
-Körfez Ülkeleri: Suudi Arabistan ve BAE, bir yandan İran’ın füze tehdidiyle uğraşırken diğer yandan savaş sonrası kurulacak yeni bölge mimarisinde kendi güvenliklerini sağlama alma çabasındalar.
Rusya ve Çin Ne Yapar?
Bu iki dev aktör, şu an için “askeri müdahale” yerine “stratejik fırsatçılık” ve “diplomatik denge” gözetiyor:
Rusya açısından;
Ekonomik Can Simidi: Ortadoğu’daki enerji arzı kesintisi ve artan petrol fiyatları, yaptırımlarla boğuşan Rus ekonomisi için büyük bir finansal kaynak sağlıyor.
Ukrayna Bağlantısı: Batı’nın dikkatinin ve mühimmat stoklarının Ortadoğu’ya kayması, Moskova’nın Ukrayna cephesinde elini güçlendiriyor.
Askeri Destek: İran’a Su-35 savaş uçakları ve elektronik harp sistemleri sağlayarak Tahran’ın stratejik derinliğini korumasına yardımcı oluyor, ancak doğrudan sıcak çatışmaya girmekten kaçınıyor.
Çin açısından;
Enerji Güvenliği: Petrol ithalatının %45-50’si Hürmüz Boğazı’ndan geçen Çin için bu savaş büyük bir tedarik riski. Ancak Çin, son yıllarda yaptığı devasa enerji stokları ve Rusya ile geliştirdiği boru hattı projeleriyle bu şoku birkaç ay göğüsleyebilecek hazırlıkta.
Alternatif Rotalar: Çin, Süveyş ve Hürmüz’e alternatif olarak Türkiye üzerinden geçen “Orta Koridor” gibi rotalara daha fazla ağırlık veriyor.
Diplomatik Rol: Pekin, Batı’nın müdahalesini eleştirerek kendisini “barışçıl arabulucu” ve “istikrar arayan güç” olarak konumlandırmaya çalışıyor.
Türkiye açısından;
1-Enerji ve Enflasyon
Türkiye, enerji ihtiyacının büyük kısmını ithal eden bir ekonomi olarak petrol fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı oldukça hassas.
-Cari Açık ve Enflasyon: Yaptığımız hesaplamalara göre, petrol fiyatlarındaki her 10 dolarlık kalıcı artış, Türkiye’nin cari açığını yaklaşık 2,5 milyar dolar artırıyor ve enflasyona doğrudan 1 puanlık ek yük bindiriyor. Brent petrolün 80-85 dolar bandına yerleşmesi, dezenflasyon sürecini zorlaştırıyor.
-Doğal Gaz ve LNG: İran’dan gelen gaz akışında (yıllık yaklaşık 10 milyar metreküp) bir kesinti riski masada olsa da, Türkiye’nin son yıllarda artırdığı depolama kapasitesi ve LNG terminalleri bu şoku 2021-2022 dönemine kıyasla daha yumuşak göğüslemesini sağlıyor. Ancak küresel LNG fiyatlarındaki artış, sanayi maliyetlerini yukarı çekmeye devam ediyor.
2-Ticaret Rotaları
Hürmüz Boğazı ve Süveyş Kanalı gibi deniz rotalarındaki güvenlik riskleri, kara ve demiryolu taşımacılığını hayati bir “B planı” haline getirdi.
-Orta Koridor ve Kalkınma Yolu: Deniz yolu navlun ücretlerinin 4-5 kat artması, Çin’den Avrupa’ya uzanan “Orta Koridor” (Hazar geçişli) ve Irak üzerinden Mersin limanına bağlanacak olan “Kalkınma Yolu” projelerinin stratejik değerini en üst seviyeye taşıdı. Türkiye, bu krizde “transit devlet” olmaktan çıkıp “çok boyutlu bir lojistik güç” olma yolunda ilerliyor.
-Suriye-Ürdün Hattı: 2026 başında gündeme gelen Suriye üzerinden Ürdün ve Körfez ülkelerine açılacak kara ticaret koridoru, deniz yollarındaki tıkanıklığa karşı en güçlü alternatiflerden biri olarak görülüyor.
3-Finansal Piyasalar ve Güvenlik
-Kur Oynaklığı: TCMB, savaşın ilk günlerinde döviz piyasalarındaki aşırı oynaklığı engellemek için vadeli döviz satışları gibi araçlarla müdahale etti. Bölgedeki belirsizlik, yatırımcıların “güvenli liman” arayışı nedeniyle Türk Lirası üzerinde baskı oluşturuyor.
-Jeopolitik Risk Primi: Türkiye’nin doğu sınırındaki hareketlilik ve olası bir yeni göç dalgası riski, ülkenin CDS primlerini (risk primi) etkileyerek dış borçlanma maliyetlerini yükseltme potansiyeline sahip.
Kısaca; Türkiye için bu süreç “çift ağızlı bir bıçak” niteliğinde. Bir yanda artan enerji maliyetleri ve enflasyon baskısı varken, diğer yanda küresel ticaret yollarının yeniden tanımlandığı bu dönemde Türkiye’nin vazgeçilmez bir lojistik merkez haline gelmesi söz konusudur. Savaşın süresi ve İran’daki istikrarın derecesi, bu iki etkiden hangisinin ağır basacağını belirleyecek.
Mevcut durum, küresel güç dengelerinin yeniden tanımlandığı bir “Büyük Reset” aşamasına benziyor.
Türkiye bu durumu iyi okuyarak az hasarla atlatabilir.
Savaşın sona ermesi ise , İran’ın iç dinamiklerindeki dirence ve ABD-İsrail ittifakının operasyonel hedeflerine ne kadar sürede ulaştığına bağlı olacaktır.
Bu savaşın kazananı olmayacak; herkes kaybedecektir.
