HALKWEBYazarlarDilin Kemiği Yok Ama Ruhu Var!

Dilin Kemiği Yok Ama Ruhu Var!

Bugün halkla “aydın” geçinen bazı kesimler arasındaki en büyük kopukluk da buradadır: Kelimelerin ruhunu hissedememek…

0:00 0:00

Dilin kemiği yok derler.
Doğrudur…
Ama bir de kimsenin hesaba katmadığı tarafı vardır:
Ruhu.

Söz, sadece ağızdan çıkan ses değildir.
Söz, düşüncenin yürüyüşüdür.
Eylemin önünü açar, halkın nabzını tutar.

Soluk alınır ama nefes verilir.
Gün doğar ama batmaz; gün kavuşur.
Küle basılmaz; basmak zorunda kalan besmele çeker.
Çünkü ateş kültü, belleğimizde ve yüreğimizde hâlâ diri durur.

Dinler değişebilir.
Zamanlar değişebilir.
Ama asırlar boyunca oluşan yaşantı, tecrübe ve kültür bir kalemde silinmez.
Bunu görmeyen zihinler, ne yazık ki birer saksıdan ibaret kalır.

Halkın “cehalet” sanılan irfanı, çoğu zaman dile vurur.
Mesela Anadolu’da ekmek yapılmaz, pişirilmez; ekmek “yazılır”.
Bu, ekmeğe verilen değerin ifadesidir.
Cahil denir ama ariftir Anadolu insanı.
Yazının da, lokmanın da kıymetini bilir.

Anadolu’da kader çizgisi yoktur.
Yazgı vardır.

Doğru olmak yetmez.
Dürüst olmak gerekir.
Doğruluk bireyseldir; dürüstlük toplumsal bir erdemdir.

Sevgilinin çevresi kalp hizasında saklanır.
Emanet baş üstüne konur.
Kelimelerin içindeki gizli felsefeyi hisseden, halkın nabzını tutar.

“Nurlar içinde uyusun” ile
“ışıklar içinde uyusun”
aynı anlama gelir sanılır.
Oysa bıraktığı his bambaşkadır.

Halk bunu bilir.

“Selam sabahı kesti” der.
Kimse “akşamı kesti” demez.
Çünkü selam, sadece bir kelime değildir.
Görmek, ilgilenmek, muhabbet etmektir.

“Yol yordam” der.
Yordam bozuksa yol da işe yaramaz.
Zamana göre yöntem belirle der aslında.
Patikada topuklu ayakkabı giyenin sonu bellidir.

“İçelim, açılalım” der.
İçmek için açılmaz.
Açılmak için içer.

Güzeli ağlatır.
Çirkini söyletir.
Kendince bir denge kurar.
Kendi adaletini üretir.

Yavaş yürüyene “ölü”,
hızlı yürüyene “deli” der.
Aslında ölçüyü öğretir.

“Yalnız ağlanır ama yalnız gülünmez.”
Çünkü yalnız gülenin zihninde bir fırtına vardır.

Hastane ve mahkeme için söylenen söz ne kadar derindir:
“Allah yokluğunu eksik etmesin, varlığına da muhtaç etmesin.”

“Akarsu pislik tutmaz.”
Çalışan insanın kusuru silinir.
Duran su kokar.
Duran insan da.

Kelimelerin sahibi dil değildir.
Beyindir.
Her söz, bir kültürün damıtılmış hâlidir.

Halkın dilini küçümseyenler, halkla bağ kuramaz.
İletişimde zorlanır.
Siyasette tökezler.
Hayatta yalnız kalır.

Bugün halkla “aydın” geçinen bazı kesimler arasındaki en büyük kopukluk da buradadır:
Kelimelerin ruhunu hissedememek…

Dilin kemiği yok, derler.
Doğru.

Ama unuturlar:
Dilin bir ruhu vardır.

Ve o ruhu kaybedenler,
sadece konuşur…
Hiçbir şey söyleyemez.

YAZARIN DİĞER YAZILARI