Yanlış zaman, yanlış yöntem ve bilgi eksikliği, haklı bir davayı nasıl haksız duruma düşürür?
Siyasette haklı olmak tek başına yetmez.
Ne zaman, nasıl ve kimle yaptığın, savunduğun fikir kadar önemlidir.
Defalarca söyledik, yine söylüyoruz:
Doğru bir davayı yanlış zamanda savunursanız, haklıyken haksız duruma düşersiniz.
Bugün yaşanan tam olarak budur.
Kendini “laikliğin yılmaz savunucusu” olarak gören bazı çevrelerin, Ramazan ayında apar topar yayımladığı “şeriat karşıtı bildiri”, ne laikliğe hizmet etmiştir ne de toplumsal barışa katkı sağlamıştır.
Aksine, kendi ayağına sıkılmış bir kurşun olmuştur.
Yanlış Zaman, Yanlış Akıl
Sorulması gereken sorular ortadadır:
Bu bildirinin zamanlamasını kim yaptı?
Hangi siyasi akılla hazırlandı?
Kime, ne mesaj verilmek istendi?
Ramazan ayında, dini hassasiyetlerin zirve yaptığı bir dönemde, böyle bir metni “laiklik savunması” adı altında servis etmek, siyasi körlükten başka bir şey değildir.
Bu bir savunma değil, açık bir provokasyondur.
Bilgi Olmadan Tepki Olmaz
Sorun sadece zamanlama da değildir.
Şeriat nedir?
Laiklik nedir?
Bu konularda gerçekten bilgi sahibi misiniz?
Bir ilahiyatçıya danışıldı mı?
Akademik bir çalışma yapıldı mı?
Toplumsal etkisi ölçüldü mü?
Hayır.
Kulaktan dolma bilgilerle, sloganik bir metin hazırlanmış; ardından da “laiklik adına” imzaya açılmıştır.
Bir şeye karşı çıkmak için önce onu bilmek gerekir.
Bilgi olmadan tepki, sadece gürültü üretir.
Laiklik Kimsenin Tekeli Değildir
Bu ülkede laiklik belli bir kesimin tekelinde değildir.
Bugün iktidar tabanında da laikliğe samimiyetle bağlı milyonlarca insan vardır.
Muhalefete oy verenlerin büyük çoğunluğu da zaten bu ilkeye sahiptir.
Yani toplumda bir laiklik problemi yoktur.
Problem, bazı “çok bilen”lerin siyasi basiretsizliğidir.
Her Ramazan Aynı Hata
Her Ramazan aynı senaryo:
Aynı refleksler,
Aynı hatalar,
Aynı tuzaklar,
Aynı oy kaybı…
Sonra seçim gelir, sandıkta hüsran yaşanır.
Ardından şaşkınlık başlar:
“Nasıl kaybettik?”
İşte böyle kaybediyorsunuz.
Atatürk’e Saygısızlık
Bugün bazı çevreler, Atatürk’ün kurduğu Diyanet İşleri Başkanlığı’nı bile tartışma konusu yapacak noktaya gelmiştir.
Hem Atatürk’ün mirasına sahip çıktığını iddia edeceksin,
hem de onun en temel kurumlarından birini yok sayacaksın.
Bu açık bir tutarsızlıktır.
Hayali Tehditlerle Siyaset Olmaz
Siyaset, köpekbalığı korkusu üretmekle yapılmaz.
Denizde yüzmeyi bilmiyorsan, okyanus korkusu yaratmanın kimseye faydası yoktur.
Burası Türkiye’dir.
Miami değildir.
JAWS filmleriyle siyaset yapılmaz.
Bu toplumun gerçek sorunları vardır:
Geçim sıkıntısı, adalet, eğitim, işsizlik…
Ama bazıları hâlâ hayali düşmanlar üreterek siyaset yapmaktadır.
Asıl Tehlike: Bilmediğini Bilmeyenler
Bilmediğini bilen insan öğrenir.
Bilmediğini bilmeyen ise felakettir.
Bugün yaşadığımız pek çok sorunun kaynağı da budur.
Çok konuşan,
Az düşünen,
Hiç sorgulamayan bir siyaset anlayışı…
Son Söz;
Bu ülkenin laikliği, sizin bildirilerinize muhtaç değildir.
Bu millet, devrimlerine sahip çıkmayı sizden öğrenecek değildir.
Ama siz bu anlayışla devam ederseniz,
ne iktidar yüzü görürsünüz, ne de topluma umut olursunuz.
Ya susmayı öğreneceksiniz, ya da yerinizi bilenlere bırakacaksınız.
Başka yolu yok.
