HALKWEBYazarlarRakibin Günahı Senin Masumiyetin Değildir: Kirli Rekabet Temiz Siyaset Üretmez

Rakibin Günahı Senin Masumiyetin Değildir: Kirli Rekabet Temiz Siyaset Üretmez

Karşıtlık siyasal mücadeleyi büyütebilir. Ancak karşıtlık suçları meşrulaştıramaz.

0:00 0:00

Türkiye’de siyaset uzun süredir olayların kendisi üzerinden değil, olaylara verilen refleksler üzerinden tartışılmaktadır. Bir iddia gündeme geldiğinde toplumun önemli bir kesimi önce olayın doğruluğunu araştırmamaktadır. İlk sorulan soru artık “Ne oldu?” değil, “Kim yaptı?” sorusudur.

Bu zihinsel kırılma, demokratik sistemler açısından kritik bir eşiktir. Çünkü bir toplumda etik değerlendirme, hukuki sorumluluk ve kamusal vicdan aidiyet filtresinden geçirilmeye başlandığında siyasal rekabet programlar üzerinden değil, kabile sadakati üzerinden yürümeye başlar. Türkiye’de son yıllarda yaşanan tartışmalar bu kırılmanın somut göstergelerini sunmaktadır.

Giresun’da CHP’li belediye yönetimiyle ilgili bir çocuğa uygunsuz mesaj gönderildiğine dair basına yansıyan iddialar kamuoyunda geniş yankı uyandırmıştır. Olayın hukuki boyutu ve doğruluğu yargı makamlarının konusudur. Ancak kamuoyunda ortaya çıkan siyasi refleks, olayın kendisinden daha dikkat çekici bir tablo ortaya koymuştur. İktidar çevreleri bu iddiayı muhalefetin ahlaki zaafının kanıtı olarak sunarken, muhalif çevreler sürecin siyasi manipülasyon olabileceğini savunmuştur.

Benzer bir dönemde Adapazarı’nda belediye başkanının özel hayatı ve belediye çevresiyle bağlantılı olduğu öne sürülen ilişkiler kamu denetim mekanizmalarına taşınmıştır. Bu kez siyasi refleks tersine dönmüştür. Muhalefet kamu gücünün kişisel ilişkilerle iç içe geçtiğini ileri sürerken, iktidar çevreleri iddiaların siyasi malzeme haline getirildiğini savunmuştur.
Bu iki olayın ortak noktası iddiaların doğruluğu değildir. Ortak nokta kamuoyunun verdiği tepkidir. Her iki olayda da tartışma etik ilkeler üzerinden değil, siyasi aidiyet üzerinden yürütülmüştür. Türkiye’de siyasal kültürün en kırılgan noktası tam olarak burada ortaya çıkmaktadır. Olayların kendisi değil, tarafların kimliği belirleyici hale gelmiştir.

Belediyeler Ve Yolsuzluk Tartışmaları: Partiler Üstü Bir Sorun

Türkiye’de belediyeler uzun yıllardır yolsuzluk, ihale süreçleri ve kamu kaynağı kullanımı tartışmalarının merkezinde yer almaktadır. Bu tartışmalar hiçbir zaman tek bir partiye veya tek bir döneme ait olmamıştır. Yerel yönetimler sahip oldukları ekonomik ve idari güç nedeniyle siyasal sistemin en kırılgan alanlarından biri haline gelmiştir.

Sayıştay raporları yıllardır farklı partilere ait belediyelerde çeşitli usulsüzlük bulgularını ortaya koymaktadır. Bu bulgular arasında ihale süreçlerinde mevzuata aykırı uygulamalar, belediye iştirakleri üzerinden denetimsiz harcamalar, kamu zararına yol açan işlemler ve yakın çevre kadrolaşmaları bulunmaktadır.

Geçmiş dönemlerde AK Partili büyükşehir belediyelerinde imar kararları, kamu arazilerinin tahsisi ve ihale süreçleri üzerine yoğun tartışmalar yaşanmıştır. Son yıllarda ise CHP’li belediyelerde belediye iştirakleri, organizasyon harcamaları, ihale dağılımları ve yönetim atamaları üzerine kamuoyunda güçlü eleştiriler gündeme gelmiştir.

Bazı belediye başkanları hakkında soruşturma süreçleri başlatılmış, bazı dosyalar yargıya taşınmış, bazı tartışmalar ise siyasi polemik alanında kalmıştır. Ancak tüm bu süreçlerde dikkat çeken en önemli unsur, hangi partiye ait olursa olsun, siyasi tarafların kendi belediyelerini savunma refleksi göstermesidir.

İktidar cephesi muhalefet belediyelerindeki her iddiayı sistematik yozlaşma olarak sunarken, muhalefet cephesi iktidar belediyelerindeki her bulguyu rejim sorunu olarak anlatmaktadır. Bu karşılıklı suçlama kültürü, yerel yönetimlerde yapısal reform tartışmalarının ortaya çıkmasını engellemektedir. Belediyelerdeki yolsuzluk tartışmaları çoğu zaman kurumsal reform çağrısına dönüşmemekte, siyasi propaganda alanına sıkışmaktadır.

Siyasi Dil Ve Çifte Standart Kültürü

Türkiye’de siyasal tartışmanın en görünür alanlarından biri liderlerin kullandığı dildir. Siyasal iletişim dili yalnızca politik rekabetin tonu değildir; aynı zamanda demokratik kültürün seviyesini belirleyen temel göstergelerden biridir. Son yıllarda siyasi dilin sertleştiği, hakaret ve ötekileştirici söylemlerin olağanlaştığı gözlemlenmektedir.

Bu sertleşme yalnızca dilsel bir değişim değildir. Aynı zamanda siyasal meşruiyet anlayışının dönüşümünü de ifade etmektedir. Ancak burada dikkat çeken temel sorun, siyasal dilin ilkesel değil partizan reflekslerle değerlendirilmesidir.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in zaman zaman sert ve hakaret sınırına yaklaşan söylemleri kamuoyunda tartışmalara yol açmıştır. İktidar çevreleri bu dili siyasi yozlaşmanın göstergesi olarak yorumlamıştır. Buna karşılık Türkiye siyasetinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da geçmiş yıllarda muhalefete yönelik sert, polemikçi ve zaman zaman hakaret tartışmalarına konu olan ifadeler kullandığı bilinmektedir. Muhalefet bu dili otoriter siyaset tarzının göstergesi olarak değerlendirmiştir.

Bu iki örnek Türkiye’de siyasi dilin ilkesel değil tribünsel biçimde tartışıldığını göstermektedir. Aynı davranış farklı siyasi aktörler tarafından gerçekleştirildiğinde farklı biçimde yorumlanmaktadır. Kendi siyasi liderinin sert dili kararlılık olarak sunulurken, rakip liderin benzer söylemleri demokratik gerileme olarak değerlendirilmektedir.

Bu çifte standart siyasal iletişim normlarını aşındırmaktadır. Demokratik tartışma kültürü, eleştirinin tutarlı ve ilkesel olmasını gerektirir. Türkiye’de ise siyasal dil eleştirisi çoğu zaman siyasi kimlik kontrolüne bağlıdır.

Yolsuzlukla Mücadelenin Propaganda Araçsallaşması

Türkiye’de yolsuzluk tartışmaları uzun süredir siyasal rekabetin en güçlü araçlarından biri haline gelmiştir. Ancak bu tartışmalar çoğu zaman kurumsal reform üretmemektedir. Yolsuzluk söylemi, reform alanı olmaktan çok propaganda alanına dönüşmektedir.

Muhalefet belediyelerinde ortaya çıkan bir ihale tartışması günlerce siyasi gündemi belirleyebilmektedir. Aynı şekilde iktidar belediyelerinde ortaya çıkan Sayıştay bulguları ya da kamu zararı iddiaları muhalefet tarafından rejim eleştirisinin merkezine yerleştirilmektedir.

Bu karşılıklı suçlama mekanizması, yolsuzlukla mücadeleyi ilkesel zeminden uzaklaştırmaktadır. Türkiye’de siyasi aktörlerin önemli bir bölümü yolsuzluğu ortadan kaldırmaya değil, yolsuzluk iddialarını rakibine karşı kullanmaya odaklanmaktadır.
Oysa siyasal sistemlerde yolsuzlukla mücadele, kurumsal şeffaflık ve denetim mekanizmalarının güçlendirilmesiyle mümkündür. Yolsuzluk söyleminin siyasi propaganda aracı haline gelmesi, sorunun yapısal çözümünü geciktirmektedir.

Yolsuzluk ideolojik kimlik taşımaz. Kamu zararı siyasi aidiyet seçmez. Bu gerçek göz ardı edildiğinde siyasal sistemde hesap verebilirlik zayıflar.

Rövanşçı Ahlak Ve Normalleşen Etik İhlaller

Türkiye’de siyasal tartışmanın en tehlikeli dönüşümlerinden biri rövanşçı ahlak anlayışının yaygınlaşmasıdır. Bir skandal ortaya çıktığında tartışma çoğu zaman yanlışın ortadan kaldırılması üzerine değil, yanlışların karşılaştırılması üzerine kurulmaktadır.

“Onlar yaptıysa biz de yaptık” savunması, siyasal yozlaşmanın en güçlü meşrulaştırma aracıdır. Bu yaklaşım etik ihlalleri ortadan kaldırmaz; aksine ihlallerin normalleşmesine yol açar.

Bir belediyede kamu kaynağının usulsüz kullanılması, başka bir belediyede benzer uygulamaların bulunmasıyla savunulamaz. Aynı şekilde bir siyasi aktörün etik dışı davranışı, rakip siyasi aktörlerin hatalarıyla meşrulaştırılamaz.

Etik ihlallerin karşılaştırılması demokratik denetim kültürünü zayıflatır. Çünkü bu yaklaşım sorumluluğu ortadan kaldırır ve siyasal sistemi bireysel hataların kurumsal savunmaya dönüştüğü bir yapıya sürükler.

Siyasal Meşrulaştırma Ve Kolektif Sorumluluk Krizi

Partizan siyasal kültür, bireysel sorumluluğu kolektif kimlik savunusuna dönüştürmektedir. Türkiye’de bir kamu görevlisinin hatası çoğu zaman bireysel sorumluluk alanında tartışılmamaktadır. Hata, siyasi kimlik üzerinden savunulmaktadır.

Bu yaklaşım hukuk devletinin temel prensipleriyle çelişmektedir. Hukuk bireysel sorumluluk ilkesine dayanır. Partizan savunma mekanizmaları bu ilkeyi zayıflatmaktadır. Siyasal meşrulaştırma mekanizmaları etik ihlalleri kurumsal koruma altına almakta ve kamu yönetiminde hesap verebilirlik krizine yol açmaktadır.

Siyasal Kutuplaşma Ve Toplumsal Algı

Türkiye’de siyasal kutuplaşma yalnızca siyasi partiler arasındaki rekabeti değil, toplumsal algıyı da derinden şekillendirmektedir. Medya yapısının giderek kutuplaşması, siyasal olayların farklı ideolojik filtrelerden geçirilerek sunulmasına yol açmaktadır. Bu durum toplumun ortak gerçeklik zeminini aşındırmakta, farklı kesimlerin aynı olay hakkında tamamen zıt kanaatlere ulaşmasına neden olmaktadır.

Bilgiye erişimin artması demokratik toplumlar için teorik olarak şeffaflığı güçlendirmesi gereken bir gelişmedir. Ancak Türkiye’de bilgi bolluğu çoğu zaman bilgi kalitesinin artması anlamına gelmemektedir. Aksine, seçilmiş bilgi akışları ve ideolojik medya çerçeveleri toplumda bilgi asimetrisi üretmektedir. Bu asimetri, demokratik karar alma süreçlerini zayıflatmakta ve siyasal tartışmaları veri temelli analizden uzaklaştırarak söylem rekabetine dönüştürmektedir.

Demokratik Tartışma Kültürünün Aşınması

Demokratik sistemlerin sürdürülebilirliği, farklı görüşlerin ilkesel ve rasyonel zeminde tartışılmasına bağlıdır. Türkiye’de siyasal tartışma giderek polemik alanına sıkışmaktadır. Eleştiri, çözüm üretme amacı taşımaktan uzaklaşmakta; karşı tarafı zayıflatma aracına dönüşmektedir.

Bu dönüşüm yalnızca siyasal elitleri değil, toplumsal tartışma kültürünü de etkilemektedir. Sosyal medya ortamlarında siyasal tartışmalar çoğu zaman bilgi üretme süreci olmaktan çıkmakta, kimlik savunusu pratiğine dönüşmektedir. Bu durum siyasal uzlaşı kapasitesini azaltmakta, demokratik müzakere kültürünü zayıflatmaktadır.

Demokrasinin Geleceği Ve Siyasal Sorumluluk

Türkiye’nin demokratik geleceği yalnızca seçim sonuçlarına bağlı değildir. Demokratik sistemin gücü, siyasal aktörlerin kim olduğundan çok, siyasal kültürün niteliğiyle belirlenmektedir. Eğer siyasal kültür partizan sadakati etik ilkelere tercih etmeye devam ederse, iktidar değişimleri kalıcı reform üretmeyecektir.

Demokrasi yalnızca sandık değildir. Demokrasi aynı zamanda hesap verme rejimidir. Siyasal sistem, seçimle gelen yöneticilerin hukuki ve etik denetime açık olmasıyla güçlenir. Türkiye’de demokratikleşme tartışmaları çoğu zaman iktidar değişimi üzerinden yürütülmektedir. Oysa tarihsel deneyimler, iktidar değişiminin tek başına kurumsal temizlenme sağlamadığını açık biçimde göstermektedir. Kurumsal temizlenme, denetim kültürünün yerleşmesiyle mümkündür.

Parti Aidiyetleri Ve Etik Sınırlar

Parti aidiyetleri demokratik sistemlerde doğal ve kaçınılmaz unsurlardır. Ancak aidiyet, etik sorumluluğun yerine geçtiğinde siyasal yozlaşma hızlanmaktadır. Türkiye’de siyasal tartışmalar çoğu zaman kendi siyasi tarafının hatalarının küçültülmesi, rakip tarafın hatalarının ise büyütülmesi üzerine kurulmaktadır.

Bu yaklaşım etik standartların parçalanmasına yol açmaktadır. Etik değerlerin partizan yorumlara açık hale gelmesi, kamu yönetiminde güven krizini derinleştirmektedir. Kamu gücünün sınırlarını belirleyen en önemli unsur, etik normların evrenselliğidir. Evrensel etik standartların yerini partizan yorumların alması, demokratik kurumların işleyişini zayıflatmaktadır.

Yolsuzlukla Mücadelede Yapısal Reform Gerekliliği

Türkiye’de yolsuzluk tartışmaları uzun süredir siyasal polemik alanına sıkışmaktadır. Yolsuzluk iddiaları çoğu zaman kurumsal reform tartışmalarına dönüşmemektedir. Oysa yolsuzlukla mücadele yalnızca bireysel sorumluluk alanında yürütülebilecek bir süreç değildir.

Etkili mücadele, denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi, şeffaflık politikalarının geliştirilmesi ve kamu yönetiminde hesap verebilirlik standartlarının yükseltilmesiyle mümkündür. Kurumsal reformların hayata geçirilmesi, siyasal aktörlerin iyi niyet beyanlarından çok, sistematik denetim yapılarının kurulmasına bağlıdır.
Yolsuzluk ideolojik kimlik taşımaz. Kamu zararı siyasi aidiyet seçmez. Bu gerçek kabul edilmeden kurumsal reform üretmek mümkün değildir.

Karşıtlık Siyasetinin Sınırları

Karşıtlık, demokratik rekabetin doğal bir unsurudur. Siyasal partiler farklı ideolojiler ve programlar üzerinden rekabet eder. Ancak karşıtlık, etik denetimin yerine geçtiğinde demokratik sistem zarar görmektedir.

Türkiye’de karşıtlık giderek siyasal meşruiyet üretim aracına dönüşmektedir. Bir siyasi aktörün hatası, rakip aktörün hatalarıyla meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır. Bu yaklaşım sorumluluk kültürünü zayıflatmakta ve etik ihlallerin sistematik hale gelmesine zemin hazırlamaktadır.

Karşıtlık siyasal mobilizasyon sağlayabilir. Ancak karşıtlık etik ihlalleri savunma aracına dönüştüğünde demokratik sistem işlevini kaybetmektedir.

Yurttaş Denetimi Ve Demokratik Bilinç

Demokratik sistemlerin en güçlü koruma mekanizması bilinçli yurttaştır. Siyasal aktörlerin davranış sınırlarını belirleyen en önemli unsur toplumsal denetimdir. Yurttaşın siyasal sadakati partilere değil, ilkelere yöneldiğinde demokratik sistem güçlenmektedir.
Türkiye’de demokratik dönüşümün anahtarı yalnızca kurumsal reformlar değildir. Aynı zamanda toplumsal bilinç dönüşümüdür. Toplum, kendi siyasi tarafının hatalarını eleştirebildiği ölçüde demokratik denetim güçlenir. Eleştiri kültürünün gelişmesi, demokratik sistemin sürdürülebilirliği açısından yaşamsal öneme sahiptir.

Siyasal Ahlakın Yeniden İnşası

Türkiye’nin en büyük ihtiyaçlarından biri yeni bir siyasal ahlak anlayışının inşasıdır. Siyasal ahlak, kamu gücünün sınırlarını belirleyen temel ilkedir. Kamusal yetkinin kişisel çıkar alanına dönüşmesi demokratik sistemlerin en büyük kırılma noktalarından biridir.
Kamu kaynaklarının kullanımı şeffaf ve denetlenebilir olmalıdır. Siyasal liderlik yalnızca yönetme sorumluluğu değil, aynı zamanda etik standart belirleme sorumluluğu taşımaktadır. Siyasal ahlak yalnızca siyasetçilerin değil, toplumun ortak sorumluluğudur.

Demokrasinin Korunması ve Kurumsal Güçlenme

Demokrasinin korunması yalnızca seçim süreçleriyle mümkün değildir. Demokratik sistemin sürdürülebilirliği kurumsal yapıların güçlendirilmesine bağlıdır. Bağımsız denetim mekanizmaları, şeffaf kamu yönetimi ve hukukun üstünlüğü demokratik sistemin temel unsurlarıdır.

Türkiye’de bu alanların güçlendirilmesi demokratik istikrar açısından kritik öneme sahiptir. Kurumların zayıflaması, siyasal sistemin kişiselleşmesine yol açmakta; kişiselleşmiş siyasal yapı ise hesap verebilirliği zayıflatmaktadır.

Sonuç ve Politik Manifesto

Türkiye’nin siyasal krizi yalnızca iktidar değişimi meselesi değildir. Asıl kriz siyasal ahlakın aşınmasıdır. Siyasal kültür etik ilkelerden uzaklaştığında demokratik sistem zayıflar.
Giresun’daki iddialar doğruysa bu kamu ahlakı sorunudur.
Adapazarı’ndaki şikâyetler doğruysa bu kamu gücü sorunudur.

İktidar belediyelerinde kamu zararı varsa bu hesap sorulması gereken bir konudur.
Muhalefet belediyelerinde usulsüzlük varsa bu da aynı şekilde hesap sorulması gereken bir konudur.

Parti aidiyetleri suçu aklamaz.
Yolsuzluk ideolojik kimlik tanımaz.
Etik ihlaller siyasi renk değiştirmez.

Karşıtlık siyasal mücadeleyi büyütebilir. Ancak karşıtlık suçları meşrulaştıramaz.

Türkiye’nin ihtiyacı yeni sloganlar değildir. Türkiye’nin ihtiyacı güçlü denetim kültürüdür. Türkiye’nin ihtiyacı ilkesel siyasal rekabettir. Türkiye’nin ihtiyacı etik sorumluluk bilincidir.

Aksi halde siyasal aktörler değişir. İktidarlar değişir. Belediyeler el değiştirir.
Ama sorun değişmez.
Karşıtlık aklamaz.
Hiçbir zaman aklamaz.

YAZARIN DİĞER YAZILARI