Yanlış alışkanlıkların esiri olan halklar için biçilmiş bir kaftan “Coğrafya kaderdir!” sözü. Hâlbuki, içine düşülen çukurun -daha önce de aynı çukura düşülmesine rağmen- kutsanmasından başka bir anlam ifade etmiyor esasında bu söz!
Mevcudu meşru gören telakkilerin, terakkiye ket vurduğu bir coğrafyada konunun kadere havale edilmesi tam anlamı ile insanlar üzerindeki sorumluluğu kaldırmakta ve “ne yapalım, bu toprakların kaderi böyle!” diyerek rahatlamaya verilmekte ve bu rahatlık rehavete ve atalate dönüşmektedir.
“Edinilmiş çaresizlik” sendromunun değişik bir illüzyonundan bahsediyoruz, “coğrafya kader” diyerek yaşanılan yeri “keder coğrafyası” hâline getirdi Ortadoğu’nun muhterem muhteşem evlatları!
“Aynı şartlar, aynı sonucu doğurur!” diyor Fransız sosyolog Emile Durkheim ve şartlar değişmediği için aynı topraklarda aynı hatalar devam edip gidiyor, en sonunda “tarih tekerrürdür!” metaforu ile geçiştirmeler, sıkışınca konuyu Hakk’a havale ederek kadercilik kafesinde şakımak! Sarayın bahçesinde açan güle aşık olan bülbülün kafese girmesi kaçınılmaz bir süreç!
Bülbülün feryadı, güle duyduğu aşka serenat mı yoksa hürriyete duyduğu özlem ve arzusuna yenilmenin verdiği pişmanlık mi (!) belirsiz… Muammaya yelken açanların beklenmedik acı sürprizlerle tanışmasının kaderle zerre alakası yoktur dostlarım!
Sufli davası için öz benliğini yitirenlerin yolda uğradığı kazayı da kadere bağlayarak yoldan çıkanları aklama gayretine girmesin kimse! Bu topraklarda her ne yaşanırsa sorumlusu bizatihi yine halktır. Şartları değiştirme cihetine gitmeyenler aynı müzmin sonuca , afet ve belaya maruz kalacak, çaresi yok!
“Neden Türkiye, Ortadoğu’da en güvenli ülke?” cevabını merak eden de yok! Biz söyleyelim belki ibret alır bir kesim yığınlar!
Çünkü Türkiye, Gazi Mustafa Kemal Atatürk sayesinde yaşadığı şartları değiştirdi ve bugün Ortadoğu’daki bataklığa düşmekten kurtuldu. Araplar bunu başaramadı ve şartları zorlamayanlar makus talihlerine boyun eğmek zorunda kaldı.
Demokrasi tecrübesini en derin manada en köklü yaşayan ülke Türkiye ve devlet Türkiye Cumhuriyeti. İran, bugün sıkıntıda çünkü 1979 yılında Cumhuriyet sistemine geçti, biz ise 1.Meşrutiyet ve 2.Meşrutiyet ile ön demokrasi tecrübesi yaşadık ve en sonunda Cumhuriyet sistemi ile kemâle erdik Mustafa Kemal ile…
İstenildiği gibi hızlı işlemedi demokrasi treni, dirençlerle karşılaştı yeni devlet ama bir şekilde boranı atlattı ve Ortadoğu’da bugün huzurun adresi oldu. Huzursuz insanlar, huzur içinde yaşayanları çekemez! İnsanın pis egosunun tezahürü bu ne yazık ki! “Komşunun tavuğu, komşuya kaz görünür!” demiş atalarımız, hele ki bizim komşulara kaz değil kurbanlık deve görünüyor!
Aleyhindeki yapılanmalara rağmen Türkiye, komşularının huzurunu boşuna istemiyor, komşularının toprak bütünlüğünü savunması hem kendi huzuru hem de bölge huzuru için! Bu sebeple büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk “YURTTA SULH, CİHANDA SULH!” dedi fakat onun bu öngörüsünü “Gözünüzü yumun, çevreyle alakanızı kesin!” şeklinde algılayan ve halen de dar beyinlere bu minvâlde etki etmeye çalışan algı aparatları da mevcut yazık ki!
“Usul, esasa mukaddem!” kesinlikle, bugün Suriye’nin kendi toprak bütünlüğü konusunda duyarlılığına “Amennâ” fakat geçmişte yapılanların benzerini tekrar ederek “Firavun bizdense yaptığı zulüm değildir!” ruh haline kesinlikle hayır!
Ortadoğu’da zaten sorunun merkezi budur. Emeviler, Abbasiler ve nice dönemlerde yaşanılan sıkıntılardan ders almıyorsa bu yığınlar, ders veren had bildiren dış müdahaleye açık yapı arz etmesi doğal!
Zira, tabiat boşluk kabûl etmez!
