Sağ, sürü!
Sol, sürü!
Gel de yürü!
Anlamadan anlamlandırma sendromu, her iki kesimde bariz! Sağ kesimin, kendine idol kabul ettiği kişilere anlam yüklerken merkeze dini koyması ve sol kesimin de tamamen din karşıtı tezlerle kendi idolüne anlam yüklemesi…
İlginç olan ise her iki metodun da tuhaf biçimde aynı sarmal içinde hatalarla yoğrulmuş olması ve tekerrürden ibaret bir düşünce sistemine bu şekilde can suyu verilmesi…
Metodları aynı olan bu kesimlerin zaman içinde ortak olması şaşırtıcı değil aslında! Sabah akşam birbirlerini galiz ifadelerle eleştirenlerin can ciğer kuzu sarması dönüşümü, beni bu yüzden hiç şaşırtmıyor!
2.Abdülhamit’e diktatör diyen Perinçek’in, onu evliya kabul edecek kadar kutsayan kesimle bir beraber olması çelişkisi dillere destan! Aynı şekilde, bir dönem Sayın Öcalan diyenleri tahkir edenlerin, Umut Hakkı diyerek Öcalan’a ‘kurucu önder’ diyecek kadar yelpazeyi geniş tutması da beni şaşırtmadı!
Çünkü yordam aynı olunca; yollar ne kadar farklı olsa da bir yerde birleşir herkes, su misali… Dicle ile Fırat’ın ayrı olduğunu inanan, Şatt’da birleştiğini görünce anlar belki her şeyin, masaldan hikayeden olduğunu! Vakti zamanında birçok fidanın, hisseder mi acep hayatlarının baharında vakitsiz terk-i diyâr etmelerinin iç sızısını… Sanmam!
Anlamadan anlamlandırma yaparak allâme geçinenlere eleştirimiz! Büyük Önder Atatürk’ü anlatırken sanki sadece 1934’de doğdu 1938’de vefat etmiş gibi… Kurtuluş Savaşı’nın kahramanı iken Ankara’da Gazi Meclisin başkanı iken hiç mi Cuma Namazı kılmadı, hep mi rakı içti! Mahalle Mektebinde öğretilen namaz surelerini de mi bilmiyor! Bu kadar mı dinden uzaktı?
Bilerek ya da bilmeyerek, yillarca bu şekil algı ile Atatürk’ü tanıtıp kendi menfaat ordusuna malzeme eden aydın solcu kardeşlere sitemlerimiz!
2.Abdülhamit’i kutsarken, her akşam Rom (çok sert denizci içkisi) içtiği torunu tarafından anlatılırken hâlâ onu evliya gibi gören, tarihi kişilikleri olduğu gibi değerlendirmekten aciz, kendi sığ mahfillerinde parsa toplamayı kâr belleyen (güya!) dindar sağcı kimselere tenkidimiz…
Herkesin, tarihi rolünden koparılıp kendi mahfil, dergah, dernek, parti vs. merkezlerde çıkar malzemesi yapılmasına isyanımız…
Bir tarih kitabı okumadan, bilmem hangi beyefendinin (deli veya meczup) videoları ile merhum Halil İnalcık dahil İlber Ortaylı ve daha yaşayan birçok bilim insanına ayar veren hadsizlere, terbiyesizlere, densizlere, kendini bilmezlere öfkemiz…
Yolu, cadde eyleyen yordamdır. Yordam bilmeyenler, otobanı da patikaya çevirir! Usul bilmeyenlerin, usulü esasa feda edenlerin, en sonunda kendilerini heba ettiğine tanık olduk..
Az kalsın, memleketin sulh ve selameti de heba olacaktı! Peki ders alındı mı, bu hatadan dönüldü mü? Sanmam!
F gider M gelir S gelir , gelir de gelir… Bu metodik travma, kalıcı bir hasar yaratmış uğursuz bedenlerde… Akıl almıyor kimse, aynı hatayı farklı defterlerde işleyerek sürece devam ediyor ve en sonunda, eline bir silgi alıp siliyor yanlışı ve sütten çıkma Ak Kaşık kesiliyor karşımıza… Sildiğin yanlışın izi defterde, sen körsün ama çok şükür bizim gözümüz sağlam!
Gözleri bozuk olanlara gözlük kar etmiyor doktor! Ameliyat gerek! Suç ne gözlükte ne dürbünde!
Şâir ne güzel demiş ve özetlemiş zamanında…
“Zulm ile âbâd olur sanma adâlet gerek
Tilki çakal şâh imiş geç git asâlet gerek!”
İlle de gerçek ararsan sana dürbün verem
Gözleri şehlâya mercek mi tabâbet gerek!
*Tabâbet: Tıp bilimi.
