HALKWEBYazarlar2-Siyasetin Yeni Dili: Mağduriyet Endüstrisi

2-Siyasetin Yeni Dili: Mağduriyet Endüstrisi

“Siyaset artık çözüm üretmiyor; mağduriyet üretip onu yönetiyor.” Bu yazı, “Gerçeğin Yerine Geçenler” başlıklı yazı dizisinin ikinci bölümüdür.

0:00 0:00

Türkiye’de siyaset uzun zamandır sorun çözme yarışından çıktı.
Artık yarış, kimin daha mağdur olduğu üzerine kurulu.

İlginç olan şu:
Sadece muhalefet değil, iktidar da kendini mağdur olarak anlatıyor.
Herkes baskı altında, herkes hedefte, herkes haksızlığa uğramış gibi.

Çünkü bu yeni düzende haklı olmak yetmiyor.
Mağdur görünmek gerekiyor.

Mağduriyet Nasıl Üretilir?

Artık bir olay yaşandığında, kimsenin ilk baktığı şey olayın kendisi değil.
Herkes aynı soruyu soruyor:

“Kimden?”

Eğer “bizdense”, savunuluyor.
“Onlardan” ise mahkûm ediliyor.

Böylece suç ortadan kalkıyor,
yerine kimlik geçiyor.

Gerçekler değil, taraflar konuşuluyor.

İşte bu noktada mağduriyet bir duygu olmaktan çıkıyor,
bir stratejiye dönüşüyor.

Mağduriyet artık yaşanan bir durum değil;
üretilen, büyütülen ve yönetilen bir araca dönüşüyor.

Gücün Mağduriyet Oyunu

İktidarın mağduriyet ürettiği bir düzen kuruldu bu ülkede.

Muhalefetin mağduriyeti anlaşılabilir; çünkü mağduriyet varsa, onu üreten bir güç de vardır.
Bu, siyasetin en temel gerçeklerinden biridir:
Eşit koşulları ortadan kaldırırsanız, yarış rekabet olmaktan çıkar, tahakküme dönüşür.

Peki iktidarın mağduriyeti nereden geliyor?

Kendi gücünü elinde tutan, kuralları belirleyen, oyunun sınırlarını çizen bir iktidar nasıl mağdur olur?
Kendi kendini mağdur eden bir iktidar anlayışının demokratik bir karşılığı var mı?

Henüz bilmiyoruz.

Ama bildiğimiz bir şey var:
Bu dil, gerçeği açıklamak için değil; gerçeğin üzerini örtmek için kuruluyor.

Çünkü iktidar mağduriyeti bir hak arayışı değil;
sorumluluktan kaçışın en güvenli zırhına dönüşüyor.

Hatta bir ara bu dil, ekonomik gerçekliği bile yeniden yazmaya kalktı.

Düşmeyen enflasyonun ve hayat pahalılığının nedeni olarak,
patates ve soğan üreten köylüler gösterildi.

Soğancılar bir anda halkı mağdur eden “suçlulara”, hatta “teröristlere” dönüştürüldü.
Neredeyse her gün bir operasyon diliyle,
soğan depolarına, patates silolarına baskınlar düzenlendi.

Oysa bu işin doğası bellidir:
Patates ve soğan toplanır, depolanır ve uygun zamanda piyasaya sürülür.

Ama mesele ekonomi değil, anlatıydı.

Çünkü bir sorunun gerçek nedeni yerine bir “sorumlu” üretildiğinde,
gerçek tartışma ortadan kalkar.

Ve böylece bir ülke, gerçeklerle değil;
üretilmiş hikâyelerle yönetilmeye başlar.

Tüm bunlar, “mağdurum da mağdurum” söylemleri eşliğinde,
zamanla skeçlere konu olacak kadar absürt bir hâl aldı.

İşte tam da böyle bir siyaset dili kuruldu.

Ve ironik olan şu:
Bugün iktidar, neredeyse muhalefetin mağduru gibi konuşuyor.

Oysa güç kimdeyse, sorumluluk da ondadır.

İçeriden Susturulanlar

Ama asıl mağdurlar galiba muhalefetin içinde muhalif olanlardır.
Çünkü onlar iki kez yalnız bırakılıyor:
İktidarın baskısıyla ve kendi mahallesinin tahammülsüzlüğüyle.

Farklı bir söz söyleyen, itiraz eden, sorgulayan herkes;
bir anda “hain” ya da “işbirlikçi” ilan ediliyor.

Böylece tartışma ortadan kalkıyor,
yerini etiketler alıyor.

Oysa demokrasinin özü, tam da o itirazın varlığıdır.

Gerçek Mağdur Kim?

Günün sonunda bir muhasebe yapacak olursak:

Bu sistemin gerçek mağduru ne iktidardır ne de siyaset kurumunun kendisi.

Asıl mağdur; yoksulluk fanusuna sıkıştırılmış,
mağduriyet hikâyeleriyle oyalanan ve bu hikâyelerle yönetilen halktır.

Çünkü onlar ne anlatının öznesidir ne de kararın sahibidir.
Sadece sonuçlarını yaşayanlardır.

Ve belki de en acısı şudur:

Onların sesi, en çok konuşulan yerde en az duyulandır.

Bir sonraki yazıda, bu dilin neden karşılık bulduğunu ve toplumun neden sessiz kaldığını ele alacağız.

YAZARIN DİĞER YAZILARI