HALKWEBYazarlarVuslatından 755 Yıl Sonra: Hünkâr Mayasına Duyulan İhtiyaç

Vuslatından 755 Yıl Sonra: Hünkâr Mayasına Duyulan İhtiyaç

Anadolu’nun Müslüman-Türk yapan, merhum Prof. Dr. Haydar Baş’ın “Anadolu’nun Genelkurmay Başkanı” olarak nitelendirdiği Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin Hakk’a vuslatının üzerinden 755 yıl geçti. Bu uzun zaman diliminde devletler kuruldu, sınırlar değişti, şehirler büyüdü; bilim ve teknoloji insan hayatını bambaşka bir noktaya taşıdı. Ancak insanlığın temel meseleleri büyük ölçüde aynı kaldı: adalet, ahlak, merhamet, kardeşlik, doğruluk ve birlikte yaşama kültürü.

Bu nedenle Hacı Bektaş Veli’yi yalnızca yıldönümlerinde hatırlanan tarihî bir şahsiyet olarak görmek eksik olur. Onun asırlar öncesinden gelen öğütlerini bugünün şartları içerisinde yeniden düşünmek, bize yalnız geçmişi değil, bugünümüzü de sorgulama imkânı verir. Çünkü Hünkâr’ın düşünce dünyasının merkezinde insanın kendisini terbiye etmesi, hakkı gözetmesi ve farklılıkları düşmanlık sebebi hâline getirmemesi vardır.

Bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerden biri de tam olarak budur: Birbirimizi dinleyebilmek.

Artık çok konuşuyor, çok yazıyor, çok tartışıyoruz. Fakat aynı ölçüde birbirimizi anlayabiliyor muyuz? Sosyal medya sayesinde herkes birkaç saniye içinde düşüncesini binlerce kişiye ulaştırabiliyor. Bu büyük imkân beraberinde büyük bir sorumluluğu da getiriyor. Bir sözün insanı incitebileceğini, bir iddianın haksızlık doğurabileceğini, öfkeyle kurulan bir cümlenin toplumsal ilişkileri zedeleyebileceğini unutmamak gerekiyor.

Hünkâr’a atfedilen “Eline, beline, diline sahip ol” öğüdü tam da burada yeniden anlam kazanıyor.

Eline sahip olmak, başkasının hakkına uzanmamayı; beline sahip olmak, aileye, sadakate ve insan onuruna karşı sorumluluğu; diline sahip olmak ise yalandan, iftiradan, hakaretten, dedikodudan ve kırıcı sözden uzak durmayı öğütler. Bunu yalnızca dinî veya tasavvufi bir söz olarak değil, toplumsal hayatın temel bir ahlak ölçüsü olarak okumak mümkündür.

Bugünün dünyasında insanların siyasi görüşleri, inançları, yaşam biçimleri ve kültürel tercihleri birbirinden farklı olabilir. Bu farklılıkların varlığı doğaldır. Asıl mesele, farklılıkların öfkeye ve düşmanlığa dönüşmesine izin vermemektir. Hacı Bektaş Veli’ye atfedilen “yetmiş iki millete bir gözle bakmak” anlayışı da insanın kimliğinden önce insan olma değerini hatırlatan güçlü bir yaklaşım olarak karşımızda duruyor.

Bir toplumun huzuru, herkesin aynı düşünmesinden değil; farklı düşünen insanların ortak bir adalet ve saygı zemininde yaşayabilmesinden doğar. İşte Hünkâr’ın mirasının çağımız açısından en güçlü taraflarından biri burada görülüyor.

Onun öğretisinde insanın başkalarını düzeltmeden önce kendisine bakması önemli bir yer tutar. Bugün çoğumuz başkasının kusurunu görmekte oldukça mahiriz. Fakat aynı dikkati kendi davranışlarımıza gösteriyor muyuz? Adaleti yalnız kendimiz için istediğimizde, dürüstlüğü yalnız başkasından beklediğimizde veya hoşgörüyü yalnız bize gösterildiğinde değerli bulduğumuzda ortak ahlak zemini zayıflar.

Toplum dediğimiz yapı nihayetinde insanlardan oluşuyor. İnsanların davranış biçimleri aileyi, iş hayatını, kurumları ve toplumsal ilişkileri doğrudan etkiliyor. Bu nedenle iyi bir gelecek yalnızca daha fazla teknolojiyle, daha yüksek gelirle veya daha güçlü kurumlarla kurulamaz. Bunların yanında ahlaklı, eğitimli, vicdanlı ve sorumluluk sahibi insanlara da ihtiyaç vardır.

Hünkâr’ın Dört Kapı anlayışını da bu çerçevede bir insan olgunlaştırma modeli olarak değerlendirmek mümkündür. Şeriat, tarikat, marifet ve hakikat şeklinde ifade edilen yol, insanın bilgiyle birlikte edep ve irfan bakımından da gelişmesini hedefler. Bu yaklaşım bugün eğitim tartışmalarımıza da önemli bir soru yöneltiyor: Biz yalnızca başarılı insan mı yetiştirmek istiyoruz, yoksa aynı zamanda iyi insan yetiştirmeyi de önemsiyor muyuz?

Başarı elbette değerlidir. Bilgi, bilim, teknoloji ve ekonomik gelişme bir toplumun geleceği açısından vazgeçilmezdir. Fakat bilgi ahlakla, güç vicdanla ve başarı sorumlulukla birleşmediğinde ortaya çıkan sonuç her zaman toplumsal huzura hizmet etmeyebilir.

Hünkâr’ın düşünce dünyasının bugün üzerinde durmamız gereken bir başka yönü de güç ve sorumluluk ilişkisidir. Makam, servet, bilgi veya toplumsal etki insana üstünlük değil, daha büyük bir sorumluluk yüklemelidir. Gücün adaletle, yetkinin vicdanla ve kararların hakkaniyetle buluşması ortak hayatın güven temelini oluşturur. Bu ölçü yalnız kamu hayatında değil, aileden iş yerine kadar her alanda geçerlidir. İnsan, imkânları arttıkça başkalarının hakkına karşı daha dikkatli olabilmelidir.

Aynı şekilde ortak acılarımızı ve sevinçlerimizi kimliklerimize göre değerlendirmemek de önemlidir. Bir haksızlığın kimden geldiğine veya kime yöneldiğine bakarak ölçü değiştirmek yerine, aynı adalet ilkesini herkes için savunabilmek gerekir. Gerçek kardeşlik, yalnız bize benzeyenlerle değil, bizden farklı olanlarla da hakkaniyet temelinde yaşayabilme olgunluğudur.

Bu nedenle Hünkâr mayası dediğimiz anlayışın önce ailede başlaması gerekir. Çocuğa dürüstlük anlatırken yetişkinlerin de dürüst davranması, adaleti öğütlerken hakkaniyeti gözetmesi, saygıyı anlatırken evde saygılı bir dil kullanması gerekir. Çünkü çocuklar yalnız söyleneni değil, yaşananı da öğrenir.

Aynı ölçü ticaret ve çalışma hayatı için de geçerlidir. Emeğe saygı göstermek, alın terinin hakkını vermek, kazanç uğruna insan onurunu veya başkasının hakkını göz ardı etmemek, toplumsal güvenin temel şartlarındandır. Ekonominin büyümesi kadar güven duygusunun büyümesi de önemlidir.

Gençler açısından da Hünkâr’ın mirasının söyleyecek sözü vardır. Genç kuşaklar büyük bir bilgi akışının, sosyal medya kültürünün ve sürekli değişen eğilimlerin içinde yaşıyor. Onlara yalnızca yasaklardan oluşan bir dil sunmak yeterli değildir. Gençlerin neden adaletli, dürüst, çalışkan ve merhametli olmaları gerektiğini anlamlandırabilecekleri güçlü bir değer dünyasına ihtiyaçları vardır.

Hünkâr mayası”nı belirli bir kesime ait kültürel miras olarak sınırlandırmak yerine Anadolu’nun ortak vicdanına seslenen bir değerler bütünü olarak değerlendirmek daha kapsayıcıdır. Bu maya; evde dürüstlük, okulda ahlak, ticarette hakkaniyet, kamu hayatında liyakat, siyasette nezaket, medyada doğruluk ve toplumda kardeşlik olarak karşılık bulduğunda gerçek anlamına kavuşur.

755 yıl sonra Hacı Bektaş Veli’yi anmanın anlamı da bana göre burada yatıyor.

Mesele yalnızca onun sözlerini tekrarlamak değildir. Asıl mesele o sözlerin aynasında kendimize bakabilmektir.

Ne kadar adiliz?
Ne kadar dürüstüz?
Dilimizi ne kadar koruyoruz?
Farklı düşünene ne kadar saygı gösteriyoruz?
Başkasının hakkını ne kadar gözetiyoruz?
Güç sahibi olduğumuzda ne kadar ölçülü davranıyoruz?

Bu soruların cevabı yalnız Hünkâr’ı nasıl andığımızı değil, nasıl bir toplum olmak istediğimizi de gösterir.

Bugün ihtiyacımız olan şey yeni ayrışmalar değil, ortak bir ahlak zeminidir. Yalnız ekonomik kalkınma değil, vicdani gelişmedir. Yalnız güçlü kurumlar değil, o kurumlarda sorumluluk taşıyacak güçlü karakterlerdir.

Hacı Bektaş Veli’nin mirasının çağları aşmasının nedeni de burada aranmalıdır. Adalet eskimez. Dürüstlük modası geçen bir değer değildir. Merhamet hiçbir dönemde gereksiz hâle gelmez. Edep, liyakat, kardeşlik, kul hakkına saygı ve insan sevgisi var oldukça toplumların ihtiyaç duyacağı değerler olmaya devam edecektir.

Aradan 755 yıl geçti. Fakat Hünkâr’ın insanı merkeze alan çağrısı hâlâ düşündürüyor. Onu gerçekten anmak istiyorsak yalnızca adını yaşatmakla yetinmemeli; adalet, ahlak, irfan ve kardeşlik anlayışını gelecek nesillere taşımanın yollarını aramalıyız.

Çünkü iyi insan olmadan iyi toplum, iyi toplum olmadan sağlam bir gelecek kurmak zordur. Bugün Anadolu’nun yeniden Hünkâr mayasına ihtiyacı varsa, bu mayanın özü bellidir: İnsanı incitmemek, hakkı gözetmek, dili korumak, adaletten ayrılmamak ve farklılıklarımızın üzerinde ortak bir insanlık vicdanında buluşabilmek.

Hünkâr Hacı Bektaş Veli’yi Hakk’a vuslatının 755. yılında rahmet, hürmet ve saygıyla anıyorum.

Ruhu şad, mayası daim olsun.

YAZARIN DİĞER YAZILARI