Değerli Okuyucular,
Geçen aylarda ülkemizde toplumsal travma yaratan olaylar okulda şiddet konusunun ciddiyetle ele alınması gerektiğini ortaya koymuştur. Konunun bilimsel zeminde ele alınması, politikaya alet edilmemesi ve doğru çözümler üretilmesi önem taşımaktadır.
Eğitim kurumları olarak okulların şiddetten ve tüm olumsuzluklardan uzak olması gerekirken dünyanın her yerinde okullarda şiddet ve zorbalıklar hiç eksik olmamaktadır. Geleneksel anlayışa bağlı olan öğretmenler dayak dahil her türlü cezayı eğitim aracı gibi görerek şiddet kullanmakta ve şiddetin öğrenilmesine hizmet etmektedirler. Aile ortamında da “kızını dövmeyen dizini döver” gibi çağdışı söyleme bağlı kalan babalar çocuklarına şiddet uygulamayı iyi bir şeymiş gibi görmeye devam etmektedirler.
Klasik eğitim anlayışını yıkmadan, ülkedeki gerginlikleri azaltmadan, sevgiyi ülke genelinde ve her alanda egemen kılmadan şiddet sorununun çözülmesi zor görünmektedir. Önce ülkeyi yönetenlerin şiddet ve nefret dilini terk etmeleri, sonra öğretmenlerin ve velilerin eğitim anlayışlarını çağdaşlaştırmamız gerekmektedir.
Hayatın her alanında farklı şiddet biçimleriyle karşılaştığımız gibi, son yıllarda eğitim kurumlarında da karşımıza çıkmaktadır. Okullarda yaşanan şiddet olgusu sadece ülkemize has bir durum değildir. Son yıllarda okullarda meydana gelen şiddet olaylarının başka ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de önemli bir artış gösterdiği görülmektedir. Okullarımızda görülen şiddet içerikli olaylarının eğitim-öğretim etkinlikleri yanında geniş bir çerçevede bireylerin ruh sağlığını olumsuz yönde etkileyeceği göz önüne alındığında, konunun önemi net olarak ortaya çıkmaktadır (Terzi, 2007).
Şiddet olgusu, genel olarak incitme veya taciz etme amacıyla fiziksel gücün kullanılması şeklinde tanımlanmakla beraber ayrıca, “hiddetli duygu veya onu ifade etme veya yoğun kavgacı, öfkeli ve sıklıkla yıkıcı hareket veya güç, çarpıtma, ihlal etme veya önemli konularda saygısızlık etme yoluyla incitme olarak tanımlanmaktadır (Korkut, 2004).
İnsanın doğasında var olan şiddet olgusu tarih boyunca insanlığın gelişimini engelleyen bir faktör olmuştur. Ancak modernleşme ve küreselleşme sonrası giderek denetimden çıkan bu sorun karşısında insanlık artık çok zorlanmaktadır. Sorunun küresel ölçekte değerlendirilmesi ve her ülkede ciddi önlemlerin alınması insanlığın geleceği açısından gerekli görülmektedir.
Şiddet olgusu, başkaları üzerinde maddi ve manevi anlamda, baskı, tehdit ve zorlamayı kapsayan, ölüme kadar gidebilen sert muamele olarak tanımlanır. Yapılan tanımlarda daha çok insana yönelik şiddete çıkmakla birlikte, bireyde yoğunlaşan şiddet duygusu temelde, tüm canlı ve cansız varlıklara yönelik olarak sergilenen sert, kaba ve zarar verici davranışların tümünü kapsamaktadır (Mavili, 2020).
Şiddetten söz edildiğinde öncelikle fiziksel şiddet akla gelse de; günümüzde ekonomik, psikolojik sözel ve cinselde şiddet te toplumsal anlamda yaygınlaşmıştır. Bu sebeple şiddet bir insan hakkı ihlali olması yanında bir halk sağlığı sorunudur. Çünkü bedensel, ruhsal ve sosyal sağlığı bozarak insan sağlığının tüm boyutlarını olumsuz yönde etkilemektedir. Öte taraftan şiddetin aile içi, okul, medya ve iş yeri gibi alanlarda sürekli karşımıza çıkıyor olması onun artık çok boyutlu ilişkiler ağı içerisinde ele alması gerekmektedir (Mavili, 2020).
Şiddet, sözlük anlamıyla, insanın bedensel ve ruhsal bütünlüğüne yönelik olan maddi ve manevi her türlü olumsuzluğu ifade etmektedir. Bu olumsuzluğun arka planında ise güç ve saldırganlık kavramları dikkatimizi çekmektedir. O halde şiddet kavramının anlaşılabilmesi için güç ve saldırganlık kavramlarının net olarak açıklanması gerekmektedir (Ayan, 2006).
Güç kavramı, TDK sözlüğünde (2020) “fizik, düşünce ve ahlak bakımından bir etki yapabilme ya da bir etkiye direnebilme yeteneği, efor ve kuvvet” olarak tanımlamaktadır. Bazı araştırmacılar ise güç kavramını, bireyin bir kişiyi ya da başka insanları etkileme yeteneği şeklinde tanımlıyorlar (Copeland, 1994; Thibaut & Kelley,1959). Bu sebeple güç kavramı sosyal ve ilişkisel nitelikli bir kavramdır ve kişinin gücü ancak, başka bir kişi veya grupla ilişkilendirilerek anlaşılabilir (Thibaut & Kelley,1959; Emerson, 1962)
Güç, aynı zamanda psikolojik bir durum olarak kişinin başkalarını etkileme kapasitesinin algılanması anlamında kullanılmaktadır (Bugental ve diğ., 1989; Galinsky ve diğ., 2003). Bununla birlikte güç, her türlü insan ilişkisinde bulunmaktadır. İlişki içindeki güç, ötekilerin davranışlarını etkileyebilme, kendi arzu, istek ve talepleri doğrultusunda davranabilme ve onların davranışlarında değişikliğe yol açma olarak da tanımlanabilir (Akgül ve Uslu, 2020).
Saldırganlığın ne olduğu hemen herkes tarafından bilindiği kabul edilse bile hangi davranışların saldırganlık olarak kabul göreceği net değildir. Freedman ve diğerleri’ne (1993) göre saldırganlık, en yalın olarak “başkalarını inciten ya da incitebilecek olan her türlü davranıştır. Ancak eylemde bulunan bireyin niyeti de dikkate alındığında bu kavram “başkalarını incitmeyi hedefleyen her türlü davranış” olarak tanımlanabilir. Saldırganlık, canlıların tümünde ortak olan bir dürtüdür (Öğülmüş, 1995).
Bireylerin toplum içerisinde bir arada yaşamalarını genel kabul görmüş değerler sağlamaktadır. Bu değerler geçmişten günümüze kadar politik, ekonomik ve toplumsal birçok olayın etkisiyle oluşmuştur. Sevgi, saygı, hoşgörü, yardımseverlik, vefa ve cömertlik gibi değerler bunlardan bazılarıdır. Bu değerlerin değişik nedenlerle bozulmaya başlamasıyla birlikte toplumsal problemler hızla artmaya başlamıştır. İşte bu noktada diğer toplumsal problemler gibi şiddet de toplumun tümüyle mücadele etmesini gerektiren toplumsal bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Üzülerek ifade etmek gerekirse artık ülkemizde şiddet ve türleri olarak okulda zorbalık, sporda şiddet, aile içi şiddet, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet, kadınlara, çocuklara ve hayvanlara yönelik şiddet gibi kavramlar her yerde ve sıklıkla konuşulur hale gelmiştir (Saz, 2013).
Şiddet, tüm toplumların hayatında var olan, tümüyle sosyal meslekleri, yaşları ve etnik grupları etkileyen, çağımızda en denetim dışı sosyal olgularından biridir (Dahlberg & Krug, 2002). Ayan’a (2006) göre şiddet, insan hayatının her alanında ve her döneminde var olan evrensel bir olgu olarak görülmektedir. Bireye ve topluma yönelik zarar verici niteliği evrenselliğinden kaynaklanmaktadır (akt. Çifçi, 2010).
Öğülmüş (2007) şiddeti; “birini yaralamak ya da bir şeye zarar vermek gayesiyle kullanılan fiziksel güç” veya “gücün haksızca ve hukuksuz bir şekilde kullanılması” olarak tanımlamaktadır. Köknel’e (2000) göre ise; şiddet, ” bir olgunun yoğunluğunu, sertliğini, aşırı duygu durumunu, kaba ve sert davranışı” ifade etmektedir. Haskan (2009) da şiddeti, “bir bireyin bilerek karşısındaki bireye fiziksel veya psikolojik olarak zarar verme gayesini içeren davranışlar” şeklinde tanımlamaktadır.
Olweus (1999) şiddeti, “bir kişinin fiziksel veya bir nesne kullanarak diğer kişiyi göreceli olarak ciddi sayılabilecek şekilde yaralaması veya zarar vermesi” diye tanımlamıştır. Görüldüğü gibi şiddet, bir tür saldırganlık şeklidir. Saldırganlık, şiddeti ve zorbaca sayılan eylemleri birlikte kapsayan bir şemsiye kavram niteliğine sahiptir (Akt. Pişkin, 2002).
Genel kanaate göre, toplumla uyumlu, mutlu ve üretken kişiler yetiştirmenin yolu, aile ve okul adını verdiğimiz eğitim kurumlarından geçmektedir. Aile ortamında yaşanan şiddet bireyin şiddeti öğrenmesi yanında şiddetin travmatik etkilerinin kişiyi ömür boyu zorlaması ve başarısız olmasına yol açmaktadır. Okullarda yaşanan şiddetin kişinin yaşam kalitesini, başarı seviyesini ve geleceğe bakışını olumsuz yönde etkilediğinin, kişinin şiddete yönelik eğilimi ve davranışlarının değiştirilmesi veya en aza indirilmesi konusunda en son fırsatın okul olduğunun bilinmemesi ve önemsenmesi gereklidir. Bu nedenle, eğitim sürecinde öğrencilerin şiddetle karşılaşma durumları ve şiddet eğilimlerinin önlenmesi büyük önem taşımaktadır (Özgür ve diğ., 2011).
Şiddet Eğilimi
Şiddet eğilimi, bireyin şiddete ilişkin duygu, düşünce, tutum ve davranışlarından meydana gelen bir eğilimi ifade etmektedir. Bu kavram bireyin sadece şiddet davranışlarıyla sınırlı olmayıp; herhangi bir durumda içten gelen şiddete yönelim göstermek şeklinde olabileceği gibi, şiddete başvurmanın doğru olduğu inancı da şiddet eğilimi anlamındadır (Haskan, 2009).
Şiddet eğilimi; bilişsel anlamda şiddete hazır hale gelme ve kişinin şiddete yüklediği olumlu düşünceler bütünü şeklinde tanımlanabilir. Şiddet, birçok etkenin birbiriyle etkileşimi sonucunda ortaya çıkmaktadır. Başka bir anlatımla şiddetin tetikleyicilerine bakıldığında sorunun tek boyutlu olmadığı, farklı tetikleyicilerin de bu sorunu etkinleştirdiği görülmektedir. Bu yüzden şiddetin önlenmesi için devlet düzeyinde ele alınan, okul, aile, toplum, her türlü medya ve sosyal kuruluşlarla hep birlikte ciddi bir mücadelenin yürütülmesi gerekmektedir (Konter, 2004).
Yapılan araştırmalar şiddeti besleyen temel faktörleri; aile ve çevre, eğitim düzeyi ve medya olmak üzere üç ana noktada toplamaktadır (Ayan, 2006). Birçok alanda olduğu gibi şiddet konusunda da aile kurumu öne çıkmaktadır. Sosyal ve fiziksel çevrenin iyi düzenlenmesi önemlidir. Toplumun genel eğitim düzeyinin yükseltilmesi, aile kurumunun tahrip edilmesinin önlenmesi, insanlar arasında sevginin yaygınlaştırılması ve medyanın iyi denetlenmesi konusunda ciddi çalışmaların yapılması da alınacak öncelikli önlemler arasındadır.
Şiddet Türleri
Şiddet olgusunun sınıflandırılması konusunda çok değişik çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalardan bazıları aşağıda ele alınmıştır.
DSÖ’nün Şiddet Sınıflandırması
DSÖ’nün yaptığı sınıflandırma hayatımızın her alanına yansıyan şiddetin türlerini şiddet davranışının genel karakteristiğine göre a) kendine yönelmiş, b)bireyler arası ve c) kolektif şiddet olarak üç genel kategoriye ayırmıştır.
a)Kendine Yöneltilmiş Şiddet
Bu şiddet türü kendi içerisinde özkıyım davranışı ve kendini kötüye kullanma ya da kendine zarar verme olarak ikiye ayrılmaktadır. Özkıyıma yönelik düşünceler, özkıyım girişimleri ve özkıyımlar, kendini kesme, yaralama ve ihmal gibi davranışları kapsamaktadır.
TÜİK (2014), verilerine göre Türkiye’de genç erkeklerin yüz binde 7,5’i özkıyım sebebiyle hayatını kaybetmektedir. Bu genç erkeklerin yüzde 35,1’i ateşli silahla özkıyım gerçekleştirmektedir. Kendine yönelik zarar verme oranı genç erkeklerde kızlara göre daha fazladır.
b) Bireyler Arası Şiddet
Bu şiddet türü fiziksel, cinsel ve psikolojik olabilmektedir ve iki ayrı kategoride incelenebilir. Bunların ilki aile ve yakın bireylerle alakalı aile üyeleri arasında genellikle de çocuk ve yaşlı istismarı, eş şiddeti gibi evde oluşan şiddettir. İkincisi ise toplumda tanıdık veya yabancı bireylerden görülen şiddettir.
TÜİK (2015) verilerine göre, evli kadınların yüzde 9,7’si cinsel şiddete; yüzde17,3’ü fiziksel şiddete maruz kalmaktadır.
c) Kollektif Şiddet
Kolektif şiddet sosyal, siyasal ve ekonomik şeklinde üçe ayrılmaktadır. Kollektif şiddet organize gruplar tarafından işlenen nefret suçları, terörist saldırıları ve suç örgütlerince yapılan şiddeti içerir. Siyasal şiddet, savaş ve bununla alakalı şiddet içeren anlaşmazlıkları ve devlet şiddetini kapsar. Ekonomik şiddet ise, ekonomik faaliyeti bozma, gerekli hizmetler satın almayı engelleme ekonomik bölünme ve ayrımcılık yaratma vb. saldırıları kapsar (TBMM 2007).
Mavili’nin Şiddet Sınıflandırması
Mavili şiddet türlerini aşağıdaki haliyle psikolojik, cinsel, ekonomik, sözel ve fiziksel şiddet olarak sınıflandırmıştır (Mavili, 2020).
a)Psikolojik Şiddet
Bireyi aşağılamak, küfür ve tehdit etmek, bağırmak, küçük düşürmek, küçük düşürücü söylemlerde bulunmak, sosyal tecrit, kıskançlık bahanesiyle giyim kuşamına karışmak, karşı tarafı kendi kararlarına uymaya zorlamak, nereye nasıl gideceğine karar verip bireyi bu karara zorlamak, gelişim imkânlarından mahrum etmek gibi davranışlar psikolojik şiddetin birer örneğidir. Bunun yanında psikolojik şiddetin küfür ve aşağılama biçimindeki türü sözel şiddet niteliği taşımaktadır.
b)Cinsel Şiddet
Bireylerin birbirlerini istemediği şekilde, yerde ve zamanda cinsel ilişkiye, çocuk doğurmaya veya doğurmamaya ve fuhuş yapmaya zorlama, cinsel organlara zarar verme, sözlü ya da sözsüz davranışlarla istenmeyen şekilde cinselliğe yönelik tutumlar göstermek cinsel şiddetin birer yansımasıdır.
c)Ekonomik Şiddet
Eşine hiç para vermemek veya kısıtlı olarak para vermek, ailenin bütçesi konusunda bilgi paylaşmamak, ortak aile gelirini eşinin onayı olmadan harcamak, aileyi ilgilendiren konularda kararları tek başına almak ve zorla çalıştırmak ekonomik şiddetin örnekleridir.
d)Sözel Şiddet
Aşağılama, küfür, bireyin bedeniyle alay etme ve hakaret gibi psikolojik şiddet yansımaları aynı zamanda sözel şiddetin birer örneğidir. Psikolojik ve sözel şiddetin etkisi en ağır olan türü ise korkutma ve tehdit ederek karşı tarafın kendine olan güveninin zayıflatılmasıdır.
e)Fiziksel Şiddet
Tokat atmak, iteklemek, tekmelemek, yumrukla veya bir nesneyle vurmak, bir şey fırlatmak, silah veya benzeri bir nesneyle bireye zarar vermek veya tehdit etmek, sağlık hizmetlerinden faydalanmasını engellemek gibi bireyin bedenine zarar verecek davranışlardır.
Uygulanış Şekline Göre Şiddet Sınıflandırması
Koç’a (2006) göre şiddet olgusunu toplumun genelinde algılandığı gibi sadece fiziksel zarar olarak tanımlamak onu ifade etmekte oldukça sınırlı kalmaktadır. Uygulanış şekline göre şiddet; fiziksel, duygusal, ekonomik şiddet, ihmal ve istismar olarak dört başlıkta sınıflandırılabilir (Koç, 2006).
a)Fiziksel Şiddet
Kişinin itaat etmesini ve disiplini sağlama, cezalandırma veya öfke boşaltma amacıyla şiddet kullanarak çocuğa zarar verilmesidir. Bu zarar dövülme, yanma, ısırılma ve hapsedilme gibi yollarla olabilir. Sadece dayak atmak değil, çocuğu yaralayan, bedeninde iz bırakan, kazalar dışındaki her türlü eylem fiziksel içerikli şiddet olarak kabul edilmektedir.
b)Duygusal Şiddet
Çocuğa duygusal yönden zarar veren, onun psikolojisini bozan her türlü eylem veya eylemsizliktir. Reddetme, yalnız bırakma, aşırı hoşgörü, aşırı koruma, baskı, sevgiden ve uyaranlardan yoksun bırakma, sürekli eleştirme, aşağılama, tehdit etme, korkutma, yıldırma, suça yöneltme, haksız yere suçlama, yok sayma, çocuğun yaşına ve niteliklerine uygun olmayan beklentilere girme, çocuğu aile içi şiddete tanık etme, aile içi uyuşmazlıklarda çocuğu taraf tutmaya zorlama gibi davranışlar duygusal şiddettir.
c)Ekonomik Şiddet
Kişinin haklarını ihlal edici ve gelişimini engelleyici işlerde, düşük ücretli iş gücü olarak çalıştırılması ekonomik şiddettir. Ayrıca kazancının elinden alınması, gelir getiren kaynaklarının elinden alınması da ekonomik şiddet olarak görülmektedir.
d)Çocuk İhmali ve istisması
Çocuğun beslenme, barınma, korunma, giyim, temizlik, oyun, eğitim, güven, güvenlik, sevilme ve sağlık hizmetinden faydalanma görevlerinin reddedilmesi veya yerine getirilmemesi çocuk ihmalidir (Alkan, 2007).
Meyer & Farrell’in Şiddet Sınflandırması
Meyer & Farrell (1998) ise, bir araştırmada durumsal, ilişkisel, psikopatolojik ve yağmacı şiddet olmak üzere dört tip şiddet tanımlamıştır. Bu şiddet biçimleri şiddetin oluşmasına katkıda bulunan etkenler, risk altında bulunan nüfus ve en etkili olduğu bilinen girişim tipleri yönünden birbirlerinden ayrılmaktadır.
a)Durumsal Şiddet
Alkol ve uyuşturucu madde kullanma, yoksulluk, akran baskısı veya silahlara kolaylıkla ulaşma gibi özel bazı durumsal faktörler sonucunda gelişmektedir.
b)İlişkisel Şiddet
Ergen nüfusun önemli bir bölümünü etkiler, ilişki içerisinde bulunan kişiler arasındaki kişilerarası tartışmalardan doğan şiddettir.
c)Psikopatolojik Şiddet
Diğer şiddet türlerinden daha aşırı ve tekrarlayıcı olmaya eğilimli olan ve ağır ruhsal travma ve sinir sistemi bozuklukları neticesinde ortaya çıkan şiddettir.
d)Yağmacı Şiddet
Anti sosyal davranış biçiminin bir parçası olarak ya da kazanç sağlamak için suç işlenmesi şeklinde gerçekleşen şiddettir (akt. Uysal, 2003).
Uygulandığı Yere Göre Şiddet Sınıflandırması
a)Aile içi Şiddet
Aile fertleri arasında güçlünün güçsüze yönelik her türlü saldırganlığı aile içi şiddet olarak görülmektedir. Kadınlar genellikle babaları, eşleri ve erkek kardeşleri gibi çok yakınındakilerin istismarına ve şiddetine maruz kalmaktadır. Ev ortamındaki gergin ve çatışmalı hava çocuklar üzerinde çok olumsuz etkiler yaratmaktadır. Aslında aile, çocukların hayatındaki vazgeçilemez gücü ve değerini; çocuğun toplumda kabulünü sağlayan, ona güven veren, uygun davranış kalıplarını öğrenmesinde model ve destek olan, sorunlarını çözme konusunda yol gösterip rehberlik yapan özelliğinden almaktadır. Bu sebeple aile içi şiddet ve istismar ile tüm boyutlarıyla topyekûn mücadele gereklidir(Mavili, 2020).
Alan yazında konuyla ilgili olarak yapılan çalışmaların çoğunun sadece sorunun durumsal yönüyle sınırlı olduğu görülmektedir. Bu sebeple, geniş bir sosyal sorun olarak kadına yönelik şiddet, farklı kuramlar ve sosyolojik yaklaşımlar bağlamında ele alınmalı ve şiddetin ortaya çıkışını etkileyen bireysel ve toplumsal faktörler dahil edilmelidir.
b)İş Yerinde Şiddet
Şiddetin iş yerinde sıklıla karşılaşılan türü mobbing (yıldırma)dir. Toplumda yaygın olarak kullanılma şekliyle mobbing, bir çalışana iş yerinde sistematik olarak uygulanan psiko-sosyal saldırıdır. İş yerindeki mobbing bir uzaklaştırma ve yıldırma davranışıyken, aynı zamanda cinsel taciz bir yakınlaşma davranışıdır. Dünya genelinde iş yerinde yaşanan cinsel taciz, cinsellik temeline dayalı veya bu anlama gelecek davranışları içeren ve muhatabı tarafından kabul görmeyen, karşılık bulmayan davranışları kapsamaktadır. Pek çok uluslararası sözleşmede bu husus yer alıp hükme bağlanmıştır. Ülkemizde de psikolojik ve cinsel şiddetin işverenin veya amirin eşit davranma ve gözetim ilkesine aykırılık oluşturduğu genel anlamda kabul edilmiş ve TCK kapsamında bu konuda birçok yasal düzenlemeler yapılmıştır.
c)Medyada Şiddet
Bilindiği gibi geçen iki yüzyıl görsel iletişim sistemleri sosyal hayatın nicel ve nitel unsurlarının tamamını yönetip yönlendiren, en azından etkileyen nitelikleriyle sosyalleşmede ailenin etkisini zayıflatmış ve gücüyle bu süreci yönlendirici bir nitelik kazanmıştır. Çocuk programları, eğitim, eğlence, okul ve dil programlarıyla ve belgesellerle hem çeşitlilik hem de her türlü ihtiyaca cevap veren niteliği medyanın olumlu yanlarını oluşturmaktadır. Bunun yanında diziler, evlenme programları ve şiddet filmleri gibi kimi çatışmalı içerik ve kurgularıyla günümüzde yaygınlaşan şiddetle bağlantılarını görmezden gelmek artık mümkün değildir.
e)Sporda Şiddet
Sporda şiddet, saldırganlığın en ileri versiyonu olan davranışın dış dünyadaki yansımasında ortaya çıkmaktadır. Bu davranış özellikle bireysel mücadele gerektiren sporlarda kasti olarak tekme atma, yumruk atma, küfür etme, spor aletini atma ve kavga etme gibi rakip oyuncuya, hakeme, federasyona, seyirciye, antrenöre, kendi takım arkadaşına ve takım yöneticilerine yönelik olarak da kendini göstermektedir (Saz, 2013).
f)Sokakta ve Okulda Şiddet
Sokak ve okul ortamında yaşanan şiddet sosyal alandaki çatışmalardan biridir. Gerçekte günümüzde şehirlerde yaşayan çocukların sokaktaki hayat ve oyun alanları çok daralmıştır. Sokak ve okulda yaşanan çatışmaların şiddete dönüşen boyutu başlıca iki başlıkta toplanabilir:
• Akranların aralarındaki zorbalık ve şiddet
• Yetişkinlerden kaynaklanan şiddet ve istismar
Gerçekte bireyler arasındaki veya çocuklar arasındaki çatışmalar dengelenemediğinde veya dönüştürülemediğinde ortaya şiddet çıkabilmektedir. Ancak belediyelerin sosyal tesislerinde ve yaşam merkezlerinde, gençlik ve sosyal hizmet merkezlerinde, kütüphanelerde, sivil toplum örgütlerinde, gençler için farkındalık eğitimlerine önem vererek yaşanan çatışmaların saldırganlık ve şiddet üretmesi önlenebilmektedir (Mavili, 2020).
Okulda Şiddet
Okulda şiddet kavramı; özellikler öğrencilerde gelişme ve öğrenmeyi engelleyen, okul iklimine zarar veren saldırganlığa ve suça yönelik eylemleri ifade etmektedir (Furlong & Morrison, 2000). Okullarda giderek artan şiddet olaylarından ötürü, okulların günümüzde çocukların tamamen güvenli bir şekilde eğitim ve sosyal bakımdan gelişebildikleri ortamlar olduğu söylenemez. Bugün öğrencilerin çoğu, okula giderken ve okuldayken fiziksel güvenlikleri konusunda kaygı yaşamaktadır (Walker & Walker, 2000).
Okullarda gerçekleşen şiddet içeren olaylarının çok boyutlu olması, olayın sadece okul duvarlarının içerisinde kalmamasına yeter sebeptir. Okulun kendi içinde birçok dinamiği, şiddet eylemlerinin de kompleks ve derinlerde birçok nedeni vardır (Kızıler, 2006).
Okul ortamında yaşanan şiddet olaylarına karışan kişilerin aileleri, yaşları, cinsiyetleri, sosyo-ekonomik ve kültürel sermayeleri, şiddetin türü ve yoğunluğu gibi birçok etken olayın hangi zeminde ve nasıl bir seyir izleyebileceğini de belirlemektedir. Bunun yanında okulda yaşanan şiddet olaylarının nedenlerini bulmaya çalışırken öncelikle okul binalarının fiziksel yapılarını, beton kaplı alanların çokluğunu, öğrencilerin enerjisini tüketebileceği, arkadaşlarıyla oyunlar oynayıp güzel zaman geçirerek sosyalleşebileceği alanların yetersizliğini de şiddetin nedenleri arasında saymak gerekmektedir (Kızıler, 2006).
Benbenishty & Astor (2005) okul şiddetini; “Okuldaki kişilere, onların eşyalarına ve okul eşyalarına yönelik olarak fiziksel ya da duygusal olarak zarar vermek amacıyla yapılan herhangi bir davranış” olarak ifade etmektedir. Verlinden ve diğ., (2000) çalışmalarında okuldaki şiddeti beş ana başlık altında sınıflandırmışlardır. Bunlar; kişisel etkenler, ailesel etkenler, okul etkenleri, önyargılar ile sosyal ve çevresel etkenlerdir.
Klasik anlayışa sahip olan öğretmenin dayağın etkili bir disiplin yöntemi olduğuna dair inancı, çocuğun evde olduğu gibi okulda da fiziksel istismarla karsılaşmasına sebep olmaktadır. Çocuğun eğitiminde dayağın faydalı olduğu anlayışı geleneksel anlamda kabul edilmektedir (Beyazova ve Şahin, 2001).
Fiziksel şiddet, travma yaratan, kişilerin bedensel bütünlüğüne yönelik olarak dışarıdan yöneltilen sert ve acı veren bir eylem biçimidir. Kuşkusuz duygusal, cinsel ve kültürel etkileri de beraberinde barındırabilir. Yaralamayla hatta ölümle sonuçlanabilen “dayak”, okullarımızda en sık görülen ve sözü edilen şiddet biçimini oluşturmaktadır (Tural, 2006).
Fiziksel anlamda istismarın okullarda bir cezalandırma yöntemi olarak sıklıkla kullanılmaya devam ettiği bilinmektedir. Fiziksel istismar tanımının içerisine dayağa ilave olarak, sarsma, çimdikleme, kulak çekme, tırnaklarına vurma, iğne batırma, rahatsızlık verecek bir pozisyonda uzun süre durmaya zorlama, gereksiz yere ve ceza olarak aşırı egzersiz yaptırma gibi davranışlar da girmektedir. Fiziksel istismara daha çok erkek çocuklar maruz kalmaktadırlar. Ayrıca erkek öğretmenlerin daha sık fiziksel cezalandırmaya başvurdukları görülmektedir. Bu durum, geleneksel kültürde daha çok babanın evdeki otoriter tutumunun okula da taşınması şeklinde yorumlanabilir (Beyazova ve Şahin, 2001).
Bilimsel çalışmalar, toplumdaki yaygın kanının tersine eğitimde fiziksel cezanın etkili olmadığını; ödüllendirme ve övgü gibi olumlu güdülemelerin daha fazla etkili olduğunu göstermektedir. Fiziksel olarak cezalandırmalar; öğrencilerin okuldan korkmasına, özgüvenini kaybetmesine neden olurken, davranışlarını daha kötüleştirmekte, yıkıcı ve saldırgan tutumları artırmakta, sınıf düzenini bozma, öğretmenlere karşılık verme, yalan söyleme ve eşyalara zarar verme gibi olumsuz davranışları artırmaktadır. İstenmeyen davranışı azaltma veya değiştirme konusunda fiziksel cezanın etkisi sınırlı ve geçicidir. Bir süre sonra yinelenen istenmeyen davranışı ortadan kaldırabilmek için giderek cezanın şiddetinin giderek artırılması gerekmektedir (Beyazova ve Şahin, 2001).
Okullarda fiziksel ya da ruhsal anlamda zarar veren eylemlerin hepsi şiddet kapsamındaki eylemler şeklinde tanımlanabilir.
Okullarda yaşanan şiddeti şöyle sınıflandırılabilir:
a)Eğitim Personelinin Kendi Aralarında Yaşadıkları Şiddet
Okullarda idareciden idareciye, idareciden öğretmene, öğretmenden idareciye ve öğretmenden öğretmene yönelik olarak yaşanan şiddettir. Yaygın olarak görülmese de bu tür olayların meydana gelemeyeceği bir okul iklimi yaratmak önemlidir.
b)Okul Mensuplarının Arasındaki Şiddet
İdareci ve öğretmenlerden öğrenciye, idari personelden öğrenciye ve öğrenciden öğrenciye yönelik olarak yaşanan şiddet biçimidir. Olumlu okul iklimi oluşturmakla bu tür şiddetin önüne geçilebilir.
c) Okul Personeli Olmayanların Uyguladığı Şiddet
Okul personeli olmayanların okul personeline yönelik şiddetinin de dikkate alınması gerekmektedir. Okulun giriş-çıkış kapılarının iy denetlenmesi gereklidir.
Günümüzde şiddetin zaman içinde değişen tanımı ve yönü artık okullarımızda şiddet formunun yalnız öğretmenden öğrenciye yönelik olmadığını, öğrencilerden ve öteki öznelerden de öğretmenlere yönelik bir form kazandığını da ifade etmek gerekmektedir (Debarbieux, 2003).
Son yıllarda devlet kurumlarından kendisine hak gördüğü hizmeti alamadığını düşünen ve bunun cezasını uygulamak için şiddet eylemine yönelmekle kendince uğradığı haksızlığı tazmin etme yoluna giden kişilerin sayısında artış olduğu hesaplanmaktadır (Debarbieux, 2003). Bu durum okullarımızda daha ziyade öğretmene yönelen şiddet biçiminde karşımıza çıkmaktadır. Öğretmene yönelen farklı şiddet eylemleri, ciddi yaralama ve öldürmeyle sonuçlananlar dahil olmak üzere, bu kadar artmış olmasına rağmen çözüme yönelik ciddi adımlar atma konusunda her zaman geç kalınmıştır.
Okullarda öğretmene yönelen şiddetin sıklık derecesindeki artışa rağmen şiddetin yaşandığı yoğunluk oranlarının bilimsel çalışmalara konu edilmediği görülmektedir. Bu tutumun okulun adını korumak, müşteri olan öğrencinin ve kaliteli öğretmenlerin kaçışını engellemek istemek, şiddet olarak tanımlanan eylemin göreceliği şiddet mağduru olanların korkudan kaynaklanan sessizliği-mağduriyeti gizlemeye çalışmaları gibi birçok farklı sebebi olabilir (Debarbieux, 2003).
Okullarda görülen şiddetin bizi ilgilendiren en önemli boyutu ise çocukların öteki çocuklara uyguladıkları şiddettir. Pişkin (2002) tarafından, “yaşça biraz daha büyük veya fiziksel olarak daha güçlü olan bazı öğrencilerin kendilerinden daha zayıf durumda olan çocukları hırpalaması, onlara eziyet etmesi ve onları rahatsız etmesi” şeklinde tanımlanan “okul zorbalığı” kavramı, okul ortamında öğrencilerin birbirlerine yönelik şiddeti tanımlamaktadır. Bu kavram içerisinde dövme, tokat atma, korkutma, itme, çekme, alay etme, kızdırma, dürtükleme, kötü isim takma, küçük düşürme ve hakaret etme gibi edimleri barındırmaktadır.
Çocuklar arasında şiddette hazırlayıcı nitelikli etmenler olarak; daha önceden kendisinin şiddetle karşılaşmış olması, düş kırıklıkları yaşaması, öç alma duyguları, paylaşılamayan öfke, gerçekleşmeyen umutlar, anti sosyal kişilik ve madde bağımlılığı sayılmaktadır. Bu tür şiddet tek bir öğrencinin kişisel şiddeti olabileceği gibi, benzer kişilik özelliklerine sahip olan birden çok öğrencinin bir araya gelerek çete kurması şeklinde de ortaya çıkabilir. Bu tür çocuklar bu yolla hem kendilerini daha güçlü hissedebilir, hem yaptıklarından zevk alabilir hem de diğerlerinin bunları hak ettiğini düşünebilirler (Tural, 2006).
Ayrıca yapılan araştırmalar, çocukların okullarda fiziksel, sözel, duygusal ve cinsel şiddet türlerinin birçoğuyla yüz yüze geldiklerini ortaya koymaktadır. Herhangi bir öğrencinin koridorda, bahçede, yolda durdurulup zorba davranışlara maruz kalma ihtimali her zaman için mümkün görünmektedir. Okul yönetiminin bu konuda önleyici çalışmalar yapması gerekmektedir.
