HALKWEBYazarlarMuhalefetin Açmazı: İç Denetim Eksikliği ve Siyasi Rasyonalitenin Kaybı

Muhalefetin Açmazı: İç Denetim Eksikliği ve Siyasi Rasyonalitenin Kaybı

Eleştirinin yokluğu, birliğin göstergesi değil; kurumsal zayıflığın işaretidir.

0:00 0:00

Türkiye’de muhalefetin en temel sorunlarından biri artık dışsal değil, içseldir: Parti içi denetim mekanizmalarının zayıflaması ve bunun “siyasi zorunluluk” gibi sunulması.

“İktidara yarar” gerekçesiyle eleştirinin ertelenmesi ya da bastırılması, kısa vadede bir birlik görüntüsü yaratabilir. Ancak bu yaklaşım, orta ve uzun vadede ciddi bir rasyonalite kaybına yol açar. Çünkü siyaset, geri bildirimle çalışan bir alandır. Geri bildirimin olmadığı yerde strateji gelişmez, kadro yenilenmez, söylem güncellenmez.

Bugün birçok muhalefet partisinde gözlenen sorun tam olarak budur:
Seçim sonuçları analiz edilmeden geçiştiriliyor, aday belirleme süreçleri yeterince şeffaf yürütülmüyor, örgüt yapıları performansa göre değil sadakate göre şekilleniyor. Bu tabloyu eleştirmek yerine görmezden gelmek ise sorunu çözmek değil, derinleştirmektir.

Max Weber, siyaset ile bürokrasi arasındaki ilişkiyi anlatırken “sorumluluk etiği” kavramını öne çıkarır. Siyasetçi, sadece niyetinden değil, sonuçlardan da sorumludur. Türkiye’de muhalefetin bir kısmında ise tam tersi bir eğilim öne çıkıyor: Sonuçlar yerine niyetler üzerinden bir meşruiyet üretme çabası.

Oysa seçmen davranışı oldukça nettir. Seçmen, tekrar eden hataları affetmez. Aynı stratejilerle farklı sonuçlar beklemek, siyaseten rasyonel değildir. Buna rağmen parti içi tartışmaların bastırılması, eleştirinin “zamanlama” gerekçesiyle ötelenmesi, muhalefetin öğrenme kapasitesini düşürmektedir.

Burada kritik mesele şudur:
Eleştirinin yokluğu, birliğin göstergesi değil; kurumsal zayıflığın işaretidir.

Sağlıklı işleyen bir siyasi partide, aday belirleme süreçlerinden kampanya stratejilerine kadar her alan tartışmaya açıktır. Veri analizi yapılır, saha geri bildirimleri dikkate alınır, başarısızlık durumunda sorumluluk mekanizmaları çalışır. Türkiye’de ise bu süreçler çoğu zaman kişisel ilişkiler, dar kadro kararları ve kapalı devre iletişim üzerinden yürümektedir.

Robert Michels’in “oligarşinin tunç kanunu” olarak tanımladığı durum tam da burada devreye girer: Zamanla her örgüt, dar bir yönetici grubun kontrolüne girer ve bu grup kendini korumaya odaklanır. Eğer bu yapıya karşı iç denetim mekanizmaları kurulmazsa, değişim talebi sistematik olarak bastırılır.

Bugün muhalefetin karşı karşıya olduğu risk budur.
Eleştiri kanallarının daralması, parti içi rekabetin zayıflaması ve performans yerine sadakatin öne çıkması…

Bu koşullarda “iktidara yarar” gerekçesiyle susmak, aslında mevcut sorunların devamına razı olmak anlamına gelir. Oysa güçlü bir muhalefet, kendi içindeki hataları erken aşamada tespit edip düzeltebilen yapıdır.

Sonuç olarak mesele ideolojik değil, kurumsaldır:
Muhalefetin yeniden güç kazanabilmesi için parti içi demokrasi, şeffaflık ve hesap verebilirlik mekanizmalarının işletilmesi gerekir.

Aksi halde, aynı hataların tekrarlandığı ve her seferinde farklı sonuçların beklendiği bir döngü devam eder. Bu döngü kırılmadıkça, muhalefetin toplumsal güven üretmesi de mümkün olmaz.

YAZARIN DİĞER YAZILARI