HALKWEBYazarlarKelimelerin Yargılandığı Yer: Edebiyat, İktidar Ve Acının Dönüştürdüğü Yazarlar

Kelimelerin Yargılandığı Yer: Edebiyat, İktidar Ve Acının Dönüştürdüğü Yazarlar

Mikayil Dilbaz
Mikayil Dilbaz
Avukat, Hukuk Doktoru, BJK Kongre Üyesi

Edebiyat tarihi, aynı zamanda yargılanmış yazarların, susturulmuş şiirlerin ve bedel ödemiş kalemlerin tarihidir.

0:00 0:00

Tarih boyunca iktidarlar silahlı ayaklanmalardan çok kelimelerden korktu.
Çünkü silahlar bir anı hedef alır; edebiyat ise zamanı.
Bir roman, bir şiir ya da bir deneme; yalnızca yazıldığı günü değil,
gelecek kuşakların hafızasını da etkiler.
Bu nedenle mahkeme salonları yalnızca siyasetçileri değil,
yazarları ve şairleri de yargıladı.

Edebiyat tarihi, aynı zamanda yargılanmış yazarların, susturulmuş şiirlerin ve bedel ödemiş kalemlerin tarihidir.

Bu gerçeğin en çarpıcı örneklerinden biri Fyodor Dostoyevski’dir.
1849 yılında Çarlık Rusyası’nda yalnızca düşünce tartışmalarına katıldığı için idama mahkûm edilen
Dostoyevski, infaz mangasının önüne çıkarılmış, ölümle yüz yüze geldikten sonra cezası sürgüne çevrilmiştir.
Bu sahte infaz, bir insanın ruhunda açılabilecek en derin yaralardan biridir.

Dostoyevski’nin Sibirya’da geçirdiği yıllar, onun edebiyatını belirlemiştir.
Suç ve Ceza, Budala ve Karamazov Kardeşler gibi eserler;
hukukun adaletle, cezanın vicdanla, devletin insan ruhuyla çatışmasını anlatır.
Bu yüzden Dostoyevski yalnızca Rusya’yı değil, insanlığı yazmıştır.

Dünya edebiyatında bu kaderi paylaşan yazarlar Dostoyevski ile sınırlı değildir.
Aleksandr Soljenitsin, Sovyetler Birliği’nde Gulag sistemini anlattığı için sürgüne gönderilmiş, kitapları yasaklanmıştır. George Orwell, totaliter rejimlerin dilini ifşa ettiği için
eserleriyle hâlâ iktidarları rahatsız etmektedir.

Pablo Neruda, şiirleriyle halkı umutlandırdığı için aranan bir şair olmuştur.

Bu yazarların ortak noktası, iktidarın görmek istemediği gerçeği yazmalarıdır.
Rejimler çökmüş, yasaklar kalkmış; ancak eserler kalmıştır.

Türkiye’de ise edebiyat ile iktidar arasındaki gerilim çok daha yakından tanıdıktır.
Nazım Hikmet, şiirleri nedeniyle yıllarca cezaevinde kalmış,
vatandaşlıktan çıkarılmış ve sürgünde ölmüştür.
Nazım’ın suçu silah taşımak değil; eşitsizliği, yoksulluğu ve adaletsizliği yazmaktı.

Sabahattin Ali ise bu ülkenin en acı edebiyat hikâyelerinden biridir.
Defalarca tutuklanmış, görevinden uzaklaştırılmış ve sonunda faili meçhul bir cinayetle susturulmuştur.
Kuyucaklı Yusuf, İçimizdeki Şeytan ve Kürk Mantolu Madonna;
bireyin devlet ve toplum karşısındaki yalnızlığının edebi kayıtlarıdır.

Bu liste İlhan Selçuk ile tamamlanmadan eksik kalır.
Yazıları ve düşünceleri nedeniyle defalarca gözaltına alınan,
yargılanan İlhan Selçuk, Türkiye’de düşüncenin nasıl kriminalize edildiğinin canlı tanığıdır.
Onun kalemi, yalnızca gazetecilik değil; aynı zamanda bir direniş biçimidir.

Ahmed Arif, Yaşar Kemal, Aziz Nesin gibi isimler de
farklı dönemlerde benzer baskılarla karşılaşmış,
toplumsal gerçeği yazmanın bedelini ödemiştir.

Bugün artık yazarlar infaz mangalarının önüne çıkarılmıyor.
Ancak baskı biçimleri ortadan kalkmış değildir.
Uzun tutukluluklar, belirsiz suç tanımları, dijital sansür ve itibarsızlaştırma kampanyaları,
modern çağın susturma araçlarıdır.

Edebiyat ise tüm bu baskılara rağmen varlığını sürdürmektedir.
Çünkü edebiyat alıştıramaz, normalleştiremez, unutturamaz.
Tam tersine rahatsız eder, hatırlatır ve yüzleştirir.

Tarih gösteriyor ki mahkemeler karar verir, iktidarlar değişir, rejimler yıkılır.
Ama metinler kalır.
Dostoyevski’yi yargılayan Çarlık yoktur;
Nazım’ı hapseden iktidarlar, Sabahattin Ali’yi susturan dönemler tarihe karışmıştır.

Buna karşılık onların kelimeleri hâlâ yaşamaktadır.
Çünkü edebiyat, bir toplumun vicdanıdır.
Ve vicdan, er ya da geç konuşur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI