Yıllardır kendilerini solcu, sosyalist, devrimci ya da ilerici olarak pazarlayan bazı çevreler, Aleviliği bir inanç olarak değil, siyasi nüfuz alanı olarak görmektedir. Aleviliği kendi ideolojik ajandalarına eklemleyerek temsil ettiklerini iddia eden bu yapılar, gerçekte Aleviliğin özüne en büyük zararı verenlerin başında gelmektedir.
Aleviler adına konuşma yetkisini kimsenin vermediği bu sözde temsilciler, Aleviliği bir inanç ve kültür dünyası olmaktan çıkarıp belirli siyasi hareketlerin arka bahçesi haline getirmeye çalışmıştır. Yıllarca Alevi gençlerine yolun, erkânın, kültürün ve inancın değerlerini anlatmak yerine dar ideolojik kalıplar dayatılmış; Alevilik, siyasi sloganların gölgesinde bırakılmıştır.
Bugün gelinen noktada Aleviliğin karşı karşıya olduğu en büyük tehditlerden biri dışarıdan gelen baskılar değil, içeriden yürütülen kimlik aşındırmasıdır. Aleviliği yalnızca belli partilere, belli siyasi figürlere ve belli ideolojik merkezlere mahkûm etmeye çalışan anlayış, Alevi toplumunun iradesini ipotek altına almak istemektedir.
Her seçim döneminde Alevileri hatırlayan, seçim bittikten sonra ise Aleviliği yalnızca bir oy deposu olarak gören siyasi zihniyet ile bu zihniyetin gönüllü taşeronluğunu yapan sözde aydınlar arasında hiçbir fark yoktur. Bir yandan özgürlük ve demokrasi nutukları atanlar, diğer yandan Alevilerin farklı siyasi tercihlerde bulunmasını ihanet gibi göstermektedir. Bu, demokratlık değil açık bir siyasi vesayettir.
Alevilik; ne Marksizmin, ne sosyalizmin, ne herhangi bir siyasi partinin alt başlığıdır. Alevilik kendi tarihi, felsefesi, inanç sistemi ve değerleri olan kadim bir yoldur. Bu yolu ideolojik laboratuvarlara dönüştürmeye çalışanlar, Aleviliği savunduklarını söylerken aslında onu dönüştürmeye ve kendi siyasi amaçlarına hizmet eden bir kimliğe indirgemeye çalışmaktadır.
En acı olan ise yıllarca asimilasyona karşı mücadele ettiklerini söyleyenlerin, bugün Aleviliği kendi ideolojik kalıpları içinde eriterek yeni bir asimilasyonun aktörü haline gelmiş olmalarıdır. İnancı siyasetin, kültürü ideolojinin, toplumsal hafızayı ise partizan hesapların emrine veren bu anlayışın Aleviliğe verebileceği hiçbir şey kalmamıştır.
Alevi toplumu artık kimsenin siyasi arka bahçesi değildir. Hiçbir parti, hiçbir ideolojik grup ve hiçbir sözde kanaat önderi Aleviler adına konuşma tekeline sahip değildir. Alevilik üzerinden siyasi kariyer inşa edenler, Alevi toplumunu kendi gündemlerine mahkûm edenler ve yıllardır bu inancı ideolojik bir aparat olarak kullananlar ellerini Alevilikten çekmelidir.
Çünkü Aleviliğin ihtiyacı yeni vesayet odakları değil, kendi köklerine, kendi iradesine ve kendi hakikatine sahip çıkmaktır.
