HALKWEBAuthorsPersofobik Sendrom... Garip bir psikoloji, idiotloji

Persophobic Syndrome... A strange psychology, idiotlogy

What is behind the scenes of the senseless Persophobia of some sects in Turkey?

0:00 0:00

İran korkusu olarak nitelendiriyorum ben bunu ve X paylaşımlarımda “Persofobi” olarak bahsettim.

Temeli İlk Çağ’a dayanan bir İran–Turan rekabeti mevcuttur.
Düne kadar çoğu Humeynici olan kesim, birdenbire kamuoyunda İran korkusu ve Şia takıntısı üretmeye başladı.

İran, bütün kadim devletlerle sınır olmuş bir ülkedir: Roma İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu ve daha öncesi… Dolayısıyla ciddi bir devlet tecrübesi ve siyasi zekâya sahiptir.

What is behind the scenes of the senseless Persophobia of some sects in Turkey?

Konu Türkiye’dir. Küçük devletlerin oyuncağı olabilir savaş. Biz büyük devletiz. ABD de büyük devlettir ama komşularıyla savaşmaz. Elin cebinden ağalık yapmak kolaydır; ateş düştüğü yeri yakar. Herkes mantıklı olmak zorundadır.

Türkiye Ortadoğu’nun jandarması değildir. Gazze meselesi dahil yazdık çizdik. Askere gitmemek için çürük raporu alan tarikatçıların gazına kimse gelmemelidir. Büyük çaplı savaşlar küçük devletlere yarar; çünkü kaybedecekleri fazla bir şey yoktur.

İran bizim için doğrudan bir tehdit değilken Şia üzerinden gerilim üretmek planlı ve maksatlıdır.

Birinci ve İkinci Dünya Savaşları olmasa da Osmanlı büyük ihtimalle parçalanacaktı; fakat İsrail olmayacaktı. Bu tür büyük savaşlar küçük aktörlere alan açar. Büyük düşünmek, akıllı hamleler yapmak gerekir.

Yaşanan gelişmeler, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözünün kıymetini bir kez daha gösteriyor.

İhtimalleri devre dışı bırakarak siyaset yapılmaz. Diyelim ki İran ile ABD perde arkasında anlaşırsa o zaman ne yapacaksınız? Devletlerin duyguları değil; kendine özgü aklı, dili ve çıkarı vardır.

O zaman tarikatlardaki eğilip bükülmeleri, omurgasızlıkları izlersiniz.

Gelişmeler henüz taze. Her şey her şeye açık. Acele etmeyin mollalar, softalar ve bilumum kamuoyu! Bu köprüden daha çok sular geçecek. Şimdilik altından geçiyor; üstünden geçerse kıyamet!

İran–Turan rekabetinin İlk Çağ’da yaşanmasının dinsel bir nedeni yoktur. Tamamen jeopolitik zorunluluktan kaynaklanır. Türkler batıya ve güneye açılmak zorunda kaldığında önlerindeki engel İran’dı. Aynı şekilde Çin batıya açılmak istediğinde karşısındaki engel Türklerdi.

Bu nedenle İlk Çağ tarihi, bir yönüyle İran–Turan, diğer yönüyle Çin–Türk rekabeti üzerine kuruludur.

Bugün ise şartlar değişmiştir. Örneğin yaklaşık 751 yılından beri Türklerle Çinliler arasında büyük bir savaş yaşanmamıştır. Çünkü sınır dinamikleri değişmiş, jeopolitik zorunluluk ortadan kalkmıştır. Nitekim bugünkü İran-Türkiye sınırı da Osmanlı döneminde imzalanan Kasrı Şirin Antlaşmasına dayanmaktadır. O günden beri de ciddi anlamda mesele yaşanmamıştır bu mevzuda.

Günümüzde İran’ın batıya açılma stratejisi yoktur; bizim de İran üzerine sefer gibi bir niyetimiz yoktur. O halde yüzyıllar öncesinin mizansenini bugüne taşıyarak toplumları kurban etmek doğru değildir.

Özetle: Günümüzde yürütülen algı mekanizması, yüzyıllar önceki rekabeti yeniden üretmeye çalışırken o rekabeti doğuran şartları hesaba katmamaktadır. Bu da analiz ve sentezde ciddi yanılsamalara yol açmaktadır.

Çölde susuzluktan serap gören birinin, suya kavuştuktan sonra seraptan intikam almaya kalkmasına benzer bu durum.

Seraba sebep olan çöl değildir; çölde gereksiz yere dolaşan kişinin kendisidir.

Çölde kutup ayısı korkusu yayarak insanların zihnini bulandıranlara kimse şu soruyu sormuyor:

“İyi de şeyhim, Kutup ayısı kutuplarda yaşar. Çölde ne arasın?”

Adı üzerinde: Kutup Ayısı.
Buz dağlarının yiğidi, bembeyaz tüyüyle İran ve Arap çöllerinde ne işi var?

Hele bir de sarışınsa… ciddi problem!

OTHER ARTICLES BY THE AUTHOR