Siyasette liderlerin dili bazen bir tartışma konusu olur, bazen de doğrudan siyasetin kendisine dönüşür. Son dönemde Özgür Özel’in miting konuşmalarında öne çıkan sert üslup da tam olarak böyle bir tartışmanın merkezinde duruyor.
Şunu baştan söylemek lazım: Miting dediğin şey zaten akademik bir panel değildir. Ama mesele sadece “sert konuşmak” da değil. Asıl mesele, o sertliğin neyi anlattığı, neyi örttüğü ve neyi büyüttüğüdür.
“Sert söz” mü, “siyasi strateji” mi?
Özgür Özel’in meydan konuşmalarına bakınca dikkat çeken şey, çoğu zaman iktidar eleştirisinin teknik bir çerçeveden ziyade duygusal bir dile yaslanması. Bu dil:
* zaman zaman yüksek tansiyonlu
* zaman zaman keskin ifadeler içeren
* yer yer de meydan psikolojisine oynayan bir yapı taşıyor
Burada kritik soru şu: Bu bir “öfke hali” mi, yoksa bilinçli bir siyasi tercih mi?
Siyaseti bilen herkes şunu da bilir: Sertlik çoğu zaman tesadüf değildir. Çünkü kitleyle bağ kurmanın en hızlı yollarından biri, duyguyu yükseltmektir.
Peki bu dil neyi büyütüyor?
Sert üslup, kısa vadede üç şey yapar:
1. Kitleyi mobilize eder
2. Karşıtlığı netleştirir
3. Gündem oluşturur
Ama aynı dilin uzun vadede başka bir etkisi daha var: Siyaseti çözüm üretme alanından çıkarıp, sürekli bir “meydan gerilimine” sıkıştırmak.
İşte eleştiriler de tam burada yoğunlaşıyor. Çünkü vatandaşın bir kısmı şunu soruyor:
“Tamam eleştiriyorsun, peki çözüm nerede?”
Altı boşluk tartışması nereden geliyor?
“Altı boş” eleştirisi genelde içerikten çok üslup üzerinden yükseliyor. Çünkü sert bir cümle duyulduğunda, içerik ikinci plana düşebiliyor. Ama bu her zaman içerik yokluğu anlamına gelmez.
Özgür Özel örneğinde de tartışma şu eksende dönüyor:
* Bir kesim, bu dili “etkili muhalefet” olarak görüyor
* Bir kesim ise “sürekli gerilim siyaseti” olarak değerlendiriyor
Aynı konuşma, iki farklı siyasi psikolojide tamamen farklı okunuyor.
İnsanlar neden bu dilin peşinden gidiyor?
Burada işin en kritik tarafı şu: Siyaset sadece akılla değil, duyguyla da yürür. Özgür Özel gibi isimlerin miting dili de tam bu duygusal zemine oynar.
Weil:
* öfke, hızlı bağ kurdurur
* adalet duygusu, mobilizasyon üretir
* netlik, güven hissi yaratır
Birçok seçmen için mesele “ne dendiği” kadar “nasıl hissettirdiği”dir.
Ama risk nerede başlıyor?
Risk şu noktada ortaya çıkar: Sertlik, içerikten bağımsız bir alışkanlığa dönüşürse, siyaset bir süre sonra proje ve program konuşmaktan uzaklaşır. Geriye sadece:
* sloganlar
* karşılıklı suçlamalar
* yüksek tonlu konuşmalar
kalır.
Ve o noktada kazanan siyaset değil, gürültü olur.
Epilog
Özgür Özel’in dili üzerinden yapılan tartışma aslında tek bir kişiye değil, Türkiye’deki genel siyasal dile ayna tutuyor. Sertlik bir araç mı, yoksa yeni norm mu?
Bunun cevabı net değil. Ama net olan bir şey var: Siyaset sadece bağırma yarışı haline gelirse, en çok kaybeden yine toplumun kendisi olur.
