HALKWEBAutorenOsmanlı ve Çarlık Rusyasının Yıkılmasıyla Oluşan Ortadoğu

Osmanlı ve Çarlık Rusyasının Yıkılmasıyla Oluşan Ortadoğu

Ortadoğu’nun geleceği yalnızca Devletlerin ve Küresel güçlerin masalarında değil, halkların sahadaki örgütlü mücadelesinde şekillenecektir.

0:00 0:00

Ortadoğu’nun bugünkü siyasal ve toplumsal tablosu, yalnızca devletlerin güç mücadeleleriyle değil, aynı zamanda halkların bedeninde ve doğanın bağrında açılan derin yaralarla şekilleniyor. Osmanlı Despotizmi’nin çözülüşü ve Çarlık Rusyası’nın dağılmasıyla başlayan tarihsel kırılmalar, bölgeyi dini, ideolojik ve jeopolitik eksenlerde yeniden biçimlendirdi. İslam din devletlerinin yükselişi, Sovyetler Birliği’nin bölgesel etkisi ve bu iki hattın arasında sıkışan halkların kaderi, Ortadoğu’nun modern tarihini belirleyen temel dinamikler oldu. Dört parçaya bölünen Kürdistan, yalnızca coğrafik bir bölünme değil, aynı zamanda Ulusal, Kültürel ve Siyasal bir parçalanmanın adı haline geldi. Bugün yaşanan Üçüncü paylaşım savaşı ise, bu tarihsel bölünmenin yeni bir evreye taşındığı, bölgenin yeniden dizayn edilmek istendiği bir döneme işaret ediyor.

İkinci Paylaşım Savaşı sonrasında kurulan işbirlikçi devlet yapıları, Emperyalist güçlerin bölgedeki çıkarlarını güvence altına almak için inşa edilmişti. Bu Devletler, kendi meşruiyetlerini halkların iradesinden değil, Küresel güç dengelerinden alan bir siyasal mimari üzerine oturdu. Kürt sorunu ve Filistin sorunu, bu mimarinin en görünür fay hatları olarak ortaya çıktı. Ancak bu fay hatlarının altında daha derin bir gerçek yatıyor: Savaşların ortasında ölen siviller, bedenleri pazarlara sürülen kadınlar, çocukların taşınamayacak kadar ağır acılarla büyümek zorunda bırakılması ve tüm bu yıkımın ortasında sessizce yok olan doğa ve hayvanlar. Bu görünmez acılar, bölgenin yeniden dizayn edilmesi tartışmalarının en karanlık, en az konuşulan yüzünü oluşturuyor.

Bugün Üçüncü paylaşım savaşı olarak adlandırılan süreç, yalnızca askeri çatışmaların değil, aynı zamanda Ekonomik, Ticari ve Teknolojik alanlarda yürütülen çok katmanlı bir hegemonya mücadelesinin ifadesidir. Küresel sermaye ile onun bölgedeki işbirlikçileri olan devletler arasındaki gerilim, Enerji kaynaklarından su yollarına, dijital altyapıdan askeri teknolojilere kadar geniş bir alanda kendini göstermektedir. Ancak bu hegemonya savaşının en ağır bedelini yine halklar ödüyor. Kadın pazarlarının oluşması, savaş bölgelerinde Kadın bedeninin bir meta haline getirilmesi, insanlık tarihinin en karanlık sayfalarından birinin yeniden yazıldığını gösteriyor. Çocuklar ise bu savaşların en sessiz tanıkları ve en büyük kaybedenleri. Yıkılmış şehirlerin enkazında büyüyen, eğitimden koparılan, travmalarla şekillenen bir kuşak, Ortadoğu’nun geleceğini belirleyecek en kırılgan toplumsal gerçekliktir.

Savaşın ve sanayinin yarattığı çevre tahribatı ise, çoğu zaman siyasal analizlerin dışında bırakılan ama etkisi en uzun süren yıkım alanıdır. Petrol savaşları, kimyasal atıklar, bombalanan tarım alanları, kurutulan nehirler ve yok edilen ormanlar, bölgenin Ekolojik dengesini geri dönülmez biçimde sarsmaktadır. Hayvanların yaşam alanlarının yok olması, türlerin hızla tükenmesi ve ekosistemin çöküşü, Ortadoğu’nun yalnızca siyasal değil, ekolojik bir felaketin eşiğinde olduğunu gösteriyor. Bu nedenle Ortadoğu’nun yeniden dizaynı tartışmaları, artık yalnızca sınırların yeniden çizilmesiyle sınırlı değildir; mesele, bölgenin hangi Ekonomik modele, hangi Siyasal rejimlere ve hangi Ekolojik yıkım düzeyine göre yeniden yapılandırılması gerçeğidir.

Bu geniş çaplı çatışma ve yeniden dizayn sürecinin ortasında, bölgenin kadim halkları olan Kürtler, Kızılbaş-Aleviler ve diğer Demokrasi güçleri için temel soru şudur: Bu tarihsel fırtınanın içinde nasıl bir Demokrasi mücadelesi şekillenecek? İşçi sınıfının, yoksul Köylülerin ve Emekçi halkların çıkarlarını merkeze alan Devrimci-Sosyalist bir eksen, ancak bu halkların kendi öz örgütlülüklerini güçlendirmesiyle mümkün olabilir. Çünkü bölgedeki devletlerin büyük çoğunluğu, Küresel sermaye ile kurdukları bağımlılık ilişkileri nedeniyle halkların taleplerine değil, uluslararası güç dengelerine göre pozisyon almaktadır. Bu nedenle gerçek bir Demokrasi mücadelesi, yalnızca Siyasal rejimlerin değişimi değil, aynı zamanda Kadınların özgürlüğünü, Çocukların korunmasını, Doğanın iyileştirilmesini ve hayvanların yaşam hakkını içeren bütünlüklü bir Toplumsal dönüşüm gerektirir.

Kürt halkının özgürlük mücadelesi, Kızılbaş-Alevi topluluklarının eşit yurttaşlık talebi ve bölgedeki tüm ezilenlerin Demokrasi arayışı, birbirinden kopuk değil; aksine tarihsel olarak birbirini besleyen, ortak bir kaderin farklı yüzleridir. Bu nedenle Devrimci-Sosyalist bir perspektif, yalnızca sınıfsal çelişkileri değil, aynı zamanda Ulusal, Kültürel, İnançsal ve Ekolojik baskı biçimlerini de kapsayan bütünlüklü bir mücadele hattı kurmak zorundadır. İşçi sınıfının örgütlü gücü, yoksul Köylülerin direnci ve Emekçi halkların dayanışması, ancak bu bütünlüklü perspektifle birleştiğinde gerçek bir demokratik dönüşümün kapısını aralayabilir. Aksi halde bölge, Küresel güçlerin ve yerel işbirlikçilerin çıkar çatışmalarının sahnesi olmaya devam edecektir.

Sonuç olarak, Ortadoğu’nun geleceği yalnızca Devletlerin ve Küresel güçlerin masalarında değil, halkların sahadaki örgütlü mücadelesinde şekillenecektir. Üçüncü paylaşım savaşının yarattığı yıkım, Kadınların bedeninde açılan yaralar, Çocukların taşıdığı travmalar, Doğanın çöküşü ve hayvanların sessiz ölümü, aynı zamanda yeni bir demokratik uyanışın da zeminini oluşturabilir. Kürt halkının, Kızılbaş-Alevilerin, işçi sınıfının, yoksul Köylülerin ve tüm Emekçi halkların ortak mücadelesi, bölgenin kaderini belirleyecek en güçlü dinamik olmaya adaydır. Tarih, her büyük yıkımın ardından yeni bir toplumsal sözleşmenin, yeni bir özgürlük arayışının doğduğunu göstermiştir. Bugün de aynı tarihsel eşikteyiz: Ya küresel sermayenin ve işbirlikçi devletlerin çizdiği dar koridorlarda sıkışacağız ya da Halkların ortak iradesiyle yeni bir Demokratik ufku birlikte inşa edeceğiz.

ANDERE SCHRIFTEN DES AUTORS