Sosyal medyada, kendine atatürkcü cumhuriyetci laik diyen aslında maskeyi kaldırınca işid teroristyinden hallice olan alevi düşmanları faşistler var
mahalle aralarında, hatta bazı televizyon ekranlarında dolaşan bir hakaret le “Kılıç artığı.” sözünü kulanmış bu az gelişmiş primat
Peki, bu hakaret kime yönelik? Canına, inancına ve bu topraklara bin yıldır bağlılığıyla bilinen Alevilere.
Kimdir bu “kılıç artığı” denilenler?
Onlar; Anadolu’nun mayası, Horasan’ın nefesi, Pir Sultan’ın sözü, Nesimi’nin tenine işlenen şiirdir.
Onlar; 1514’te Çaldıran’da yakılan ocaklar, 16. yüzyılda Yavuz’un fermanıyla “Kızılbaş” diye kuyulara atılan 40 bin candır.
Ancak asıl mesele yakın tarihtir.
Maraş 1978: 7 mahallede evler basıldı, insanlar iş yerlerinde, camilerin önünde, evlerinin balkonlarında kurşuna dizildi. Resmî rakam 106, gayriresmî rakam ise çok daha fazlasını söylüyor. O gece doğan çocuklara “Maraş’ın yetimi” dendi.
Çorum 1980: Seçimden bir gün önce başlayan kıyım, 57 can aldı. Cenazeler topluca kaldırıldı, kimse sahip çıkmadı. Yaralılar hastanelerde tehdit edildi.
Sivas 1978: Evet, yanlış duymadınız. Sivas’ta 2 Temmuz 1993’ten tam 15 yıl önce, 4 Eylül 1978’de başka bir katliam daha yaşandı. Dönemin “sağ-sol çatışması” denen kirli oyununun bir parçası olarak, Sivas merkezde 11 Alevi canı daha hedef alındı ve öldürüldü. Şehir âdeta savaş alanına çevrildi. Bu olay, 15 yıl sonra gelecek yangının habercisi gibiydi: Devletin ya göz yumduğu ya da müdahale etmekte geç kaldığı bir provokasyon.
Sivas 1993 (Madımak): 2 Temmuz’da Pir Sultan Abdal Şenlikleri’ne katılan 33 aydın ve 2 otel çalışanı, radikal İslamcı bir kalabalık tarafından Madımak Oteli’nde diri diri yakıldı. “Şeytan Aziz!”, “Cehennem ateşi işte!” diye bağıranların arasında çocuklar da vardı, komşular da. Metin Altıok, Hasret Gültekin, Muhlis Akarsu, Asım Bezirci… Şairler, yazarlar ve daha 12 yaşında bir çocuk: Koray Kaya. O gün dönemin Başbakanı Tansu Çiller, “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir” diyecekti.
Gazi Mahallesi 1995: Bir kahvehaneye atılan bombayla başlayan provokasyon, iki gün süren silahlı saldırıya dönüştü. 17 kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı.
“Kılıç artığı” dediğiniz işte bu insanlardır.
Onlar; Sivas’ta 1978’de sırtından vurulup kaldırıma yığılanlar,
Sivas’ta 1993’te duman altında kalan canlar,
Maraş’ta evinde basılan analar,
Çorum’da kimsesiz kalan bebekler,
Gazi’de kahvesinde otururken öldürülenler ve Alevilere yönelik katliamı protesto eden emekçilerdir.
Bunlar yalnızca birer acı olay değil; aynı zamanda birer bedel ödeyerek inancını koruyan cesur insanların hikâyesidir.
Bugün o katliamların üzerinden yıllar geçti. Ama ne adalet tam anlamıyla sağlandı ne de tüm failler yargı önüne çıkarıldı. Sivas 1993 davası 2012’de zamanaşımına uğradı. Maraş’ın raporları hâlâ “sır”. Çorum’da öldürülenlerin çoğu “bilinmeyen fail”.
Dolayısıyla “kılıç artığı” diyenlere soruyorum: Bu kadar acıyı, bu kadar direnci, bu kadar hafızayı “artık” sayacak kadar vurdumduymaz olmak hangi cesarettir?
Aleviler, bu ülkenin bir parçası olmanın bedelini çoğu zaman diğerlerinden çok daha ağır ödemiş bir kitledir. Ama onlar “artık” değildir. Onlar bu milletin etinden, kemiğinden, nefesinden bir parçadır.
“Kılıç artığı” diyen, aslında kendi tarihini artıklamıştır. Çünkü bu coğrafyada hakaret edilen değil, bedel ödeyen bağışlanır. Ve bedel ödeyenlerin adı, ancak faillerin unutulduğu bir tarihte yeniden hatırlanır.
O tarih henüz gelmedi. Ama gelecek.
Ve o gün “kılıç artığı” diye seslenenler değil; Sivas’ta 1978 ve 1993’te katledilenler, Maraş’ta kurşuna yürüyen analar, Gazi ve Ümraniye’de direnen gençler hatırlanacak.
Hatırlanıyor da.
Ancak kendini Cumhuriyetçi, Atatürkçü, seküler maskesiyle gizleyerek Alevilere “kılıç artığı” diyenler — maymun soylu ideolojisi para olan fahişeler, IŞİD ile aynı zihniyeti paylaşıp seküler maske takan faşist fahişeler — bilin ki bu ülkede asıl artık olan sizlersiniz.
