HALKWEBAutorenİran ve Emperyal Aklın Tükenişi

İran ve Emperyal Aklın Tükenişi

Bugün karşımızda güçlü bir imparatorluk yok. Sadece henüz çökmemiş bir sistem var.

0:00 0:00

Ortadoğu’ya hâlâ “kriz bölgesi” diyenler var.
Bu ifade artık bir analiz değil, bir kaçıştır.

Çünkü kriz dediğimiz şey geçicidir.
Ortadoğu’da yaşanan ise kalıcı bir yapısal gerilimdir.
Daha açık söyleyelim: Bu coğrafyada olan biten, devletler arası bir anlaşmazlık değil, küresel sistemin kendi sınırlarına dayanmasıdır.

Ve bu sınırın adı bugün en somut haliyle İran’dır.

İran’ı anlamayan herkes meseleyi yanlış yerden okur.
Onu sadece bir rejim, bir ideoloji ya da bir bölgesel aktör olarak görenler, aslında daha büyük bir gerçeği ıskalar: İran, bir ülke olmanın ötesinde, emperyal sistemin işleyişine çarpan bir direnç noktasıdır.

Bu yüzden İran meselesi hiçbir zaman sadece İran meselesi olmamıştır.

STERİL KAVRAMLARIN ARDINDAKİ GERÇEK: SİSTEMİN KRİZİ

Bugün medya ve diplomasi dili bize sürekli aynı şeyleri tekrar eder: “gerilim”, “istikrarsızlık”, “güvenlik tehdidi”.

Oysa bu kavramlar, gerçeği açıklamak için değil, gizlemek için kullanılır.

Gerçek şudur: Ortadoğu’da yürüyen şey bir güvenlik krizi değil, akışların kontrolü savaşıdır.

Enerji akışları.
Su kaynakları.
Ticaret yolları.
Veri ve finans hareketleri.

Modern dünyada egemenlik artık toprakla değil, akışlarla kurulur. Haritalar değil, hatlar belirleyicidir. Bu yüzden bugün bir ülkeyi işgal etmekten daha etkili olan şey, o ülkenin içinden geçen akışı kesmektir.

İşte İran tam burada devreye girer.

Çünkü İran, bu akışların en kritik düğüm noktalarından birinde durur. Ve daha önemlisi, bu düğümü çözme değil, sıkma kapasitesine sahiptir.

HÜRMÜZ BOĞAZI: KÜRESEL SİSTEMİN ŞAH DAMARI

Hürmüz Boğazı üzerine yapılan tartışmaların çoğu yüzeyseldir. Petrol geçiş oranları, tanker sayıları, günlük varil hesapları…

Bunların hiçbiri meselenin özünü anlatmaz.

Hürmüz, sadece enerji taşınan bir yer değildir.
Orası, küresel kapitalizmin sürekliliğinin fiziksel garantisidir.

Bu yüzden İran’ın gücü klasik anlamda ölçülemez.
İran’ın en büyük silahı bir ordu değil, bir ihtimaldir:

Akışı kesebilme ihtimali.

Bu ihtimal gerçekleşmese bile yeterlidir. Çünkü modern sistem riskle çalışmaz, öngörülebilirlikle çalışır. İran ise öngörülemezlik üretir.

Ve bu, emperyal aklın en tahammül edemediği şeydir.

EMPERYALİZMİN KÖR NOKTASI: ASİMETRİ

Amerika Birleşik Devletleri askeri olarak dünyanın en güçlü aktörüdür.
Ama bu güç, belirli bir oyun düzenine göre tasarlanmıştır: konvansiyonel savaş, açık cepheler, belirli hedefler.

İran ise bu oyunu oynamaz.

  • Cephe kurmaz, dağıtır
  • Orduyla değil, ağlarla hareket eder
  • Zafer aramaz, maliyet üretir

Bu yüzden İran’ın stratejisi yanlış anlaşılır.
Çoğu analiz hâlâ şu soruyu sorar: “İran kazanabilir mi?”

Oysa İran’ın sorusu farklıdır:

“Karşı taraf kazanabilir mi?”

Bu iki soru arasındaki fark, bütün denklemi değiştirir.

İran savaşı kazanmak için değil, karşı tarafın kazanmasını imkânsız hale getirmek için hareket eder. Bu, zayıflığın değil, stratejik aklın ürünüdür.

KONTROL İLLÜZYONU: EMPERYAL SİSTEMİN PARADOKSU

Bugün Amerika Birleşik Devletleri Ortadoğu’da hâlâ en belirleyici güç gibi görünür. Askeri üsler, ittifaklar, siyasi etkiler…

Ama bu görünüm yanıltıcıdır.

Çünkü artık mesele kontrol etmek değil, kontrolü sürdürebilmektir.
Ve emperyal sistem tam burada tökezler.

Irak müdahalesi bir “kontrol” projesiydi.
Sonuç: kontrolsüzlük.

Suriye bir “denge” operasyonuydu.
Sonuç: çok katmanlı kaos.

Libya bir “istikrar” hamlesiydi.
Sonuç: parçalanmış bir yapı.

Bu örnekler tek bir şeyi gösterir:
Emperyal sistem plan yapabilir ama sonucu kontrol edemez.

İran bu zafiyeti çok iyi okur. Ve tam da bu noktaya oynar.

BAĞIMLILIK: GÜCÜN GÖRÜNMEYEN ZİNCİRİ

Klasik anlatı bize şunu söyler: Merkez güçlüdür, çevre zayıf.

Ama bugün gerçek bunun tersine dönmüştür.

Amerika Birleşik Devletleri Körfez’i kontrol eder.
Ama aynı zamanda Körfez’e bağımlıdır.

Enerji akışı kesildiğinde zarar görecek olan sadece üreticiler değil, tüketici merkezlerdir. Bu durum emperyalizmin en büyük paradoksunu ortaya çıkarır:

Hakimiyet arttıkça bağımlılık artar.

İran bu bağımlılığı bir kaldıraç olarak kullanır.
Bu yüzden İran’a karşı atılan her adım, aynı zamanda sistemin kendi kırılganlığını büyütür.

İSRAİL, DOĞU AKDENİZ VE YENİ COĞRAFYA

İsrail ile yaşanan gerilim çoğu zaman ideolojik ya da güvenlik temelli anlatılır.

Ama gerçekte mesele çok daha somuttur:

  • Su
  • Enerji
  • Doğu Akdeniz doğalgazı

Bu bölgede yaşananlar bir sınır tartışması değil, coğrafyanın yeniden işlevlendirilmesidir.

Modern savaş artık toprak almak için yapılmaz.
Toprağı yaşanmaz hale getirmek için yapılır.

İnsanları yerinden edersiniz.
Altyapıyı çökertirsiniz.
Ekonomiyi durdurursunuz.

Sonra o bölgeyi işgal etmeden kontrol edersiniz.

İran bu sürecin doğrudan aktörü olmayabilir.
Ama etkileyici bir unsuru olarak denklemin içinde yer alır.

ÇİN: GÖRÜNMEYEN DENGE

Çin bu hikâyenin en sessiz ama en kritik aktörüdür.

Çin savaş istemez.
Çünkü üretim onun elindedir.

Ama enerjiye bağımlıdır.
Ve o enerji Ortadoğu’dan gelir.

Bu yüzden Çin için istikrar bir tercih değil, zorunluluktur.

Bu durum Amerika Birleşik Devletleri’nin hareket alanını sınırlar.
Artık hiçbir güç tek başına hareket edemez.

Bu, yeni dünyanın en sert gerçeğidir:
Güç dağılmıştır. Ve birbirini kilitler.

İRAN: BİR DEVLET DEĞİL, BİR SINIR

İran’ı sadece bir ülke olarak okumak hatadır.

İran bir sınırdır:

  • Emperyalizmin genişleyebileceği son hat
  • Küresel sistemin dayanabileceği son eşik

Bu yüzden mesele İran’ın ne yaptığı değil,
sistemin İran karşısında ne yapamadığıdır.

İran yenilmez değildir.
Ama çözülemez bir problemdir.

Ve sistemler çözemediği problemlerle yaşamak zorunda kaldığında, içten içe çürümeye başlar.

YIKILMAYAN AMA TÜKENEN BİR DÜZEN

Bugün karşımızda güçlü bir imparatorluk yok.

Sadece henüz çökmemiş bir sistem var.

İran bu sistemi yıkmaz.
Ama onun çelişkilerini büyütür.

Ve tarih bize şunu öğretir:

Hiçbir sistem bir anda çökmez.
Önce anlamını kaybeder.
Sonra meşruiyetini.
En sonunda da kontrolünü.

Ortadoğu’da yaşanan tam olarak budur.

İran bu sürecin nedeni değil, sonucudur.

Ama aynı zamanda hızlandırıcısıdır.

ANDERE SCHRIFTEN DES AUTORS