HALKWEBAutorenİlkesiz Değişim, Yörüngesiz Siyaset: CHP’de Kimlik ve Yön Krizi

İlkesiz Değişim, Yörüngesiz Siyaset: CHP’de Kimlik ve Yön Krizi

Sol ve sosyal demokrasi açısından mesele sadece kişiler değildir; asıl mesele hattın kendisidir.

0:00 0:00

Bugün CHP içinde yaşanan tartışmalar, basit bir kadro değişiminin çok ötesine geçmiş durumda. Asıl mesele; partinin tarihsel olarak temsil ettiği sol ve sosyal demokrasi hattının giderek silikleşmesi ve “değişim” adı altında ideolojik tutarlılığın aşınmasıdır. Değişim söylemi yükselirken, pratikte ortaya çıkan tablo ise ciddi bir yön arayışını, hatta bir yörünge kaybını işaret etmektedir.

Bu noktada Emine Ülker Tarhan ve Muharrem İnce örnekleri özellikle dikkat çekicidir. Çünkü bu iki isim de CHP’den ayrıldıkları dönemlerde partiye yönelik son derece sert ve sistematik eleştiriler yöneltmişti. Tarhan, CHP’nin “kimliksizleştiğini”, Atatürkçü çizgiden uzaklaştığını ve ilkesel duruşunu kaybettiğini savunuyordu. İnce ise partiyi “tek merkezli yapı”, “örgütten kopuş” ve “iktidar iddiasını yitirme” gibi başlıklarda eleştiriyor; mevcut anlayışla seçim kazanılamayacağını açıkça dile getiriyordu.

Üstelik burada kritik bir çelişki daha ortaya çıkıyor: Bu eleştirilerin yöneltildiği dönemlerde partinin yönetim kadroları büyük ölçüde bugünkü yapının temelini oluşturan kadrolardı. Yani eleştirilen zihniyet ile bugün “değişim” iddiasını taşıyan yapı arasında mutlak bir kopuştan söz etmek kolay değil. Bu durumda şu soru kaçınılmaz hale geliyor: Gerçekten ne değişti? Sadece liderlik düzeyinde bir değişim mi yaşandı, yoksa eleştirilen siyasi anlayışta köklü bir dönüşüm mü gerçekleşti?

Bu noktada Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik tartışmalar da ayrı bir başlık olarak ele alınmalıdır. Çünkü bugün dile getirilen pek çok eleştirinin, geçmişte aynı kadroların içinde yer aldığı bir döneme ait olduğu unutulmaktadır. Eğer ortada bir başarısızlık ya da sorun varsa, bunun tüm sorumluluğunu tek bir isme yüklemek ne siyasi gerçeklikle ne de adalet duygusuyla bağdaşır. Bu yaklaşım, hem kurumsal hafızayı yok saymakta hem de siyaseti kişiselleştirerek yüzeyselleştirmektedir.

Bugün gelinen noktada bu ağır eleştirilerin nereye konduğu sorusu hâlâ ortada durmaktadır. Eğer bu eleştiriler artık geçersizse, bu değişimin içeriği ve sınırları açıkça ortaya konulmalıdır. Eğer hâlâ geçerliyse, o zaman bu siyasi yakınlaşmaların ideolojik zemini nedir? Bu sorular yanıtsız kaldıkça, ortaya çıkan tablo ister istemez ilkesiz bir siyaset görüntüsü vermektedir.

Sol ve sosyal demokrasi açısından mesele sadece kişiler değildir; asıl mesele hattın kendisidir. Dün “kimliksizleşme” diye eleştirilen bir yapı ile bugün yeniden yan yana gelmek, ya geçmişteki eleştirilerin içinin boş olduğunu ya da bugünkü siyasetin ilkesiz bir pragmatizme teslim olduğunu düşündürür. Her iki ihtimal de sol ve sosyal demokrasi açısından ciddi bir sorun teşkil eder.

Dahası, son dönemde kimlikler, inançlar ve kültürel değerler üzerinden yürütülen siyaset tarzı, sol ve sosyal demokrasinin evrensel ilkeleriyle açık bir gerilim içindedir. Bu siyaset anlayışı; toplumun farklı kesimlerini araçsallaştıran değil, eşit yurttaşlık temelinde buluşturan bir çizgide ilerlemek zorundadır. Aksi halde ortaya çıkan şey; ilke değil, konjonktüre göre şekillenen bir siyasal manevra olur.

Bugün ihtiyaç duyulan şey; günü kurtaran hamleler değil, açık, tutarlı ve emekten yana bir siyasal çizgidir. Eğer “değişim” söylemi bu çizgiyi güçlendirmiyorsa, sadece isimler ve pozisyonlar değişiyor demektir.

Sonuç olarak mesele artık çok nettir: Ya CHP kendi tarihsel ve ideolojik yörüngesini yeniden tanımlayacak, ya da bu ilkesiz siyaset algısı derinleşerek güven krizini büyütecektir. Ve bu kriz, eninde sonunda, yalnızca kadroları değil; temsil edilen değerleri de aşındıracaktır.

ANDERE SCHRIFTEN DES AUTORS