HALKWEBAutorenAteş, Hafıza ve Tarih: Newroz’un Uzun Yürüyüşü

Ateş, Hafıza ve Tarih: Newroz’un Uzun Yürüyüşü

Newroz’un ateşi her yıl yeniden yakıldığında, sadece karanlığı değil; korkuyu, sessizliği ve boyun eğmeyi de yakar.

0:00 0:00

Bazı gelenekler yalnızca geçmişten bugüne taşınmaz; aynı zamanda bugünün anlamını da kurar. Newroz, bu anlamda sıradan bir bayram değil, tarih boyunca yeniden üretilmiş kolektif bir hafıza ve direniş biçimidir.

Kökenleri antik Mezopotamya ve İran coğrafyasına uzanan Newroz’un, Zerdüştlükle kurduğu ilişki, ateşi yalnızca fiziksel bir unsur olmaktan çıkarır. Ateş burada arınmanın, ışığın ve düzenin simgesidir. Baharın gelişi ise sadece doğanın değil, varoluşun yeniden kuruluşudur. Bu yüzden Newroz, en başından itibaren doğa ile insan, inanç ile yaşam arasında kurulan derin bir bağın ifadesi olmuştur.

Ancak tarih, hiçbir geleneği olduğu gibi bırakmaz. Newroz da zamanla yeni anlamlar kazanır. Orta Çağ’da sözlü kültürün taşıdığı efsanelerle birlikte bu bayram, doğanın uyanışının ötesine geçer ve bir direniş anlatısına dönüşür. Demirci Kawa’nın hikâyesi, bu dönüşümün en güçlü simgelerinden biridir: zulme karşı ayağa kalkışın, korkunun kırılışının ve özgürlüğün mümkün olduğunun anlatısı.

Osmanlı döneminde Newroz, saray ve halk arasında iki farklı anlam katmanında yaşar. Saray çevresinde “Nevruz” daha çok mevsimsel bir ritüel olarak kalırken, halk arasında hafıza, kimlik ve anlatı ile iç içe geçerek yaşamaya devam eder. Bu durum, Newroz’un tarih boyunca tek bir anlama indirgenemeyecek kadar çoğul ve dinamik bir yapı taşıdığını gösterir.

Modern dönemde ise bu çok katmanlı yapı daha görünür hale gelir. Ulus-devletlerin yükselişiyle birlikte kültürel kimlikler üzerindeki baskılar arttıkça, Newroz yalnızca bir kutlama değil, aynı zamanda bir ifade ve itiraz alanına dönüşür. Yasaklanan, bastırılan ya da görmezden gelinen kimlikler için Newroz, hatırlamanın ve görünür olmanın bir yolu olur.

Bugün Newroz ateşi yakıldığında, bu sadece baharın gelişi değildir. O ateş, inkâra, asimilasyona ve faşizan baskılara karşı yakılır. Her alev, “buradayız” diyen bir hafızayı taşır. Her kıvılcım, eşitlik, özgürlük ve onur talebini yeniden dile getirir.

Felsefi olarak bakıldığında, Newroz bize zamanın doğrusal değil, katmanlı olduğunu gösterir. Antik ritüeller, orta çağ efsaneleri ve modern politik mücadeleler aynı anda bu geleneğin içinde yaşar. Bu nedenle Newroz, yalnızca geçmişin bir kalıntısı değil; sürekli yeniden kurulan, yaşayan bir düşünce ve mücadele alanıdır.

Ateş yanar.
Ama bu sadece odunun değil, tarihin de yanışıdır.

O ateşin etrafında toplanan insanlar, yalnızca bugünü değil, binlerce yıllık bir direnişin izlerini taşır. Ve belki de bu yüzden, Newroz’un ateşi her yıl yeniden yakıldığında, sadece karanlığı değil; korkuyu, sessizliği ve boyun eğmeyi de yakar.

Çünkü bazı ateşler sönmez.
Ve bazı hafızalar asla teslim olmaz.

ANDERE SCHRIFTEN DES AUTORS