Manisa Milletvekili Sayın Özgür Özel’in, CHP Genel Merkezi önünde yaşanan süreçle ilgili yaptığı açıklamada kullandığı “kriminal tipler” ifadesi; yalnızca orada bulunan insanlara yönelik talihsiz bir söz değil, aynı zamanda partinin vicdanına, emeğine ve yıllardır onuruyla mücadele eden binlerce parti emekçisine karşı büyük bir haksızlıktır.
Öncelikle açık ve net ifade etmek isterim:
Ben Kadir Polat olarak, hayatının önemli bir bölümünü bu ülkenin çocuklarına, gençlerine ve geleceğine katkı sunmaya adamış bir toplum gönüllüsüyüm.
Ülkemizin yaklaşık 70 şehrini eğitime destek olmak amacıyla dolaşmış, 500 bin kilometreyi aşan yollar kat etmiş, dağ bayır demeden Türkiye’nin en ücra köy okullarına ulaşarak çocuklara umut olmaya çalışmış bir yurttaşım. Hiçbir çıkar beklemeden, hiçbir makam hesabı yapmadan; yalnızca vicdani sorumluluk duygusuyla ailesiyle birlikte yıllardır eğitime destek vermeye çalışan bir insanım.
Aynı zamanda parti aidiyetim ve Cumhuriyetimizin kurucu değerlerine duyduğum saygı gereği; özellikle son 10 yıldır aidatını her ay düzenli ödeyen, insan faydasına, toplum yararına ve ülkemiz menfaatine yönelik özellikle eğitim odaklı onlarca proje üretip pratiğe taşıyan, bunları yaparken hiçbir kurum ve kuruluştan destek almadan tamamen kendi imkânlarıyla mücadele eden bir CHP üyesiyim.
Jetzt frage ich Sie:
Ben mi kriminal tipim?
Çocukların üşümemesi için mont ve bot taşıyanlar mı kriminal?
Köy okullarındaki çocukların hayallerini gerçekleştirmek için yazdıkları mektuplardaki istekleri yerine ulaştıranlar mı kriminal?
Yıllardır partisine aidat ödeyip emeğiyle, alın teriyle mücadele eden insanlar mı kriminal?
Üstelik biz CHP Genel Merkezi önünde beklerken; orada bulunan insanlara yönelik taşlar ve şişeler atılırken, gerginliği büyüten saldırgan tavırlar sergilenirken; asıl vahim tablo günün ilerleyen saatlerinde ortaya çıkmıştır.
Kamuoyunun da gördüğü üzere, gecenin üçünde parti üyesi olup olmadıkları dahi bilinmeyen yüzlerce kişi tarafından Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisinin genel merkezi işgal edilerek bina adeta savaş alanına çevrilmiştir.
Yangın tüpleriyle saldırılar yapılmış, camlar çerçeveler kırılmış, odaların duvarları çirkin sloganlarla kirletilmiş, deterjanlar yerlere dökülmüş, yangın hortumları açılarak bina içi kullanılamaz hale getirilmiş, koltuklar, sandalyeler ve ahşap malzemeler parçalanmış, her taraf bilinçli şekilde tahrip edilmiştir. Devlet kurmuş bir partinin genel merkezi; öfkenin, kontrolsüzlüğün ve vandalizmin merkezi haline dönüştürülmüştür.
Şimdi tekrar sormak gerekir:
Sayın Özgür Özel’in “kriminal tipler” diyerek hedef gösterdiği insanlar kimlerdir?
Yıllardır partisine aidat ödeyen, demokratik hakkını kullanarak orada bulunan insanlar mı?
Yoksa genel merkezi savaş alanına çeviren, kamu malına zarar veren, saldırganlık ve provokasyonla hareket eden kişiler mi?
Biz orada vicdanımızla, siyasi duruşumuzla ve demokratik hakkımızla bulunuyorduk.
Hiç kimsenin malına zarar vermedik.
Hiç kimseye saldırmadık.
Hiçbir vandallığın parçası olmadık.
Ama bugün gelinen noktada; saldırıya uğrayan, ötekileştirilen ve suçlanan taraf yine biz oluyoruz.
İşte itirazımız tam da bunadır.
Çünkü bugün CHP içerisinde farklı düşünen, vicdanıyla hareket eden ve özellikle Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik yürütülen sistematik itibarsızlaştırma kampanyalarına karşı çıkan insanlar; bilinçli şekilde ötekileştirilmeye çalıştırılıp yoğun bir saldırı ve hakarete maruz kalmaktadır.
Oysa biz kimsenin düşmanı değiliz.
Biz; ahlakın, emeğin, vefanın ve siyasi nezaketin tamamen yok edilmesine itiraz ediyoruz.
Çünkü son dönemde siyaset; fikir yarıştırma zemini olmaktan çıkarılmış, linç kültürünün ve itibarsızlaştırma operasyonlarının alanına dönüştürülmüştür.
Kemal Kılıçdaroğlu hakkında yıllardır sürdürülen organize saldırılar yalnızca bir siyasi eleştiri değildir. Bu süreç; bir insanı sistematik biçimde yalnızlaştırma, değersizleştirme ve hafızalardan silmeye dönük ağır bir algı operasyonuna dönüşmüştür.
Oysa unutulmamalıdır ki:
Bugün bu partide özgürce konuşabilen herkes, geçmişte büyük bedeller ödeyen insanların mücadelesi sayesinde bunu yapabilmektedir.
Sayın Kemal Kılıçdaroğlu; linçlere, tehditlere, saldırılara rağmen geri adım atmayan bir siyaset yürütmüştür. Adalet Yürüyüşü’yle milyonların vicdanına dokunmuş, helalleşme çağrısıyla bu ülkenin kutuplaşmış fay hatlarını onarmaya çalışmıştır.
Bizim bugün yanında durduğumuz şey; bir koltuk değil, bir vicdan meselesidir.
İşte tam da bu nedenle; sırf Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanında duruyor diye insanları “kriminal tip” gibi ifadelerle hedef göstermek kabul edilemez.
Bu dil; birleştirici değil ayrıştırıcıdır.
Bu yaklaşım; demokratik değil dışlayıcıdır.
Bu söylem; siyasi olgunluk değil, öfke dilidir.
Nitekim İzmir mitinginde Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik atılan ahlak dışı sloganlar karşısında ortaya konulamayan net tavır da bu kırılmanın ne kadar derinleştiğini göstermektedir. Çünkü bir siyasi mücadele, eleştiri sınırları içerisinde yürütülebilir; ancak bir insana yönelik aşağılayıcı, itibarsızlaştırıcı ve nefret dili içeren sloganların normalleştirilmesi ne siyasi ahlakla ne de Cumhuriyet Halk Partisi’nin köklü kültürüyle bağdaşır. Sessiz kalınan her hakaret, toplumsal çürümeyi biraz daha büyütmektedir.
Cumhuriyet Halk Partisi; farklı düşünen insanların birbirine hakaret ettiği değil, fikirlerin özgürce konuşulduğu bir demokratik mücadele alanı olmak zorundadır.
Kimse; yıllarını bu partiye, bu ülkeye ve toplum yararına çalışmalara vermiş insanları aşağılayamaz.
Kimse bize “kriminal tip” diyemez.
Buradan Sayın Özgür Özel’e açık çağrımdır:
Bu kırıcı ve ayrıştırıcı ifadeden dolayı kamuoyu önünde özür dilemelidir.
Çünkü siyaset; insanları yaftalama değil, toplumu bir arada tutabilme sanatıdır.
Und das sollte nicht vergessen werden:
Vicdan sahibi insanları susturmaya çalışanlar olabilir…
Ama vicdanın sesi sustuğu gün, siyasetin ruhu da çöker.
Epilog
Cumhuriyetin çınarı; nefretle değil, toplumsal vicdan ve emekle büyür.
Saygıyla
28.05.2026
Kadir POLAT yazdı…
