HALKWEBAutorenDijital Vicdanın Rahat Yatağı

Dijital Vicdanın Rahat Yatağı

Öğrendikten sonra ne yaptın?

0:00 0:00

Epstein, tek bir kelimeye sığmayan kötülükleri içinde barındırıyor.
Bu bir suç mu?
Bir çocuk katliamı mı?
Yoksa insanlığın kolektif bir çöküşü mü?
Dil yetmiyor.
Kavramlar geri çekiliyor.
Sözcükler, anlatmakta aciz kalıyor.
Belki de bu yüzden yazmak bu kadar zor. Çünkü ne söylesek eksik, ne yazsak hafif kalıyor. Ama belki de asıl zor olan, yazdıktan sonra gelen o tanıdık his: rahatlama.
Vicdanen rahatlama…
Bu yılın kelimesi “dijital vicdan” seçildi.
Yani ekrana bakıp üzülmek, birkaç cümle yazmak, kınamak ve sonra hayatımıza devam etmek.
Evet, dijital vicdanımız var.
Paylaştık. Yazdık. Lanetledik.
“İğrenç”, “canavarca”, “şeytani” dedik. Klavyelerimiz çalıştı, vicdanlarımız yazıya döküldü.
Ve sonra…
Sonra yatağımıza döndük.
Çocuklarımızın yüzüne baktık.
Onları öptük.
Üzerlerini örttük.
Sanki öldürülen çocuklar için birkaç cümle kurmak, kendi çocuklarımızı korumaya yetiyormuş gibi.
Sanki kelimelerle bir borç ödemişiz gibi.
Oysa dünyada ve bu ülkede şunu defalarca gördük: İnsanlar güçlüler için sokağa çıkabiliyor.
Mitingler yapılıyor, meydanlar doluyor, binalar basılıyor. Tıpkı Donald Trump için Kongre binasının basılması gibi.
Ama çocuklar için…
Dünyanın neredeyse hiçbir yerinde, neredeyse hiç kimse yerinden kıpırdamıyor.
Yer yerinden oynamıyor.
Dünya tersyüz edilmiyor.
Kötülüğün farkındayız ama sorumluluk almıyoruz.
Belki de alamıyoruz.
En konforlu yerde kalıyoruz.
Epstein dosyaları ilk ortaya çıktığında çoğumuz uyuyamadık.
Ben de uyuyamadım.
Bu tanıklık, benim için kişisel bir hâl aldı. Uykularımı kaçırdı; çoğumuzunki gibi. İlk haberleri okuduğumda bir türlü uyuyamadım. Çünkü öğrendiklerimiz çok ağırdı.
Sonra uyku ile uyanıklık arasında gidip gelirken bir kadın gördüm.
Bilincim açıktı ama bedenim kilitliydi.
Kımıldayamıyordum.
Yukarıdan kendime bakıyordum.
Ruhum bedenimden ayrılmış gibiydi.
O kadının elinde kocaman bir çanta vardı.
Gitmeye hazırlanıyordu.
“Nereye gidiyorsun?” diye sordum.
“Çocukların önüne set olmaya,” dedi.
Önce Gazze’ye…
Sonra dünyanın her yerinde çocukların önüne konulmuş ölüme…
“Kimse gelmez ki,” dedim.
O kadına imrendim. Ben yatakta dönemiyor, gözlerimi bile açamıyordum. Uyku felci hâlindeydim. Uyanmak için çabalamadım.
“Keşke insanlar çocuklar için etten bir duvar örse,” dedim.
“Ben gideceğim,” dedi.
Çantasını sordum.
İçinde birkaç bebek bezi, bir biberon, biraz mama ve bir çıngırak vardı.
“Çıngırak mı?” dedim.
“Bebekleri susturmak için değil,” dedi,
“hayatta olduklarını anlamak için.”
Ve gitti.
Sonra bebek ve çocuk sesleri duydum.
Ağlama mıydı, gülme miydi anlayamadım.
Ardından çiçeklerin, sevimli canlıların arasında binlerce çocuk gördüm. Hepsi bana bakıyordu. Utandım. Kaçmak istedim ama yerimden kımıldayamadım.
Sonra iki meleğin arasında, elinde adalet terazisini tutan, gözleri kapalı bir melek gördüm. Uyanmak için çırpınıyordum ama uyanamıyordum.
Bebeklerin sesi yeniden duyuldu:
“Bilmiyordunuz,” dediler.
“Ama öğrendiniz.
Öğrendikten sonra ne yaptınız?”
Cevap veremedim.
“Yazmakla mı kurtulacağınızı sandınız?” dediler.
“Üzülmekle, lanetlemekle, paylaşmakla mı?”
Haklıydılar.
Bu kadar kötülüğü öğrendik ama dünyayı yerinden oynatamadık.
Çığlık atamadık.
Bu köklü yapılanmaları yerle bir edemedik.
Kötülüğü yapanlara dünyayı dar etmedik.
Her gün sıcak yataklarda, temiz ellerle, kirli bir dünyaya uyanmaya devam ettik.
Sonra da iyi insanlar olduğumuzu düşünerek, öldüğümüzde cennete gideceğimize inandık.
Belki gideriz.
Ama bu kötülüğü yaşamış bebekler, çocuklar…
Bizi affeder mi?
Bilemiyorum.
Sonra bana bakan binlerce bebeğe ve çocuğa döndüm.
Bu kez avazım çıktığı kadar bağırarak:
“Affetmeyin bizi!” dedim.
Sonra kımıldadım.
Derin bir nefes aldım.
Uyku felci geçmişti.
Ama ben asıl kâbusa dönmüştüm: Epstein dosyasına…
Ve bebeklerin sorusu hâlâ orada duruyordu:
Öğrendikten sonra ne yaptın?

ANDERE SCHRIFTEN DES AUTORS