Son günlerde herkesin ağzında “mutlak butlan” var.
Teknik bir hukuk terimi. Ama siyasete girince anlamı büyüyor.
En sade haliyle söyleyelim. Mutlak butlan, bir kararın ya da işlemin sonradan düzeltilmesi değil. Baştan geçersiz sayılması. Hukuk “yanlış oldu” demiyor, “bu hiç olmamış” Er sagt.
Bu yüzden ağır bir sonuç. En ağırı.
Bir siyasi partinin kurultayı için mutlak butlan deniyorsa, iddia şu: Delegelerin iradesi özgür oluşmadı. Oy verme süreci baskı, menfaat ya da organize yönlendirmeyle sakatlandı. Üstelik bu tekil değil, yaygın ve sistematik.
Yani basit bir usul hatasından söz edilmiyor. Baştan sakat bir süreçten söz ediliyor.
Ama burada kritik bir nokta var.
Hukuk, iddiayla çalışmaz. Delille çalışır.
Mahkeme para trafiği arar. Yazışma ister. Kayıt sorar. Tanık anlatımını belgeyle karşılaştırır. En önemlisi, bütün bunların sonucu değiştirecek ağırlıkta olup olmadığına bakar.
Dosyanın kalınlığı belirleyici değildir. Sosyal medyadaki gürültü hiç değildir.
Bugün İstanbul’da yaşananlar da bu ayrımı iyi anlatıyor.
Mahkeme il yönetimini geçici olarak görevden aldı ve yerine geçici bir kurul koydu. Ama bu, “irade fesadı kesinleşti” demek değil.
Bu bir tedbir.
Mahkeme şunu söylüyor. Dosya ciddi, dava bitene kadar mevcut durumu donduruyorum.
Tedbir süreci askıya alır.
Hüküm sonucu belirler.
Bu yargının dosyayı ciddiyetle ele aldığını gösteriyor.
Ama biz bu ülkede beklemeyi pek sevmiyoruz.
Henüz karar yokken senaryolar yazılıyor.
Henüz hüküm yokken kazananlar ilan ediliyor.
Henüz dosya kapanmadan siyasi pozisyonlar alınıyor.
Oysa hukuk aceleyle işlemez.
Eğer delegelerin iradesinin sistematik biçimde sakatlandığı somut delillerle ortaya konursa, mahkeme irade fesadını tespit eder. Mevcut sonucu iptal eder. Ya yeniden kurultay der ya da gasp edilen iradeyi iade eder.
Bütün bu dosyaya dışarıdan bakınca, karşımıza çıkan manzara tekil bir usulsüzlükten ibaret görünmüyor. İddialar birbirinden kopuk değil. Aynı yönde ilerleyen anlatımlar, temaslar ve ilişkiler var. Bu da tartışmayı basit bir prosedür hatasından çıkarıp, iradenin ne ölçüde serbest oluştuğu sorusuna taşıyor. Elbette son sözü mahkeme söyleyecek ve ölçüt delil olacak. Ama konuşulan başlık artık “bir yerde hata yapılmış olabilir mi” değil, sürecin bütününe yayılan bir sakatlık ihtimali.
Tam da bu yüzden aceleci senaryoların kimseye faydası yok. Hukuk kulisle değil, kanıtla ilerler. Beklentiler değil belgeler konuşur. Sonuç ne olursa olsun, ortaya konacak kararın, iddiaların ağırlığına yakışır bir ciddiyetle ve tümüyle delile dayanması gerekir.
Geri kalanı sadece gürültü.
