HALKWEBAutoren2025: İş Cinayetlerinin Vahşi Tablosu – Ölüm İstatistiği Değil, Sömürü Gerçeği

2025: İş Cinayetlerinin Vahşi Tablosu – Ölüm İstatistiği Değil, Sömürü Gerçeği

Bir işçinin ölümü, sadece bir iş kazası değildir. Bu, sistemin ölümcül yapısının bir yansımasıdır.

0:00 0:00

2026 yılı da yine iş cinayetleriyle devam eden alışılmış bir savaşın devamı gibi sürüyor. İSİG meclisinin açıkladığı Ocak ayı iş cinayetleri raporunda en az 146 işçi çalışırken iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Bir ülke düşünün… Çalışmak ölümle yarışıyor.

2025’te Türkiye’de en az 2 bin 105 işçi çalışırken hayatını kaybetti. Bu rakam bir “kaza takvimi” değil; her biri özenle örülmüş bir sömürü düzeninin kanıtı.

Her gün, her saat emekçilerin ölüme atıldığı bir sistem işletiliyor.
Veriler soğuk gelebilir ama her sayı kirli bir hayatın izidir. 2025’in ilk yarısında 961 işçi ölümü kaydedildi; yalnız altı ayda yüzlerce can verildi.
Kasım ayında tek başına 216 işçi öldü ki bu, o döneme kadar kaydedilen en yüksek aylık ölüm sayısıdır.
Bu ölümlerin çoğu inşaatta, taşımacılıkta, tarımda; güvencesiz, sendikasız koşullarda meydana geldi. Her biri hantalık değil, politika tercihidir.

Ekonomik büyümeden söz edenler, bu tabloyu görmezden geliyor. Oysa ölümün dağılımı dahi bu büyümenin hangi bedellerle ve kimlerin üzerinden sağlandığını gösteriyor: çoğu güvencesiz, sendikasız ve yasal korumalardan mahrum çalışanlar ölüyor.

Ve unutulmamalı ki 2025’te en az 94 çocuk işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Bunların arasında 14 yaşın altında çocuklar da vardı; ölümleri yalnızca rakam değil, bir sistemin işçi sınıfının üzerine çöküşüdür.

Bu tabloyu “kader”e indirgeyen söylemler, gerçekliği saptırmaktır. İş cinayetleri yapısal politikalardır: sendikasız çalışma, taşeronlaşmanın yaygınlaştırılması, denetim eksikliği, cezasızlık. Devletin denetim aygıtı ya yetersiz bırakılıyor ya da sermaye çıkarlarına göre yeniden şekillendiriliyor.

Raporda 2025’in bir önceki yıla göre ölüm sayısında ciddi artış gösterdiği de ifade ediliyor — yaklaşık %11’lik bir yükseliş ile 2024’teki 1 897 işçi ölümü rakamının üzerine çıkıldı. Ekonomik kriz derinleştikçe iş cinayetlerinde ki artış dikkat çekicidir.
Bu artış tesadüf değildir.
Bu, siyasetin iş güvenliğini bir maliyet unsuru olarak gördüğünün, grev ve örgütlenme hakkını kısıtladığının, güvencesiz çalışmayı teşvik ettiğinin sonucudur.
Ve bu cinayetler yalnızca işyerlerinde değildir. İşçi sağlığı artık gündelik hayata sızmıştır: uzun çalışma saatleri, mutsuz yaşam koşulları, sosyal koruma eksikliği… Bir işçinin ölümü, sadece bir iş kazası değildir. Bu, sistemin ölümcül yapısının bir yansımasıdır.

Bugün koltuk kavgası yapanlar, bu ölüm tablosunu “istatistiksel sapma” olarak tanımlarken; sokakta, atölyede, tarlada ölümü bekleyen milyonlar var. Ses verilmeyen her rakam, bu ülkenin emekçisinin acısını büyütüyor.

Bu tablo karşısında söyleyecek tek bir sözümüz olmalı:
İşçinin hayatı, hiçbir ekonomik hedefin, hiçbir büyüme rakamının gerisinde bırakılamaz.
2025, sadece rakamların yılı değil — cesaretle yeniden düşünmemiz gereken insan yaşamının meselesi oldu. Mesele emek ile sermaye arasındaki savaşın sonucunda yaşamını yitiren işçilerin hayatta kalabilmek için de mücadele etmesi gerektiğinin altı çizilmeli ve örgütlü mücadelenin yolları yaratılmalıdır.

Dünyada yaşanan bütün savaşların en görünmezi olan bu savaşa karşı barışı savunmak ve sağlamak için de toplumsal üretimin planlandığı yeni bir dünya düzeninin uzaklarda değil kendi ülkemizden başlayarak inşasısı kendi ellerimizdedir.

ANDERE SCHRIFTEN DES AUTORS