HALKWEBYazarlarCHP 2026: Kişilerden Ülkeye, Galibiyetten Hakikate

CHP 2026: Kişilerden Ülkeye, Galibiyetten Hakikate

Mikayil Dilbaz
Mikayil Dilbaz
Avukat, Hukuk Doktoru, BJK Kongre Üyesi

Galileo ve Bruno bize şunu hatırlatır: İktidar “kazandırabilir”; ama hakikat ve vicdan, uzun vadede toplumsal güveni belirler.

0:00 0:00

Siyaset yalnızca güç mücadelesi değil; aynı zamanda ahlaki bir hafıza, bir hakikat duygusu ve toplumsal aklı örgütleme sanatıdır. Cumhuriyet Halk Partisi açısından 2026 yılı, yalnızca seçim takvimi değil; CHP’nin hem ülkeye hem de kendi geçmişine hangi ilkeyle bakacağının sınavıdır.

Bugün CHP’nin en büyük riski, siyaseti dar bir savunma hattına ve parti içi hesaplaşmalara
sıkıştırmasıdır.

Ekrem İmamoğlu’na yönelik hukuki süreçlere dair adaletsizlik iddiaları elbette görmezden gelinemez; ancak bir partinin bütün enerjisini tek bir isim etrafında tahkim etmesi, onu ülkenin gerçek gündeminden koparır. Seçmen, muhalefetten yalnızca itiraz değil; çözüm, vizyon ve program bekler. CHP’nin buradaki ana görevi Ekrem İmamoğlu’nun tarafsız yargılanmasını sağlamak olmalı. Eğer Ekrem İmamoğlu suç işlemişse de cezasını çekmelidir.

Kılıçdaroğlu meselesi: Galibiyet mi, haklılık mı?

CHP içinde son dönemde giderek sertleşen dil, siyaseti “kazananlar–kaybedenler” muhasebesine indirgeme eğilimi taşıyor. Oysa siyaset tarihi bize öğretici bir ayrımı hatırlatır: Galip olmak ile haklı olmak aynı şey değildir.

Bu ayrımı anlatırken iki tarihsel figür özellikle aydınlatıcıdır: Galileo Galilei ve Giordano Bruno.

Galileo, dünyanın döndüğünü söylediği için dönemin otoritesi tarafından yargılandı ve geri adım atmaya zorlandı. Mahkeme kazandı; Galileo susturuldu. Yani o an için galip gelen iktidardı, haklı olan ise Galileo. Tarih ise kimin haklı olduğunu yazdı; kimin kazandığını değil.

Giordano Bruno ise bu hikâyenin daha sert yüzüdür. Bruno, dönemin egemen düşünce düzenine aykırı fikirleri nedeniyle yargılandı ve geri adım atmayı reddettiği için ölümle cezalandırıldı. Burada “galip” olan iktidar, “bedel” ödeyen ise hakikate sadık kalma iddiasıyla Bruno oldu. Galileo ve Bruno, aynı çağın iki farklı hakikat tecrübesidir: Biri geri çekilerek hayatta kaldı; diğeri geri çekilmeyerek bedel ödedi. Ama ikisi de bize şunu gösterir: Hakikatin ölçüsü, anlık güç dengeleri değildir; zamanın vicdanıdır.

Bugün CHP içinde yaşanan tartışmalar açısından bu örnekler şunu düşündürmelidir: Kılıçdaroğlu seçim kaybetmiş olabilir; ancak temsil ettiği siyasal çizgi, kurduğu ittifak deneyimi, yüzde 48’e ulaşan toplumsal konsolidasyon ve demokratik siyaset arayışı, basit bir “tasfiye” diliyle yok sayılamaz. Bir lideri eleştirmek başka; onu ve ona oy vermiş kitleyi tarih dışına itmeye çalışmak bambaşka bir şeydir.

CHP, galibiyet psikolojisiyle hareket edip haklılık zeminini kaybettiği her dönemde küçülmüştür. Parti içi tasfiye dili, kısa vadede “kontrol” sağlayabilir; ancak uzun vadede toplumsal güveni aşındırır. Seçmen, kendi oy verdiği liderin aşağılanmasını sindirmez; bazen yüksek sesle itiraz etmez ama sessizce uzaklaşır.

Tarihten ders: Ecevit ve toplumsal genişleme

1970’lerde Bülent Ecevit’in yükselişi, CHP’nin nasıl büyüdüğünün en somut örneklerinden biridir. Ecevit, parti içi tasfiyelerle değil; üreticiye, işçiye, köylüye ve kent yoksuluna seslenen somut bir programla iktidar alternatifi olmuştur. “Toprak işleyenin, su kullananın” ifadesi bir slogan değil; devlet ile üretici arasındaki yeni ilişkinin özeti olmuştur.

Bugün CHP’nin ihtiyacı da budur: Savunma değil, kuruculuk. Belediyeleri savunmak elbette önemlidir; fakat ülkeyi yönetmeye hazır bir program sunmak daha da önemlidir.

2026’da CHP neyi konuşmalı?

1) Tarım ve Hayvancılık: Üretici yalnızca yoksullaşmamış, sistem dışına itilmiştir. Mazot, gübre ve yem maliyetleri üretimi boğmaktadır. CHP; kooperatifleşme, alım garantisi, bölgesel üretim planlaması ve girdi maliyetlerini düşüren şeffaf destek modellerini somut biçimde ortaya koymalıdır.

2) Eğitim: Devlet okullarında ücretsiz beslenme, öğretmenler için liyakat ve güvenceli istihdam, üniversite öğrencileri için barınma sorununa kamusal çözümler; CHP’nin yeniden güven inşa edebileceği alanlardır.

3) Sağlık: Ticarileşen sağlık sistemi yerine hastayı merkeze alan kamusal bir model anlatılmalıdır. Sağlık çalışanlarının sorunları ideolojik değil, doğrudan kamu düzeni meselesidir.

4) Turizm ve Bölgesel Kalkınma: Turizm yalnızca döviz değil, bölgesel refah aracıdır. Küçük esnafı ve yerel işletmeleri koruyan, mevsimlik işçiyi güvence altına alan bir model mümkündür.

5) İşsizlik ve Üretim: Yardım politikaları değil, üretim temelli istihdam projeleri konuşulmalıdır. Gençlere umut vaadi değil, iş alanı ve mesleki geçiş imkânı sunulmalıdır.

SONUÇ OLARAK ;CHP’nin önünde iki yol vardır: Ya galip gelmeye odaklı, dar ve dışlayıcı bir siyaset; ya da haklı olmayı, kapsayıcılığı ve ülkenin gündemini merkeze alan kurucu bir siyaset.

Galileo ve Bruno bize şunu hatırlatır: İktidar “kazandırabilir”; ama hakikat ve vicdan, uzun vadede toplumsal güveni belirler.

2026, CHP için yeni bir ‘kurtarıcı’ arama yılı değil; aklı, vicdanı ve programı yeniden inşa etme yılı olmalıdır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI