HALKWEBYazarlarBİR İFTİRA DAVASININ ANATOMİSİ: DOSYADA OLMAYAN İFADE, DİNLENMEYEN ŞİKAYETÇİ ve CEVAPSIZ KALAN...

BİR İFTİRA DAVASININ ANATOMİSİ: DOSYADA OLMAYAN İFADE, DİNLENMEYEN ŞİKAYETÇİ ve CEVAPSIZ KALAN SORULAR

Bir ceza mahkûmiyetinin meşruiyeti yalnızca kararın altında hâkim imzasının bulunmasından kaynaklanmaz. Mahkûmiyet; iddianın araştırılmasına, savunmanın dinlenmesine, delillerin toplanmasına, suçun maddi ve manevi unsurlarının ortaya konulmasına ve bütün bunların gerekçeli bir kararda tartışılmasına dayanmalıdır.

Peki bunlar yapılmazsa?

Daha da önemlisi, şikâyetin merkezinde bulunduğu ileri sürülen bir ifade paylaşımlarda yoksa, şikâyetçi soruşturma ve kovuşturma boyunca dinlenmemişse, savunmanın gösterdiği deliller toplanmamışsa ve duruşma savcısı dahi suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle beraat istemişse buna rağmen mahkûmiyet nasıl açıklanabilir?

İstanbul Anadolu 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2024/344 Esas sayılı dosyasında yaşananları artık bu sorular üzerinden tartışmak gerekiyor.

Şikâyetteki İfade Nerede?

Süreç, eski milletvekili, TBMM 15 Temmuz Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu eski Başkanı Reşat Petek’in vekili Av. Durali Şener tarafından 18 Aralık 2023 tarihinde yapılan şikâyetle başladı.

Anlaşılacağı üzere şikâyetçi sıradan bir isim de değildir; kamuoyunca tanınan, milletvekilliği ve TBMM’de önemli görevler üstlenmiş bir hukukçudur. Ancak; hukuk devletinde tam da bu nedenle sorulması gereken soru kişinin kim olduğu değil, dosyanın nasıl yürütüldüğüdür. Şikâyetçinin kamusal sıfatı, sanığın usul güvencelerini ne artırabilir ne azaltabilir.

Şikâyette sosyal medya paylaşımlarım nedeniyle iftira suçunu işlediğim ileri sürülürken, paylaşımlarda Reşat Petek hakkında “yargı çetesinin lideri” şeklinde bir isnatta bulunduğum iddia edildi.

Fakat kovuşturma ilerledikçe çok temel bir sorun ortaya çıktı:

Paylaşımlarda böyle bir ifade yoktu.

Savunmamın en temel noktalarından biri buydu. Eğer suçlamanın merkezine yerleştirilen söz paylaşımda bulunmuyorsa, önce yapılması gereken bunun açıklığa kavuşturulması değil miydi?

Üstelik savunmam yalnızca “bu söz bana ait değildir” demekten ibaret değildi. Paylaşımların hangi bilgi ve değerlendirmeler üzerine yapıldığına ilişkin somut açıklamalar yaptım; olayların araştırılmasını, ilgili soruşturma dosyalarının getirtilmesini, tanıkların dinlenmesini ve özellikle Reşat Petek’in mahkeme huzurunda dinlenmesini talep ettim.

Bunlar yapılmadı.

Şikâyetçi Var, Beyanı Yok

Dosyanın belki de en sıra dışı taraflarından biri budur.

Hakkımda şikâyette bulunuluyor; iftira suçundan kamu davası açılıyor ve sonunda hapis cezası veriliyor.

Fakat şikâyetçi Reşat Petek’in ne soruşturma aşamasında ne de kovuşturma aşamasında olay hakkındaki beyanı alınıyor.

Mahkeme huzurunda dinlenmesini açıkça talep etmeme rağmen bu talep de “yargılamaya yenilik katmayacağı” gerekçesiyle reddediliyor.

Burada basit bir soru sormak gerekiyor:

İftira edildiği ileri sürülen kişi dinlenmeden, ona neyin, hangi sözle ve hangi amaçla isnat edildiği bütün boyutlarıyla nasıl ortaya çıkarılabilir?

Daha ilginci, gerekçeli kararda deliller sıralanırken “katılan beyanı”ndan söz edilmesidir.

Ortada soruşturma veya kovuşturma sırasında alınmış bir katılan beyanı bulunmuyorsa, gerekçeli karardaki bu ifade hangi beyanı göstermektedir?

Bu sorunun cevabını hâlâ bilmiyorum.

Savunmanın Delilleri Neden Toplanmadı?

8 Temmuz 2024 tarihinde Ankara 59. Asliye Ceza Mahkemesi aracılığıyla alınan savunmamda delillerimin eksiksiz toplanmasını açıkça istedim. Dokuz sayfalık yazılı savunmam da dosyaya gönderildi.

Sonraki aşamalarda da taleplerimi tekrarladım.

Savunmada yalnızca soyut değerlendirmeler yoktu.

Savunmada yalnızca soyut değerlendirmeler yoktu. Nurettin Veren’in Reşat Petek hakkında kamuoyuna yansıyan açıklamalarından çeşitli televizyon programlarındaki beyanlara, başka kişiler hakkında yürütülmüş soruşturmalardan Murtaza Demir hakkındaki karara, tarafıma doğrudan aktarılan bilgi ve değerlendirmelerden ilgili soruşturma dosyalarına kadar araştırılmasını istediğim somut hususlar bulunuyordu. Buradaki talebim, bu açıklamaların peşinen doğru kabul edilmesi değil; ileri sürülen olguların araştırılarak maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıydı.

Reşat Petek hakkındaki bazı olay ve iddiaların araştırılmasını da dilekçelerimde ve duruşmalardaki beyanlarımda istedim. Bu konularda ayrıca Cumhuriyet başsavcılıklarına başvurular yaptım.

Söz konusu başvurularım da, başvuru dilekçelerimde gösterdiğim bilgi ve belgeler toplanmaksızın kovuşturmaya yer olmadığı kararlarıyla sonuçlandırılmış; bu kararlara yönelik itirazlarım da ileri sürdüğüm somut iddialar ayrı ayrı karşılanmaksızın Sulh Ceza Hâkimliklerince reddedilmiştir.

Burada özellikle altını çiziyorum: Bu başvuruların varlığından söz etmek, içerdikleri iddiaların yargısal olarak kesinleştiği anlamına gelmez. Benim söylediğim tam tersidir:

Araştırın.

Ceza muhakemesinin görevi de zaten iddiayı veya savunmayı peşinen doğru kabul etmek değil, delilleri toplamak ve maddi gerçeği araştırmaktır.

Fakat savunma delilleri ne Mahkemece ne de Savcılıklarca toplanmadı.

Şikâyet Dilekçesini Veren Avukat da Dosyadan Çekildi

Sürecin başka bir dikkat çekici noktası daha var.

18 Aralık 2023 tarihli şikâyeti veren Av. Durali Şener, kovuşturma devam ederken 7 Mart 2025 tarihinde vekillikten çekildi.

Bu olgu tek başına herhangi bir hukuki sonuç doğurmaz. Fakat dosyanın bütünü içerisinde önemlidir.

Çünkü bir tarafta, şikâyet dilekçesinde paylaşımlarda bulunduğu ileri sürülen fakat paylaşımlarda bulunmadığını savunduğumuz “yargı çetesinin lideri” ifadesi vardır.

Diğer tarafta şikâyetçi bizzat dinlenmemiştir.

Şikâyeti yapan vekil ise kovuşturma sırasında dosyadan çekilmiştir.

Bütün bunlara rağmen savunmanın bu çelişkilerin açıklığa kavuşturulmasına yönelik talepleri kabul edilmemiştir.

İddianameden Mahkûmiyete

Şikâyet 18 Aralık 2023 tarihinde yapılmıştı.

İddianame 19 Nisan 2024 tarihinde düzenlendi.

Savunmamda daha soruşturma aşamasından itibaren yeterli araştırma yapılmadığını ve suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığını ileri sürdüm.

Kovuşturmanın sonunda ise çok önemli bir gelişme yaşandı:

Cumhuriyet savcısı beraat istedi.

Savcılık makamı, iftira suçunun maddi unsurlarının oluşmadığı kanaatine vardı.

Buna rağmen İstanbul Anadolu 2. Asliye Ceza Mahkemesi 22 Nisan 2025 tarihinde TCK m.267/1 kapsamında önce bir yıl hapis cezası belirledi; takdiri indirim sonucunda ceza 10 aya indirildi ve ertelendi.

Bir mahkeme elbette savcının mütalaasıyla bağlı değildir.

Fakat asıl mesele bu değildir.

Asıl mesele şudur:

Savcının suçun unsurlarının oluşmadığını söylediği bir dosyada mahkeme aksi sonuca ulaşıyorsa, özellikle savunma delillerini toplamamış ve şikâyetçiyi dinlememişse, mahkûmiyetin maddi ve hukuki temellerini son derece açık biçimde ortaya koyması gerekmez mi?

İstinaf: Eksiklik Görüldü, Dosya Döndü; Sonra 13 Gün

Dosya İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesine gitti.

İlk incelemede Daire, tebligat eksikliğini tespit ederek 15 Ocak 2026 tarihinde dosyayı ilk derece mahkemesine gönderdi.

Eksiklik giderildikten sonra dosya bu kez 2026/323 Esas numarasıyla yeniden Daireye geldi.

Ve yeniden kayıttan yalnızca 13 gün sonra, 18 Mart 2026 tarihinde istinaf başvurum esastan reddedildi.

Mesele elbette yalnızca 13 gün değildir.

Bir mahkeme dosyayı bir günde de gereği gibi inceleyebilir.

Sorulması gereken soru şudur:

İstinaf dilekçesinde tek tek ortaya koyduğumuz esaslı itirazların hangisi kararda gerekçeli olarak karşılandı?

Şikâyetçinin hiç dinlenmemesi…

Savunma delillerinin toplanmaması…

Paylaşımlarda bulunduğu iddia edilen sözün gerçekte bulunmaması…

Beraat mütalaasına rağmen mahkûmiyet…

Suçun maddi ve manevi unsurlarının nasıl oluştuğunun ortaya konulmaması…

Bunların her biri ayrı ayrı cevaplandırılması gereken meselelerdi.

Yargılamanın Yenilenmesi: Bir Maddeyi Yazmak, Gerekçe Kurmak mıdır?

Kesinleşen hüküm üzerine CMK m.311 kapsamında yargılamanın yenilenmesini talep ettim.

Burada da ilginç bir süreç yaşandı.

İlk hükmü veren hâkimin CMK m.23/3 gereğince yenileme talebi hakkında karar veremeyeceği mahkemenin kendi yazısıyla belirtildi ve İstanbul Anadolu 15. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından başka bir hâkim görevlendirildi.

Bu doğru bir usul işlemiydi.

Fakat mesele hâkimin değişmesinden ibaret değildi. Asıl beklenti, ileri sürdüğümüz yeni olayların ve delillerin gerçekten incelenmesiydi.

11 Mayıs 2026 tarihli ek kararda CMK m.311’deki yenileme nedenleri sıralandıktan sonra, ileri sürdüğümüz hususların bu nedenlerden olmadığı belirtilerek talebimiz reddedildi.

Fakat temel soru yine cevapsız kaldı:

Hangi delil neden CMK m.311/1-e kapsamında değildir?

Neden hükmü değiştirmeye elverişli değildir?

Savunmada gösterilen fakat hiç toplanmayan deliller neden önemsizdir?

“Katılan beyanı” olarak gösterilen ancak dosyada bulunmadığını belirttiğimiz beyan meselesinin hükme etkisi nedir?

Bunların cevabı yoktur.

Üstelik ret kararında hükmün istinaf incelemesinden geçerek kesinleştiğine de vurgu yapılmıştır.

Oysa yargılamanın yenilenmesi zaten kesinleşmiş hükümler için öngörülmüş olağanüstü bir kanun yoludur. Bir hükmün istinaftan geçerek kesinleşmiş olması, yenileme talebinin reddinin bağımsız gerekçesi olamaz.

Önce Beraat Mütalaası, Sonra Tek Cümlelik Ret Mütalaası

Yenileme sürecinin bir başka çarpıcı belgesi de Cumhuriyet savcısının mütalaasıdır.

Esas yargılamasında savcı, suçun maddi unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle beraat istemişti.

Yenileme aşamasındaki savcı ise yalnızca:

“Yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur.”

demekle yetindi.

Peki neden?

İlk savcının beraat değerlendirmesi neden yanlıştı?

Yeni olay ve deliller neden CMK m.311/1-e kapsamında değildi?

Savunmanın gösterdiği çelişkiler neden sonucu değiştirmeye elverişli değildi?

Tek cümlelik mütalaa bunların hiçbirini açıklamıyor.

Mesele Reşat Petek Değil, Hukuktur

Burada özellikle bir ayrım yapmak gerekiyor.

Bu yazının konusu Reşat Petek’in kişiliği değildir.

Benim Reşat Petek hakkında farklı mercilere yaptığım başvurular bulunmaktadır. Bu başvurulardaki iddiaların doğruluğunun araştırılması ilgili makamların görevidir.

Fakat önümüzdeki ceza dosyasındaki mesele bundan daha basittir:

Bir insan hakkında mahkûmiyet kararı verilecekse, suçun işlendiği hukuka uygun ve yeterli delille ortaya konulmalıdır.

Şikâyetçinin kim olduğu bu kuralı değiştiremez.

Tam tersine hukuk devleti, kişinin kimliğinden bağımsız olarak aynı usul güvencelerini uygulamak zorundadır.

Bu nedenle soruyu kişiselleştirmeden sormak gerekiyor:

Aynı dosya, tarafların isimleri bilinmeden önüne konulsaydı; şikâyetçi dinlenmeden, savunma delilleri toplanmadan, suçlamanın merkezine yerleştirilen ifadenin dosyaya sunulan paylaşımlarda bulunmadığı ortaya konulmuşken ve savcı beraat istemişken yine aynı mahkûmiyet sonucuna ulaşılır mıydı?

Asıl üzerinde durulması gereken soru budur.

Bir Ceza Dosyasından Daha Fazlası

Bugün bu dosyada yargılamanın yenilenmesinden kanun yararına bozma yoluna, Hâkimler ve Savcılar Kurulu başvurusundan bireysel başvuru yollarına kadar hukukun tanıdığı imkânları kullanıyorum.

Fakat mesele artık yalnızca benim mahkûmiyetim değildir.

Mesele şudur:

  • Ceza yargılamasında savunma delilleri toplanmadan mahkûmiyet kurulabilir mi?
  • Hiç alınmamış bir katılan beyanı gerekçeli kararda deliller arasında gösterilebilir mi?
  • Savcı beraat isterken mahkeme aksi sonuca ulaşıyorsa bunun nedenlerini açıklamak zorunda değil midir?
  • İstinaf, bu iddiaları somut biçimde cevaplamadan gerçekten etkili bir kanun yolu sayılabilir mi?
  • Yargılamanın yenilenmesi talebinde yeni olay ve delillerin adlarını dahi tartışmadan CMK m.311’i sıralayıp “koşullar oluşmamıştır” demek yeterli midir?

Bunlar yalnızca bir sanığın soruları değildir.

Bunlar, bir hukuk devletinde ceza adaletinin nasıl işlemesi gerektiğine ilişkin sorulardır.

Çünkü ceza muhakemesinin güvencesi, suçlanan kişinin kim olduğu kadar şikâyetçinin kim olduğunun da önemsiz olmasıdır.

Adaletin ölçüsü isimler değil, dosyadaki delillerdir.

Bir dosyada cevaplanması gereken bu kadar çok soru cevapsız kalmışsa, o dosyanın kesinleşmiş olması tartışmayı sona erdirmez.

Tam tersine, bu dosyada olduğu gibi asıl tartışma o zaman başlar.

YAZARIN DİĞER YAZILARI