HALKWEBYazarlarAhiliğin İçi Boşaltılan Ruhu ve Kaybolan Adalet

Ahiliğin İçi Boşaltılan Ruhu ve Kaybolan Adalet

Günümüzün unuttuğu en büyük lüks, insana insan olduğu için kıymet veren o köklü tezgahların sesidir. Anadolu’nun taşında toprağında yoğrulmuş, XIII. yüzyılda Ahi Evran’ın omuzlarında yükselen Ahilik; sadece esnafın dükkân açma belgesi değil, bir toplumun vicdan pusulasıydı. “Eline, beline, diline sahip ol” düsturuyla kurulmuş o muazzam yapı; kâr hırsının insanı yutmadığı, adaletin ve liyakatin teraziye başat konduğu bir medeniyet tasavvurudur. Bugün o tezgahların arkasında kalan boşlukta ise sarsıcı bir çöl sessizliği var.

 

​Ne yazık ki kökleri bu kadar derin bir gelenek, bugün içi boşaltılmış ritüellere, resmi gün protokollerine ve vitrin süslerine indirgenmiş durumda. Tarihsel bağlamından koparılan Ahilik, gücün  rüzgarına göre eğilip bükülen bir nostalji sosuna dönüştürüldü.

Toplumsal polarizasyonun derinleştiği, bireyin ötekileştirildiği, liyakatin değil sadakatin makbul sayıldığı bir düzende; hakikati haykırması gerekenler konformizmin limanına sığınıyor. Güçlünün yanında hizalanmayı marifet sananlar, Ahiliğin adını anarak aslında onun ruhuna en büyük ihaneti işliyor. Halkın sırtına yüklenen ekonomik ve sosyal krizler görünmez kılınırken, kürsülerden yapılan Ahilik övgüleri, tabandaki yangını söndürmeye yetmiyor; aksine acı bir ironi olarak yankılanıyor.

​Oysa sosyolojik açıdan bakıldığında Ahilik; piyasanın kuralsız vahşetine karşı sivil toplumun ördüğü en güçlü kalkandı. O kalkanı sadece folklorik bir kıyafete, yılın belirli günlerinde kesilen kurdelelere hapsettiğimizde, geriye sadece sahte bir huzur tablosu kalıyor. Gerçek bir Ahilik ihyası istiyorsak, meseleyi hamasetten ve gösterişten arındırmak zorundayız.

​Bugün Ahilik geleneğine sahip çıkmak demek; tenceresini kaynatamayan esnafın sesini duyurmak, adaletsizlik karşısında susmamak, üreticinin emeğini sömüren rant düzenine set çekmektir. Üretime katma değer katan gençlerin önünü tıkamak yerine onlara eşit fırsat sunmak, ötekileştiren siyaset diline karşı meslek etiğini ve kardeşliği savunmaktır. Kısacası, şekle tapınmayı bırakıp özü kuşanmak zorundayız.

​Eğer bu toprakların vicdanını yeniden ayağa kaldıracaksak, Ahi Evran’ın ocağını sadece anmalıyız değil, bugünün hayatına taşımalıyız. Çünkü dürüstlüğün maliyetli, hilenin ise prim yaptığı bir çağda, Ahiliğin o sarsılmaz ahlakına her zamankinden çok daha fazla ihtiyacımız var. Gösterişten ibaret anmalar yerine, adaleti ve vicdanı merkeze alan sahici bir dönüşüm cesaretini gösteremediğimiz sürece, kaybolan sadece bir gelenek değil; insanlığımızın ortak kumaşıdır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI