HALKWEBYazarlarAdli Emanetler Kime Emanet?

Adli Emanetler Kime Emanet?

Sistem Krizi Derinleşiyor...

0:00 0:00

Türkiye’nin farklı şehirlerinde peş peşe ortaya çıkan adli emanet skandalları artık “münferit olay” sınırını çoktan aşmış durumda. İstanbul Silivri ve Adalar adliyelerinde yaşanan hırsızlıklar, Konya Kulu’da zimmete geçirilen paralar, Diyarbakır adliyesinde yüzlerce merminin satılması ve Sur’da jandarma emanet deposundan silah ve uyuşturucu çalındığı iddiaları… Ve şimdi de Ankara adliyesinde zimmet suçu.
O.Ç. Paraları polisin adliyeye dosyalar üzerinden tutanakla teslim ettiği paraları çalıp kumar oynamış!
Ankara’da görev yapan 28 yaşındaki zabıt kâtibi O.Ç.’nin, adli emanet paralarını zimmetine geçirerek sanal bahiste kaybettiğini itiraf etmesi üzerine başlatılan soruşturma kapsamında “zincirleme zimmet” suçundan dava açıldı.

Yaklaşık 518 bin TL ve döviz tutarındaki kamu zararının etkin pişmanlık kapsamında karşılandığı, sanığın ise ev hapsi şartıyla yargılanmasının sürdüğü bildirildi.

Bu tabloyu artık tek tek olaylar üzerinden açıklamak mümkün değil. Bu, açık ve derinleşen bir sistem krizidir.

Adli emanet depoları; suçun delillerinin, yani adaletin maddi temelinin saklandığı yerlerdir. Silahlar, uyuşturucular, paralar, ziynet eşyaları… Hepsi devletin güvencesine teslim edilir. Vatandaşın devlete duyduğu güvenin somut karşılığıdır bu. Ancak bugün gelinen noktada soru nettir:
Devletin emaneti gerçekten korunabiliyor mu?

Ortaya çıkan vakaların ortak özellikleri dikkat çekici:

Yetersiz denetim,

Zayıf ve parçalı kayıt sistemleri,

Kontrol mekanizmalarında ciddi boşluklar,

Geciken fark edilişler,

Kim giriyor, kim çıkıyor, ne alınıyor, ne bırakılıyor… Çoğu zaman ya hiç izlenmiyor ya da iş işten geçtikten sonra ortaya çıkıyor.

Daha da vahim olan ise kaybolanların niteliğidir.
Kayıp bir silah, potansiyel bir suçtur.
Ortadan kaybolan bir uyuşturucu, yeniden sokaklara dönen zehirdir.
Zimmete geçirilen para ise doğrudan kamu hakkının gaspıdır.

Bu durum yalnızca bir “disiplin” meselesi değil, doğrudan toplum güvenliği sorunudur.

Artık açıkça görülmelidir ki mesele birkaç “suça meyilli personel” değildir. Eğer sistem sağlam olsaydı, hiçbir kamu görevlisi aylar boyunca adli emanetten parça parça hırsızlık yapamazdı. Eğer etkin denetim olsaydı, bu kayıplar bu kadar geç ortaya çıkmazdı.

Bugün ihtiyaç duyulan şey göstermelik soruşturmalar değil, yapısal reformlardır:
Adli emanetlerin tamamen dijital ve anlık izlenebilir hale getirilmesi,

Giriş-çıkışların çift anahtarlı ve çok katmanlı denetime bağlanması,

Bağımsız ve habersiz denetim mekanizmalarının kurulması,

Tüm kayıtların şeffaf şekilde denetlenebilir olması,

Ve en önemlisi;
“Nasıl olsa unutulur” anlayışının terk edilmesi gerekli.

Çünkü mesele birkaç silah, birkaç altın ya da birkaç dosya değildir.
Mesele, devletin vatandaşına verdiği güven sözüdür.

Eğer bu olaylar karşısında gerçek bir siyasi ve idari sorumluluk doğmazsa, bu zincir kırılmaz. Cezasızlık sürdükçe sistem daha fazla zafiyet üretir.

Bugün adli emanetler kayboluyor.
Yarın adaletin kendisi hiç kalmayacak noktaya doğru gidiyoruz.

Ve o gün geldiğinde, “Nasıl oldu?” sorusunun hiçbir anlamı kalmayacak.

YAZARIN DİĞER YAZILARI