HALKWEBGündem9 EYLÜL: BİR KURULUŞUN DEĞİL, BİR UMUDUN YILDÖNÜMÜ

9 EYLÜL: BİR KURULUŞUN DEĞİL, BİR UMUDUN YILDÖNÜMÜ

 

Bazı tarihler vardır…

Takvim yaprağı değildir.

Bir milletin hafızasıdır.

Bir milletin gözyaşıdır.

Bir milletin öfkesi, cesareti, umudu ve yeniden ayağa kalkışıdır.

**9 Eylül işte böyle bir tarihtir.**

9 Eylül yalnızca İzmir’in kurtuluşu değildir.

9 Eylül yalnızca Cumhuriyet Halk Fırkası’nın kuruluşunun simgesi değildir.

9 Eylül;

**“Bitti” denilen yerde yeniden başlayan bir milletin hikâyesidir.**

Ve bugün 9 Eylül’ü anarken, önce o hikâyenin önünde saygıyla eğilmek gerekir.

Çünkü bugün üzerinde özgürce konuştuğumuz toprakların altında, adı bilinen ve bilinmeyen binlerce insan yatıyor.

Onların hikâyesini unutarak siyaset konuşulmaz.

Onların fedakârlığını unutarak Cumhuriyet savunulmaz.

Onların kanını unutarak koltuk kavgası yapılmaz.

# **1919: HER ŞEYİN BİTTİ SANILDIĞI GÜN**

1919…

Anadolu işgal altında.

İstanbul işgal altında.

Ordular dağıtılmış.

Silahlar toplanmış.

Memleket yoksul.

İnsanlar yorgun.

Umut kırılmış.

Bir zamanlar güçlü bir imparatorluğun toprakları parça parça paylaşılmaktadır.

Ve birçokları için artık her şey bitmiştir.

Tam o sırada…

**Bir vapur Karadeniz’in sularını yarar.**

19 Mayıs 1919.

Samsun.

Vapurdan bir adam iner.

**Mustafa Kemal.**

Arkasında hazır bir ordu yoktur.

Elinde sınırsız imkânlar yoktur.

Kasasında milyonlar yoktur.

Ama yüreğinde bir millet vardır.

Ve o milletin bağımsızlığına olan inancı vardır.

İşte tarih bazen böyle başlar.

Bir ordunun gücüyle değil…

**Bir insanın inancıyla.**

# **SAMSUN’DAN SİVAS’A, SİVAS’TAN ANKARA’YA**

Samsun’dan sonra Amasya…

Erzurum…

Sivas…

Ankara…

Adım adım bir millet örgütlenir.

Amasya’da bağımsızlığın milletin iradesiyle mümkün olacağı ilan edilir.

Erzurum’da vatanın bölünmezliği haykırılır.

Sivas’ta Anadolu’nun dört bir yanından gelen insanlar aynı iradenin etrafında birleşir.

Ve Sivas Kongresi…

Bir milletin kaderini kendi ellerine alma kararlılığının sembolü olur.

Artık mesele açıktır:

**Millet kendi kaderini kendisi belirleyecektir.**

# **KUVAYI MİLLİYE: MİLLETİN TA KENDİSİ**

Kuvayı Milliye denildiğinde aklımıza yalnızca silahlı insanlar gelmesin.

Kuvayı Milliye…

Tarlasını bırakıp cepheye giden köylüdür.

Son öküzünü orduya veren çiftçidir.

Evindeki son un çuvalını askere gönderen anadır.

Cepheye kağnısıyla mermi taşıyan kadındır.

Çocuğunu battaniyeye sarıp cephaneyi koruyan **Şerife Bacı’dır.**

**Kara Fatma’dır.**

**Gördesli Makbule’dir.**

**Halime Çavuş’tur.**

Ve daha adını bugün bile bilmediğimiz binlerce Anadolu insanıdır.

Onlar tarih kitaplarında birkaç satır olabilir.

Ama Cumhuriyet’in temellerinde onların hayatları vardır.

Onların gözyaşları vardır.

Onların kanları vardır.

Onların duaları vardır.

**Onların alın teri vardır.**

# **NENE HATUN’DAN ŞERİFE BACI’YA**

Nene Hatun…

Daha genç yaşında eline silah alıp vatanını savunan bir kadın.

Şerife Bacı…

Kışın dondurucu soğuğunda kağnısıyla cephane taşıyan bir anne.

Kara Fatma…

Kadın olmasına rağmen cephede erkeklerle omuz omuza savaşan bir kahraman.

Gördesli Makbule…

İşgale karşı dağlara çıkan bir genç kadın.

Onların isimleri sadece tarih kitaplarında okunacak isimler değildir.

Onlar bize şunu anlatır:

**Vatan söz konusu olduğunda yaşın, cinsiyetin, zenginliğin, makamın önemi yoktur.**

Önemli olan…

**Yüreğinde ne taşıdığındır.**

# **23 NİSAN 1920: EGEMENLİK MİLLETİNDİR**

23 Nisan 1920.

Ankara’da Büyük Millet Meclisi açılır.

İşte burada yeni Türkiye’nin temel taşı konulur:

**Egemenlik milletindir.**

Bu söz sıradan bir siyasi cümle değildir.

Yüzyıllardır yönetilen insanın, artık kendi kaderini tayin eden yurttaşa dönüşmesidir.

Sarayın iradesinden milletin iradesine geçiştir.

Kulluğun yerine yurttaşlığın konulmasıdır.

İşte Cumhuriyet’in gerçek ruhu burada yatmaktadır.

# **30 AĞUSTOS: “ORDULAR, İLK HEDEFİNİZ AKDENİZ’DİR!”**

26 Ağustos 1922…

Büyük Taarruz başlar.

Günler süren mücadele…

30 Ağustos…

Başkomutanlık Meydan Muharebesi.

Ve Mustafa Kemal’in o tarihi emri:

**“Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!”**

O emirle birlikte Anadolu’nun kaderi değişir.

Dağlar aşılır.

Cepheler yarılır.

İşgal orduları geri çekilir.

Ve günler sonra…

**9 Eylül 1922.**

İzmir.

# **9 EYLÜL 1922**

Bir sabah…

İzmir’in sokaklarında Türk askerleri görünür.

İşgal sona ermiştir.

Türk bayrağı yeniden dalgalanmaktadır.

Yıllardır özlenen özgürlük geri dönmüştür.

O anı düşünün.

İzmirli bir annenin gözyaşını…

Bir askerin yüzündeki yorgunluğu…

Bir çocuğun bayrağa bakışını…

Yıllarca beklenen özgürlüğün sevincini…

O bayrak sadece bir kumaş parçası değildir.

O bayrakta…

**Anadolu’nun acısı vardır.**

O bayrakta…

**Şehitlerin kanı vardır.**

O bayrakta…

**Annelerin duası vardır.**

O bayrakta…

**Mustafa Kemal’in bağımsızlık iradesi vardır.**

# **VE 9 EYLÜL 1923**

Zafer kazanılmıştır.

Ama mücadele bitmemiştir.

Şimdi sıra Cumhuriyet’i inşa etmektedir.

9 Eylül 1923…

Cumhuriyet Halk Fırkası’nın temelleri atılır.

İşte bu nedenle CHP’nin tarihi, yalnızca bir siyasi partinin tarihi değildir.

Kurtuluş Savaşı’nın siyasi örgütlenmesinden doğan bir Cumhuriyet tarihidir.

Cumhuriyet’in kuruluş sürecinin…

Devrimlerin…

Çok partili hayata geçişin…

Demokrasi arayışının…

Ve Türkiye’nin modernleşme mücadelesinin tarihidir.

# **1923: YENİ BİR ÜLKE DOĞUYOR**

29 Ekim 1923.

Cumhuriyet ilan edilir.

Yıkılmış bir imparatorluğun enkazından yeni bir devlet doğar.

Yoksul bir ülke…

Ama büyük bir umut.

Kadınların toplumdaki yeri değişir.

Eğitim yeniden yapılandırılır.

Hukuk sistemi değiştirilir.

Laik Cumhuriyet inşa edilir.

Yurttaşlık bilinci güçlendirilir.

Türkiye’nin yüzü çağdaş dünyaya çevrilir.

Bütün bunların merkezinde tek bir düşünce vardır:

**İnsan için, millet için, bağımsızlık için Cumhuriyet.**

# **CHP’NİN TARİHİ SADECE ZAFERLERDEN İBARET DEĞİLDİR**

Ama dürüst olalım.

CHP’nin tarihi yalnızca gurur duyulacak sayfalardan oluşmaz.

Yanlışları vardır.

Eksikleri vardır.

Eleştirilecek dönemleri vardır.

Tek parti döneminin tartışmaları vardır.

Demokrasi açısından sorgulanması gereken kararları vardır.

Fakat bütün bunlar CHP tarihini yok etmez.

Tam tersine…

**Tarihinden ders çıkarabilen parti, geleceğe yürüyebilir.**

1946…

Türkiye çok partili hayata geçer.

1950…

CHP iktidarı Demokrat Parti’ye bırakır.

Bu, CHP açısından ağır bir siyasi yenilgidir.

Ama aynı zamanda Türkiye’nin demokratikleşme yolculuğunun önemli dönüm noktalarından biridir.

CHP artık iktidarı kaybetmenin acısını da öğrenmiştir.

# **1960’LAR, 1970’LER: HALKA DOĞRU**

1960’lar…

Dünya değişmektedir.

Türkiye değişmektedir.

CHP de değişmektedir.

“Ortanın solu” anlayışıyla birlikte parti, emekçiye, köylüye, dar gelirliye ve toplumun geniş kesimlerine daha fazla yönelir.

Bülent Ecevit’in yükselişi…

1970’ler…

“Karaoğlan”…

Meydanları dolduran insanlar…

1974 Kıbrıs Barış Harekâtı…

1977 seçimleri…

Ve milyonların umut bağladığı bir CHP…

Bütün bunlar partinin tarihindeki önemli dönemeçlerdir.

# **12 EYLÜL: SİYASET SUSTURULUYOR**

Sonra 12 Eylül 1980 gelir.

Darbeyle birlikte siyasi hayat kesintiye uğrar.

Partiler kapatılır.

Siyasetçiler yasaklanır.

CHP de kapatılır.

Ama bir şeyi kapatamazlar:

**İnsanların hafızasını.**

Parti tabelasını indirebilirsiniz.

Ama insanların Cumhuriyet’e olan bağlılığını silemezsiniz.

Bir siyasi örgütü kapatabilirsiniz.

Ama bir düşünceyi insanların yüreğinden söküp atamazsınız.

CHP geleneği farklı isimlerle yaşamaya devam eder.

Ve sonunda yeniden CHP doğar.

Çünkü bazı miraslar…

**Yasaklarla yok edilemez.**

# **VE BUGÜN: 102 YILLIK BİR MİRASIN KARŞISINDAYIZ**

Bugün 9 Eylül 2026.

102 yıllık bir tarihin önündeyiz.

Ama bu kez düşman orduları sınırlarımızda değil.

Bugün başka bir mücadeleyle karşı karşıyayız.

Kurultay tartışmaları…

Delege tartışmaları…

Yargı süreçleri…

Yönetim tartışmaları…

**“Mutlak butlan” tartışması…**

Parti içerisindeki ayrışmalar…

İstifalar…

Kırgınlıklar…

Yeni siyasi arayışlar…

Ve bütün bunların ortasında sessizce soran milyonlar:

**“CHP nereye gidiyor?”**

# **BUGÜN KENDİMİZE BAKMA ZAMANI**

Bugün CHP’nin karşısındaki en büyük tehlike yalnızca bir mahkeme kararı değildir.

En büyük tehlike…

**Kendi insanını kaybetmektir.**

Yıllarca bu parti için mücadele etmiş insanların küstürülmesidir.

Örgütün sesinin duyulmamasıdır.

Eleştirinin ihanet sayılmasıdır.

Farklı düşüncenin düşmanlık olarak görülmesidir.

Kongrelerin demokratik yarış olmaktan çıkıp güç savaşlarına dönüşmesidir.

Ve en kötüsü…

**Partinin kendi tarihindeki büyük amacı unutup, kendi içindeki küçük hesaplara gömülmesidir.**

# **GİDEN HERKES HAİN DEĞİLDİR**

Bugün CHP’den ayrılanlara sesleniyoruz:

Sizi düşman ilan etmeyeceğiz.

Çünkü biliyoruz ki…

Bir siyasi partiden ayrılmak, Cumhuriyet’ten ayrılmak değildir.

Başka bir partiye gitmek, vatanı terk etmek değildir.

Kırılmak, ihanete dönüşmek değildir.

Yıllarca CHP için mücadele etmiş bir insan bugün başka bir siyasi yol seçmiş olabilir.

Ama onun geçmişindeki emeği…

Bir gecede silinemez.

**Siyaset hafıza ister.**

Vefa ister.

Vicdan ister.

# **YENİ PARTİLERE GİDENLER DE BU ÜLKENİN İNSANLARIDIR**

Onları aşağılamayın.

Hain ilan etmeyin.

Düşmanlaştırmayın.

Çünkü siyaset insanları kovma sanatı değildir.

**İnsanları kazanma sanatıdır.**

Bugün giden…

Yarın dönebilir.

Bugün kırılan…

Yarın yeniden omuz verebilir.

Bugün başka bir siyasi adreste duran…

Yarın yeniden aynı Cumhuriyet idealinin etrafında buluşabilir.

Çünkü partiler değişir.

Genel başkanlar değişir.

Yönetimler değişir.

Ama…

**Türkiye Cumhuriyeti kalır.**

# **MUTLAK BUTLAN TARTIŞMASININ ÖTESİNE BAKMAK**

Bugün “mutlak butlan” tartışmasını konuşuyoruz.

Elbette hukuk konuşulmalıdır.

Mahkemeler konuşulmalıdır.

Kurultay süreçleri konuşulmalıdır.

Delege iradesi konuşulmalıdır.

Ama bütün bunların üzerinde çok daha büyük bir soru vardır:

**CHP kendi iç demokrasisini gerçekten yaşatabiliyor mu?**

Çünkü Cumhuriyet’i savunmanın ilk şartı, demokrasiyi sadece başkasından istememektir.

**Kendi içinde de uygulamaktır.**

Halkın iradesini iktidardan talep ederken…

Örgütün iradesini de içeride yok sayamazsınız.

Adalet isterken…

Kendi içinizde adaleti unutamazsınız.

Özgürlük isterken…

Farklı düşünenleri susturamazsınız.

Demokrasi isterken…

Kendi kongrelerinizi bir güç savaşına çeviremezsiniz.

# **CHP KİMSENİN TAPULU MALI DEĞİLDİR**

Bunu 9 Eylül’de açıkça söylemek gerekiyor:

**CHP kimsenin tapulu malı değildir.**

Ne genel başkanların…

Ne yöneticilerin…

Ne belediye başkanlarının…

Ne milletvekillerinin…

Ne delegelerin…

Ne de herhangi bir siyasi grubun…

CHP’nin sahibi bir kişi değildir.

CHP’nin sahibi…

**102 yıllık Cumhuriyet tarihidir.**

Ve o tarihin gerçek sahibi de…

**Türkiye Cumhuriyeti halkıdır.**

# **ATATÜRK’ÜN BİZE BIRAKTIĞI EN BÜYÜK DERS**

Atatürk bize makam bırakmadı.

Koltuk bırakmadı.

Servet bırakmadı.

Bize…

**Bir Cumhuriyet bıraktı.**

Bir millet bıraktı.

Bir bayrak bıraktı.

Bir gelecek bıraktı.

Ve bize çok büyük bir sorumluluk bıraktı:

**Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.**

Bugün bu sözün önünde durup düşünmek zorundayız.

Eğer milletin iradesi her şeyin üzerindeyse…

Siyasi partilerin içerisinde de irade önemlidir.

Üyenin iradesi…

Örgütün iradesi…

Delegenin iradesi…

Seçmenin iradesi…

Ve nihayetinde…

**Milletin iradesi.**

# **BİZ KUVAYI MİLLİYE’NİN ÇOCUKLARIYIZ**

Biz…

Samsun’un çocuklarıyız.

Erzurum’un karından geçtik.

Sivas’ın kongre salonlarından çıktık.

Ankara’nın yoksul günlerinde Meclis’i kurduk.

İnönü’de direndik.

Sakarya’da savaştık.

Dumlupınar’da kazandık.

9 Eylül’de İzmir’e ulaştık.

29 Ekim’de Cumhuriyet’i ilan ettik.

Bizi bir arada tutan şey…

**Koltuk değildi.**

Bizi bir arada tutan şey…

**Cumhuriyet’ti.**

Bizi bir arada tutan şey…

**Bağımsızlıktı.**

Bizi bir arada tutan şey…

**Milletin iradesiydi.**

# **ŞİMDİ SIRA BİZDE**

Bugün bizden yeni bir mücadele isteniyor.

Cephede savaşmak değil belki…

Ama Cumhuriyet’i savunmak.

Silah taşımak değil belki…

Ama demokrasiyi taşımak.

Kağnıyla cephane götürmek değil belki…

Ama çocuklarımıza özgür bir gelecek bırakmak.

Kuvayı Milliye’nin yaptığı gibi…

**Kişisel çıkarı değil, ortak geleceği düşünmek.**

# **9 EYLÜL’DE BİR YEMİN**

Bugün kendimize söz verelim:

CHP’yi kişilerin partisi yapmayacağız.

Hiziplerin partisi yapmayacağız.

Koltukların partisi yapmayacağız.

Delege hesaplarının partisi yapmayacağız.

Korkunun partisi yapmayacağız.

**Halkın partisi yapacağız.**

Eleştiriden korkmayacağız.

Farklı düşünenden korkmayacağız.

Partiden ayrılanı düşman ilan etmeyeceğiz.

Yeni geleni sorgusuz kutsamayacağız.

Geçmişi unutmayacağız.

Ama geçmişin kavgasına da hapsolmayacağız.

Çünkü…

**Bizim işimiz koltuk korumak değil, Cumhuriyet’i korumaktır.**

# **VE SONRA…**

Bir gün çocuklarımız bize soracak:

“Büyüklerimiz 9 Eylül’de ne yaptı?”

Biz onlara…

“Birbirleriyle kavga ettiler” demek istemiyoruz.

“Koltuğu kimin alacağını tartıştılar” demek istemiyoruz.

“Birbirlerini hain ilan ettiler” demek istemiyoruz.

Biz onlara şunu söylemek istiyoruz:

**“Biz emaneti koruduk.”**

“Cumhuriyet’e sahip çıktık.”

“Demokrasiye sahip çıktık.”

“Birbirimize rağmen değil, birbirimizle yürümeyi öğrendik.”

“Gidenleri düşmanlaştırmadık.”

“Farklı düşünenleri susturmadık.”

“Partimizi kişilerin üzerinde tuttuk.”

“Ve Mustafa Kemal’in bize bıraktığı Cumhuriyet’i çocuklarımıza daha güçlü teslim ettik.”

# **ÇÜNKÜ O BAYRAK YERE DÜŞMEYECEK!**

Nene Hatun’un cesareti unutulmayacak.

Şerife Bacı’nın kağnısı unutulmayacak.

Kara Fatma’nın silahı unutulmayacak.

Gördesli Makbule’nin mücadelesi unutulmayacak.

Sakarya’da toprağa düşen Mehmet unutulmayacak.

Dumlupınar’da son nefesini veren asker unutulmayacak.

İzmir’e giren Türk askeri unutulmayacak.

Ve Mustafa Kemal Atatürk…

**Asla unutulmayacak.**

Çünkü onların bize bıraktığı şey sadece bir tarih değildir.

**Bir emanettir.**

# **SON SÖZ**

Bugün 9 Eylül.

102 yıl önce kurulan bir siyasi mirasın önündeyiz.

Ama aslında bugün hepimiz kendi vicdanımızın önündeyiz.

Soruyor tarih:

**“Sana ne emanet edildi?”**

Cevabı belli:

Bir vatan.

Bir Cumhuriyet.

Bir bayrak.

Bir millet.

Bir demokrasi umudu.

Ve şimdi tarih bir soru daha soruyor:

**“Bunları gelecek kuşaklara nasıl teslim edeceksin?”**

İşte bütün mesele budur.

Mutlak butlan tartışması da geçecek.

Kurultaylar da geçecek.

Genel başkanlar da değişecek.

Yönetimler de değişecek.

Bugün ayrılanlar, yarın dönenler olacak.

Bugün kavga edenler, yarın aynı masada oturacak.

Ama…

**Cumhuriyet kalacak.**

**Türkiye kalacak.**

**Millet kalacak.**

Ve 9 Eylül’ün ruhu kalacak.

O yüzden bugün hep birlikte haykıralım:

**Biz Kuvayı Milliye’nin çocuklarıyız.**

**Biz Mustafa Kemal’in kurduğu Cumhuriyet’in yurttaşlarıyız.**

**Biz 9 Eylül’ün çocuklarıyız.**

Ve ne olursa olsun…

Koltuklar değişsin.

İsimler değişsin.

Partiler değişsin.

Yönetimler değişsin.

**Ama o bayrak yere düşmesin.**

**O Cumhuriyet sahipsiz kalmasın.**

**O milletin iradesi teslim olmasın.**

**O emanet yarınlara taşınsın.**

9 Eylül kutlu olsun.

İzmir’in kurtuluşu kutlu olsun.

Kuvayı Milliye’nin ruhu kutlu olsun.

Şehitlerimizin aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin 102. kuruluş yıldönümü kutlu olsun.

Ve bütün bu tarihin önünde bir kez daha söz veriyoruz:

# **CUMHURİYETİ YAŞATACAĞIZ.**

# **DEMOKRASİYİ BÜYÜTECEĞİZ.**

# **MİLLETİN İRADESİNİ KORUYACAĞIZ.**

# **VE O EMANETİ ASLA YERE DÜŞÜRMEYECEĞİZ!**

## **YAŞASIN MUSTAFA KEMAL ATATÜRK!**

## **YAŞASIN KUVAYI MİLLİYE RUHU!**

## **YAŞASIN CUMHURİYET!**

## **YAŞASIN TÜRKİYE CUMHURİYETİ!**

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR