KONUK YAZAR / KADİR POLAT: Mustafa Kemal Atatürk, ardında yalnızca bir devlet değil, aynı zamanda o devleti yaşatacak siyasal iradeyi de bıraktı: Türkiye Cumhuriyeti ve Cumhuriyet Halk Partisi.
Biri, bağımsızlığını kazanmış bir milletin yeniden ayağa kalkışının adıydı. Diğeri ise kurulan Cumhuriyet’i çağdaşlığa, halk egemenliğine, demokrasiye, eşitliğe ve sosyal adalete taşıyacak siyasal iradenin kurumsal çatısıydı.
Atatürk, Cumhuriyet’i gençliğe emanet etti.
İşte tam da bu nedenle bugün kendimize sormamız gereken çok önemli bir soru olduğuna inanıyorum:
Atatürk’ün Cumhuriyet’i emanet ettiği gençlere, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’nde nasıl bir siyasi gelecek hazırlıyoruz?
Onları Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına hazırlıyor olmalıyız.
Gençlere nasıl bir gelecek bırakacağımızı konuşurken, onlara geçmişimizi ve Cumhuriyet’in kuruluş mücadelesini nasıl anlattığımızı da sorgulamak zorundayız.
Tam da burada tarihsel hafızamıza karşı sorumluluğumuzu hatırlamak gerekiyor.
Millî Eğitim Bakanı Sayın Yusuf Tekin’in, “Kurtuluş Savaşı” ifadesine yönelik “Neyden kurtuluyoruz?” yaklaşımı üzerinde ciddiyetle düşünülmelidir.
Elbette Millî Mücadele, milletimizin bağımsızlık iradesinin adıdır. Ancak o mücadele, işgal altındaki vatanı kurtarmak için verilen Kurtuluş Savaşı’dır.
Biz Osmanlı’dan değil; işgalden, emperyalist paylaşım planlarından ve esaretten kurtulduk.
Gençlerimize Cumhuriyet’i anlatacaksak, kavramların içini boşaltmadan Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının kime ve neye karşı mücadele ettiğini, bu ülkenin hangi bedellerle kurulduğunu tarihsel gerçekliğiyle aktarmak zorundayız.
Çünkü geleceği gençlere emanet edeceksek, önce onların tarihsel hafızasını korumalıyız.
Bugün yaşadığım anlamlı bir an, bütün bu soruları bir baba ve bir Cumhuriyet Halk Partili olarak yeniden düşünmeme neden oldu.
CHP İstanbul İl Başkanı Sayın Gürsel Tekin, bugün oğlum Nadir Polat’ın yakasına Cumhuriyet Halk Partisi rozetini taktı ve onu Cumhuriyet Halk Partisi ailesine kattı.
O görüntünün içinde bir kuşağı gördüm.
Cumhuriyet Halk Partisi’ne inanan, Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partinin kapısından umutla giren, ülkesinin geleceğinde söz ve sorumluluk sahibi olmak isteyen bütün gençleri düşündüm.
İlk kez bir parti binasının kapısından içeri girenleri, ilk kez altı oklu rozeti yakasına takanları, ilk mitingine katılanları, ilk kez sandık başında görev alanları, gece yarılarına kadar seçim sonuçlarını bekleyenleri…
Ülkesinde bir şeyleri değiştirebileceğine; daha adil, daha özgür ve daha demokratik bir geleceğin mümkün olduğuna inanan gençleri düşündüm.
Ve kendi kendime sordum:
Biz bugün Cumhuriyet Halk Partisi ailesine kattığımız bu gençlere nasıl bir CHP bırakıyoruz?
O ROZET YALNIZCA BİR PARTİ ROZETİ DEĞİLDİR
Bir gencin yakasına Cumhuriyet Halk Partisi rozeti takmak, yalnızca bir parti üyeliğinin başlangıcı değildir. En azından ben öyle görüyorum.
Bugün Sayın Gürsel Tekin, oğlum Nadir Polat’ın yakasına o rozeti takarken, aslında ona Mustafa Kemal Atatürk’ten bugüne taşınan büyük bir siyasi mirasın kapısını açtı.
Bir gence rozet takmak yalnızca, “Artık bu partinin bir üyesisin” demek değildir.
Aynı zamanda ona:
“Sen artık Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu bu büyük siyasi ailenin bir parçasısın. Cumhuriyet’in değerlerini korumak, yaşatmak ve geleceğe taşımak senin de sorumluluğundur.” demektir.
Çünkü o rozet benim için yalnızca altı oklu bir parti rozeti değildir.
O rozet; Cumhuriyet’tir, halkçılıktır, laikliktir, devrimciliktir, bağımsızlıktır. Adalettir, eşitliktir, emektir, liyakattir.
Kimsesizlerin kimsesi olabilmektir.
Halkın alın terine sahip çıkmak, kul hakkına el uzatmamak, kamu malını namus bilmektir.
Haksızlık kimden gelirse gelsin karşısında durabilmektir.
Anadolu’nun en uzak köyündeki bir çocuğun geleceğini, kendi çocuğunun geleceğinden ayrı görmemektir.
Biz o rozeti böyle bildik.
Çocuklarımıza da böyle anlatmak zorundayız.
Çünkü o rozet yalnızca yakada taşınan bir sembol değildir.
Bir tarihtir. Bir mücadeledir. Bir sorumluluktur. Ve her şeyden önce bir vicdan çağrısıdır.
GENÇLER BİZİM YAPTIKLARIMIZA BAKARAK SİYASET ÖĞRENİYOR
Bugün oğlum Nadir’in yüzüne baktım. Heyecanlıydı, gururluydu. İnandığı bir siyasi partinin rozetini yakasında taşımanın mutluluğunu yaşıyordu.
Bir baba olarak elbette gururlandım.
Ancak o an yalnızca kendi oğlumu görmedim. Türkiye’nin dört bir yanında Cumhuriyet Halk Partisi’ne umutla katılan binlerce genci gördüm.
Çünkü gençler siyasete yalnızca milletvekili, belediye başkanı ya da parti yöneticisi olmak için girmezler. En azından girmemelidirler.
Bir genç siyasete girdiğinde dünyayı değiştirebileceğine inanır. Haksızlıkları ortadan kaldırabileceğini düşünür. Daha adil bir ülkenin mümkün olduğuna inanır.
Bir gencin yakasına rozet taktığınızda, aslında ona şu sözü verirsiniz:
“Gel, bu ülkenin geleceğini birlikte kuracağız.”
Peki sonra?
O genç, katıldığı siyasi yapının içinde ne görüyor?
Fikir üretmeyi mi? Halka dokunmayı mı? Yoksulun sofrasına oturmayı mı? İşsiz bir gencin derdini dinlemeyi mi? Bir köy okulunun kapısını çalmayı mı?
Yoksa bitmek bilmeyen iç hesaplaşmaları, kişilere göre saf tutmayı, kamplaşmayı, bugün alkışladığını yarın yuhalamayı mı öğreniyor?
Mesele tam da budur.
Gençler yalnızca söylediklerimizi dinlemez; bizim yaptıklarımıza bakarak siyaset öğrenir.
Eğer bir partide liyakat yerine yakınlık öne çıkıyorsa genç bunu görür. Emek verenler değil, doğru kişilerin yanında duranlar yükseliyorsa bunu görür. Dün “yoldaşım” denilen insanlara bugün siyasi şartlar değişti diye hakaret ediliyorsa bunu da görür.
İddialar karşısında ahlakın ve vicdanın yerini tarafgirlik alıyorsa genç yine görür.
Sonra yıllar geçer ve bugün şikâyet ettiğimiz siyasi düzeni, farkında olmadan kendi ellerimizle yeniden üretmiş oluruz.
İşte benim asıl kaygım budur.
KİRLENEN SİYASET ÖNCE VİCDANI ÇÜRÜTÜR
Tam da bu noktada Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasetin ahlakına ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin taşıdığı tarihsel sorumluluğa ilişkin sözlerini hatırlamamak mümkün değil:
“Kirlenen siyaset önce vicdanı çürütür. Sonra ahlakı yok eder. Sonunda da gözünü milletin ekmeğine diker.”
Bu sözler yalnızca bugünün siyasetine yönelik bir eleştiri değildir. Aynı zamanda geleceğin siyasetçilerine ve özellikle gençlere yöneltilmiş ciddi bir uyarıdır.
Çünkü siyaset vicdanını kaybettiğinde ahlakını da kaybeder. Ahlakın olmadığı yerde ise halkın hakkını, alın terini ve sofrasındaki ekmeği koruyacak bir siyasal anlayıştan söz edilemez.
Kılıçdaroğlu’nun ifadesiyle:
“Siyaseti temiz tutmak ve milletin sofrasına bereket taşımak, bu ülkede siyaset yapan herkesin namus borcudur. Bu ağır sorumluluk herkesten önce ve herkesten daha fazla CHP’lilerin görevidir.”
Neden?
Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi sıradan bir siyasi yapı değildir.
Darbeler görmüştür, boyun eğmemiştir. Kapatılmıştır, teslim olmamıştır. Baskılar yaşamıştır ama diz çökmemiştir. Teslim alınamamıştır.
Ve Kılıçdaroğlu’nun altını çizdiği gibi:
“CHP bize bırakılmış bir miras değildir. Partimiz bizlere kutsal bir emanettir.”
İşte bugün oğlumun ve onunla birlikte CHP ailesine katılan bütün gençlerin yakasına takılan rozete biraz da bu sözlerin ışığında bakıyorum.
Eğer CHP bir emanet ise, o emaneti gençlere hangi hâliyle devredeceğimiz de bizim siyasi ve ahlaki sorumluluğumuzdur.
“Emanet kirletilemez, emanete kara çalınamaz. Bu ulu çınarın gölgesi haramın ve kirlenmişliğin sığınağı asla ve asla olamaz.”
O hâlde gençlere yalnızca altı oklu bir rozet takmak yetmez.
Onlara o rozeti temiz tutacak siyasi ahlakı da bırakmak zorundayız.
Yanlış karşısında susmamayı, gerektiğinde kendi içimize dönüp muhasebe yapabilmeyi, haksızlığı yapan kim olursa olsun “Bu yanlıştır” diyebilmeyi öğretmek zorundayız.
Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi, Kılıçdaroğlu’nun sözleriyle:
“Gerektiğinde arınmasını da bilir, iç muhasebe yapmasını da…
Ama yolundan asla dönmez.”
Bugün gençlere bırakmamız gereken siyasi miras tam da budur:
Vicdanını kaybetmeyen, ahlaktan vazgeçmeyen, milletin ekmeğine göz dikenlerin karşısında duran ve emaneti kirletmeden geleceğe taşıyan bir Cumhuriyet Halk Partisi.
GENÇLERİ KİŞİLERİN DEĞİL, İLKELERİN ETRAFINDA YETİŞTİRMELİYİZ
Siyasette “aile” kelimesini çok sık kullanırız. “CHP ailesi”, “parti ailemiz” deriz.
Peki aile olmak ne demektir?
Aile olmak yalnızca bir gencin yakasına rozet takmak değildir. O gencin umuduna sahip çıkmak, emeğini görmek, sözünü dinlemek ve fikirlerine değer vermektir.
Soru sorduğunda susturmamak, itiraz ettiğinde dışlamamak, eleştirdiğinde düşmanlaştırmamaktır.
Çünkü bir gence, “Sen artık bu ailenin bir parçasısın” diyorsanız, onun geleceğine ve siyasi onuruna da sahip çıkmak zorundasınız.
Bir genci aileye katmak kolaydır. Yakasına rozet takılır, üyelik işlemleri tamamlanır, fotoğraflar çekilir, alkışlar yükselir.
Ancak asıl mesele, o gencin yıllar sonra da aynı gururla o rozeti taşımasını sağlayabilmektir.
Onun umudunu korumak, siyasete olan güvenini kaybettirmemek ve yakasındaki rozeti bir makam ya da kariyer aracına değil, bir onur nişanesine dönüştürebilmektir.
Bir siyasi partinin gençlere verdiği değer de birkaç genci kürsünün arkasına dizmekle ölçülmez.
Asıl soru şudur:
O gençlere nasıl bir siyasi ahlak bırakıyoruz?
Bir gence makam vermek kolaydır; ona vicdanlı siyaset öğretmek zordur.
Slogan ezberletmek kolaydır; haksızlığı yapan kendi mahallesinden bile olsa “Bu yanlıştır” diyebilecek cesareti kazandırmak zordur.
Bir genci kalabalığın içine katmak kolaydır; ona özgür düşünmeyi, sorgulamayı, itiraz etmeyi ve bütün bunları yaparken edebini korumayı öğretmek zordur.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin gençleri sıradan bir siyasi organizasyonun gençleri değildir.
Bu gençlerin omuzlarında Kuvayı Milliye’nin, Cumhuriyet devrimlerinin, halkçılığın, laikliğin, sosyal adalet mücadelesinin ve Mustafa Kemal Atatürk’ün tarihsel mirası vardır.
Bu nedenle gençlerimizi kişilerin etrafında konumlandırmaktan vazgeçmeliyiz.
“Sen kimin yanındasın?”
“Kimdensin?”
“Hangi ekiptensin?”
“Kimin adamısın?”
Neden?
Neden bir Cumhuriyet Halk Partili gence önce şunu sormuyoruz:
“Sen bu ülkenin hangi sorununu çözmek istiyorsun?”
İşsiz gençler için ne düşünüyorsun?
Atanamayan öğretmenler için nasıl bir çözüm öneriyorsun?
Yoksulluk içinde büyüyen çocukları gördüğünde vicdanın sana ne söylüyor?
Üniversiteyi bitirdikten sonra ülkesinden gitmek isteyen arkadaşlarını bu ülkeye nasıl yeniden inandıracaksın?
Tarımı nasıl ayağa kaldıracaksın?
Sanayiyi nasıl geliştireceksin?
Eğitimde fırsat eşitliğini nasıl sağlayacaksın?
Hukukun üstünlüğünü nasıl yeniden tesis edeceksin?
Cumhuriyet’i ikinci yüzyılında nereye taşıyacaksın?
Gençlere bunları sormalıyız.
Çünkü gençler bizim siyasi kavgalarımızın piyadesi değildir. Birilerinin koltuğunu korumak için kullanılacak insan kaynağı değildir. Sosyal medyada birbirine hakaret ettirilecek dijital birlikler hiç değildir.
Onlar bu ülkenin yarınıdır.
Onlar, Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyet’i emanet ettiği kuşakların bugünkü temsilcileridir.
BİR GENCİN İNANCINI KAYBETMEK, BİR SEÇİMİ KAYBETMEKTEN DAHA AĞIRDIR
Ben yıllardır Anadolu’yu geziyorum. Dağ, bayır demeden yaklaşık 70 şehre gittim. Yüz binlerce kilometre yol yaptım.
Köy okullarında çocuklarla oturdum. Mektuplarını okudum. Bir çocuğun istediği bir çift botun onun dünyasında ne anlama geldiğini gördüm. Bir montun yalnızca mont olmadığını öğrendim.
Bazen bir çocuğa uzatılan elin, onun geleceğe olan inancını değiştirebildiğine tanıklık ettim.
İşte bu nedenle gençlik meselesine yalnızca siyasi açıdan bakamıyorum.
Çünkü çocuk büyüyor.
Bugün köy okulunda bize mektup yazan çocuk, yarın üniversite öğrencisi oluyor. Sonra iş arıyor.
Ülkesine bakıyor.
Siyasete bakıyor.
Ve bizlere şu soruyu soruyor:
“Siz bize nasıl bir ülke bıraktınız?”
Bugün oğlum Nadir’in yakasına takılan Cumhuriyet Halk Partisi rozetine bakarken, Anadolu’da karşılaştığım bütün o çocukları da düşündüm.
Bir gün oğlum da bana aynı soruyu sorabilir. Başka bir baba da bu soruyu kendi evladından duyabilir.
İşte o gün vereceğimiz cevabı bugünden düşünmek zorundayız.
Çünkü seçimler kazanılır, seçimler kaybedilir.
Genel başkanlar gelir, gider. İl başkanları değişir. Belediye başkanları, milletvekilleri ve parti yönetimleri değişir.
Ancak bir genç siyasete olan inancını kaybettiğinde, onu yeniden kazanmak çok zordur.
Hele o genç;
“Demek ki burada da liyakat yokmuş.”
“Demek ki burada da adamcılık varmış.”
“Demek ki burada da güçlü olan haklı sayılıyormuş.”
“Demek ki burada da susarsan yükseliyor, itiraz edersen dışlanıyormuşsun.” demeye başlamışsa, asıl tehlike o zaman başlar.
Çünkü o genç yalnızca Cumhuriyet Halk Partisi’nden uzaklaşmaz. Demokrasiden uzaklaşır, siyasetten uzaklaşır, ülkesine olan inancını kaybeder.
Sonra bavulunu hazırlayıp başka ülkelerde gelecek aramaya başlar.
Biz de arkasından, “Gençler neden gidiyor?” diye sorarız.
Oysa bazen gençleri havaalanına götüren yol, çok daha önce siyasetin koridorlarında başlamıştır.
Bir partinin binasını yeniden yapabilirsiniz. Kaybedilen bir seçimi yeniden kazanabilirsiniz. Değişen bir yönetimin yerine yenisini getirebilirsiniz.
Ama ahlakını, umudunu ve siyasete olan inancını kaybetmiş bir kuşağı yeniden kazanmak kolay değildir.
ATATÜRK GENÇLERE KOLTUK DEĞİL, CUMHURİYET EMANET ETTİ
Mustafa Kemal Atatürk gençlere makam bırakmadı.
İhale bırakmadı.
Siyasi kariyer planı bırakmadı.
Cumhuriyet bıraktı.
Ve o Cumhuriyet’i koruma ve geleceğe taşıma sorumluluğunu gençliğe verdi.
O hâlde Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’nin yöneticilerine, büyüklerine ve yıllarını bu partiye vermiş herkese düşen görev açıktır:
Gençleri siyasi hesaplaşmalarımıza alet etmeyelim.
Onlara kin ve intikam siyaseti öğretmeyelim.
Dün birlikte yürüdüklerine bugün hakaret etmeyi normalleştirmeyelim.
Susmayı sadakat, sorgulamayı ihanet gibi göstermeyelim.
Gençlere ahlakı, liyakati, emeğe saygıyı ve vefayı öğretelim.
Haksızlık kime yapılırsa yapılsın karşısında durmayı öğretelim.
Ve onlara şunu söyleyelim:
“Cumhuriyet Halk Partisi’nde hiç kimse partiden büyük değildir. Ancak hiçbir makam da insan onurundan, siyasi ahlaktan ve Cumhuriyet’in değerlerinden üstün değildir.”
Bugün CHP İstanbul İl Başkanı Sayın Gürsel Tekin, oğlum Nadir Polat’ın yakasına Cumhuriyet Halk Partisi rozetini taktı ve onu bu büyük ailenin bir parçası yaptı.
Bir baba olarak oğlumun yakasındaki o rozete baktım.
Gururlandım.
Duygulandım.
Ama aynı zamanda kendi vicdanıma şu soruyu sordum:
Biz çocuklarımızın yakasına yalnızca bir parti rozeti mi takıyoruz? Yoksa onlara temiz, onurlu ve ahlaklı bir siyasi miras da bırakabilecek miyiz?
Mustafa Kemal Atatürk bize iki büyük eser bıraktı:
Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Cumhuriyet Halk Partisi’ni.
Cumhuriyet’i gençlere emanet etti.
Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ise hepimize çok önemli bir sorumluluğu yeniden hatırlatıyor:
CHP bize bırakılmış sıradan bir miras değil, korunması gereken bir emanettir.
Bir baba ve Cumhuriyet Halk Partili olarak temennim şudur:
Oğlumun ve onunla birlikte bu büyük aileye katılan bütün gençlerin yakasındaki altı oklu rozet, hayatları boyunca adaletin, halkçılığın, dürüstlüğün, emeğin, liyakatin ve Cumhuriyet değerlerinin simgesi olsun.
Hiçbir siyasi hesap, kişisel çıkar, makam ya da koltuk mücadelesi o rozetin taşıdığı tarihsel anlamın önüne geçmesin.
Hiçbir kirlenmişlik, o ulu çınarın gölgesine sığınamasın.
Çünkü bugün bir gencin yakasına takılan o rozet, yarın bir kuşağın taşıyacağı siyasi ve ahlaki mirasa dönüşecektir.
Atatürk Cumhuriyet’i gençlere emanet etti.
CHP ise bugün bizim sorumluluğumuzdadır.
Şimdi vicdanımıza sormamız gereken soru şudur:
Atatürk’ün Cumhuriyet’i emanet ettiği gençleri Cumhuriyet’in geleceğine mi hazırlayacağız; yoksa onları kendi siyasi kavgalarımızın içinde mi tüketeceğiz?
Ve daha önemlisi:
Biz bu emaneti gençlere hangi hâliyle bırakacağız?
Bu soruların cevabını bugün vereceğiz.
Ama bedelini ya da mükâfatını yarının gençleri yaşayacak.
Ve gün gelir çocuklarımız bize döner ve sorar:
“Baba, siz bize nasıl bir Cumhuriyet Halk Partisi bıraktınız?”
O gün başımızı öne eğmeden cevap verebilmek dileğiyle…
Kadir POLAT
11.07.2026
