Son günlerde kamuoyunda tartışılan Rahmi Koç olayı, aslında bir fıkradan çok daha büyük bir meseleyi gözler önüne seriyor.
Tartışmanın ayrıntılarını merak edenler için konuya ilişkin haberler Euronews ve Diken’de ayrıntılı şekilde yer alıyor.
Elbette herkes eleştirilebilir. Elbette herkesin yanlış bulduğu bir söze tepki gösterme hakkı vardır. Demokratik toplumların temelinde de zaten bu özgürlük yatar.
Ancak eleştiri ile linç arasında çok önemli bir fark vardır.
Bir kişinin sözünü eleştirmek başka şeydir; onu toplum önünde itibarsızlaştırmaya çalışmak, hakaret etmek, hedef göstermek, hapse atılmasını istemek, hatta nefret dili kullanmak bambaşka bir şeydir.
Bugün yaşanan tartışmada dikkatimi çeken nokta tam da budur. Bir kesim, olayın özünü tartışmak yerine doğrudan kişiyi hedef alan bir kampanya yürütmektedir. Oysa sağlıklı demokrasilerde kişiler değil fikirler tartışılır.
Peki kimden bahsediyoruz?
Rahmi Koç…
Kendisi daha sonra yaptığı açıklamada, herhangi bir topluluğu incitme amacı taşımadığını ifade ederek kırılan kişilerden özür dilemiştir; ancak tartışma, fıkranın kendisinden çok belirli bir etnik kimliğin mizah unsuru olarak kullanılmasının uygunluğu üzerinden şekillenmiştir.
Rahmi Koç, Türkiye Cumhuriyeti’nin sanayileşme ve modernleşme sürecinde önemli rol üstlenmiş isimlerden biridir. Türkiye’nin en büyük sanayi kuruluşlarını bünyesinde barındıran bir yapının uzun yıllar liderliğini yapmış, kurumsallaşma kültürünün gelişmesine katkı sağlamış, yüz binlerce insana doğrudan ve dolaylı istihdam sağlayan ekonomik yapının oluşmasında pay sahibi olmuştur.
Bunun yanında müzeler, vakıflar, eğitim ve kültür projeleriyle Türkiye’nin toplumsal hayatına da önemli katkılar sunmuştur.
Bugün 95 yaşındaki Rahmi Koç, sadece bir iş insanı değil, Cumhuriyet döneminin ekonomik ve kurumsal hafızasını temsil eden isimlerden biridir.
Bu gerçek, kendisinin eleştirilemeyeceği anlamına gelmez.
Ancak bir insanın onlarca yıllık birikimini, ülkeye yaptığı katkıları ve temsil ettiği değeri yok sayarak sadece tek bir olay üzerinden toplumsal infaza maruz bırakılması da kabul edilebilir bir tutum değildir.
Bu noktada devlet yöneticilerine de önemli bir görev düşmektedir. Toplumsal tartışmaların kontrolden çıkıp kişisel linç kampanyalarına dönüştüğü dönemlerde devletin en üst makamlarından itidal çağrıları gelmelidir. “Hukuk işlesin, herkes ölçülü konuşsun, linç kültüründen uzak duralım, toplumsal kutuplaşmayı artırmayalım” şeklindeki açıklamalar yalnızca bir kişiyi değil, toplumsal barışı korur.
Sayın Devlet Bahçeli’nin soruşturma açılmasını yanlış bulduğunu ve Türkiye’ye hizmet etmiş bir iş insanının hedef alınmasını doğru görmediğini ifade etmesi kuşkusuz önemlidir.
Ancak bana göre ihtiyaç duyulan şey bundan daha geniş kapsamlı bir toplumsal sağduyu çağrısıdır.
Çünkü mesele Rahmi Koç meselesi değildir. Mesele, farklı düşünen insanlara nasıl davrandığımızdır.
Bugün Rahmi Koç’a yapılan ölçüsüzlüğe sessiz kalanlar, yarın aynı yöntemin başka bir kesime uygulanmasına da itiraz etmekte zorlanacaktır.
Linç kültürü bir kez normalleştiğinde kimseye ayrıcalık tanımaz.
Türkiye’nin ihtiyacı öfke değil sağduyu, kutuplaşma değil diyalog, linç değil hukuk düzenidir.
Unutulmamalıdır ki bir ülkenin gerçek gücü sadece ekonomisinden değil; farklı fikirlere rağmen birbirine saygı gösterebilen insanlarından gelir.
