HALKWEBYazarlarBandırma'dan Yata: Kurtuluş Ruhundan Konfor Siyasetine

Bandırma’dan Yata: Kurtuluş Ruhundan Konfor Siyasetine

Çünkü mesele artık yalnızca “yolsuzluk iddiası” değil. Mesele, CHP’nin yıllarca karşı çıktığı siyasal kültüre dönüşmesi.

0:00 0:00

19 Mayıs 1919…

Bir milletin teslimiyet zincirini kırdığı gündü.
Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’dan Samsun’a hareket ettiği Bandırma Vapuru; lüksün, gösterişin, iktidar konforunun değil, yokluk içinde verilen bir bağımsızlık savaşının sembolüydü.

O vapurda saray sofraları yoktu.
İhale pazarlıkları yoktu.
Makam aracı dizaynları yoktu.
“Kim belediye başkanı yapılacak, kim genel merkeze yakın olacak” hesabı yoktu.

Orada yalnızca memleket vardı.

Bugün ise aynı 19 Mayıs’ta ortaya çıkan tabloya bakıyoruz:
Bir tarafta Bandırma Vapuru’nun temsil ettiği bağımsızlık ruhu…
Diğer tarafta iş insanlarının yatlarında verilen pozlar, şaibelerle anılan ilişkiler, belediye imkanlarıyla oluşan güç ağları, siyaseti ilke değil kariyer basamağına çeviren bir anlayış…

İşte asıl trajedi burada başlıyor.

Çünkü CHP bugün yalnızca siyasi olarak eleştirilmiyor;
kendi tarihsel hafızasıyla çeliştiği için eleştiriliyor.

Cumhuriyet’i kuran partinin kadroları;
Anadolu’da çarıkla yürüyen öğretmenlerin, köylülerin, Kuvayı Milliyecilerin mirasını temsil ederdi.

Bugünün CHP fotoğrafında ise halktan çok “network”, devrimcilikten çok PR çalışması, ideallerden çok klik savaşı görülüyor.

Ve toplumun geniş kesimleri artık şu soruyu soruyor:

“Bandırma Vapuru’nun mirasçıları bunlar mı?”

Çünkü insanlar artık sözlere değil görüntülere bakıyor.
Bir yanda emekli geçinemiyor, gençler ülkeden kaçmak istiyor, kiralar patlamış, mutfak yanıyor…
Diğer yanda “değişim” diye gelen kadroların etrafında dönen şaibeler, lüks ilişkiler, belediye gücüyle kurulan siyasi düzenekler konuşuluyor.

Üstelik mesele yalnızca yolsuzluk iddiası da değil.

Asıl mesele; CHP’nin yıllarca eleştirdiği düzenin psikolojisine dönüşmesi.

Çünkü bir siyasi hareket;
iktidarı eleştirdiği şeylere dönüşmeye başladığında çürüme başlamış demektir.

Ve bugün CHP’de tam da bu hissediliyor:

Mücadele ruhundan uzaklaşmış,
tarihi bir mirası slogan seviyesine indirmiş,
19 Mayıs’ı gençlik ve devrim ideali olmaktan çıkarıp sosyal medya dekoruna dönüştürmüş bir siyasal görüntü…

Bandırma Vapuru bir risk yolculuğuydu.
Bugünkü siyaset ise konfor yolculuğuna dönüşmüş durumda.

İnsanlar artık şunu görüyor:

Bir zamanlar Anadolu’ya bağımsızlık taşımak için yola çıkan hareketin yerinde, bugün belediye koridorlarında güç paylaşımı yapan profesyonel siyaset ağları var.

Ve en ağır olan da şu:

CHP’ye yıllarca umut bağlamış insanlar artık öfkeyi dışarıya değil, içerideki dönüşüme duyuyor.

Çünkü hayal kırıklığı; düşmandan değil, benzemeye başladığından gelir.

“HALK PARTİSİ”NDEN YENİ İMTİYAZ SINIFINA: CHP’DE ÇÜRÜMENİN ANATOMİSİ

Bir siyasi parti ne zaman çürümeye başlar biliyor musunuz?

Eleştirdiği düzene benzemeye başladığında.

Ve bugün CHP’nin yaşadığı en büyük kriz tam da budur.

Yıllarca bu ülkeye ne anlatıldı?

“AKP bir imtiyaz düzeni kurdu.”
“Devlet partileşti.”
“Belediyeler yandaş ağlarına dönüştü.”
“Kamu kaynakları siyasal güç üretme aracına çevrildi.”

Peki şimdi toplum CHP’ye bakınca ne görüyor?

Belediye çevrelerinde oluşan yeni güç odakları…
İş insanlarıyla kurulan yakın ilişkiler…
Parti içinde dokunulmaz hale gelen klikler…
Şaibeler ortaya çıktığında birbirini koruyan mekanizmalar…
Ve bütün bunların üstünü örten profesyonel propaganda dili…

İnsanların öfkesi işte tam burada büyüyor.

Çünkü mesele artık yalnızca “yolsuzluk iddiası” değil.
Mesele, CHP’nin yıllarca karşı çıktığı siyasal kültüre dönüşmesi.

Bakın çok açık konuşalım:

Bugün Türkiye’de milyonlarca insan artık CHP’nin bazı belediyelerine umut merkezi gibi değil, yeni bir ayrıcalık alanı gibi bakıyor.

Bu çok ağır bir kırılmadır.

Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi’nin varlık nedeni zaten buydu:
Devleti çıkar şebekelerine teslim eden anlayışa karşı durmak.

Ama bugün ortaya çıkan görüntü ne?

Bir tarafta ekonomik kriz altında ezilen halk…
Diğer tarafta lüks mekanlarda verilen fotoğraflar.

Bir tarafta gençler gelecek umudunu kaybediyor…
Diğer tarafta belediye çevrelerinde büyüyen siyasi kariyer ağları.

Bir tarafta emekli ilaç hesabı yapıyor…
Diğer tarafta milyonluk makam aracı tartışmaları, özel dizaynlar, VIP ilişkileri konuşuluyor.

Sonra dönüp halka “Biz halkın partisiyiz” deniyor.

İnsanlar da haklı olarak soruyor:

“Hangi halkın partisi?”

Çünkü halkçılık artık nutuklarda var; hayatın içinde yok.

Ve CHP yönetiminin en büyük problemi şu:

Hâlâ toplumu eski reflekslerle yönetebileceğini sanıyorlar.

Yani şöyle düşünüyorlar:

“Atatürk’ün adını söyleyelim,
birkaç sert iktidar eleştirisi yapalım,
miting düzenleyelim,
sosyal medyada slogan basalım,
taban zaten sorgulamaz.”

Ama Türkiye değişti.

Artık insanlar sadece ne söylediğinize değil, nasıl yaşadığınıza bakıyor.

Ve işte tam bu yüzden CHP’nin “ahlaki üstünlük” iddiası her geçen gün aşınıyor.

Çünkü halk şunu görüyor:

Eskiden eleştirilen kibir bugün başka bir kadroda yeniden üretiliyor.

Üstelik en tehlikeli olan da şu:

CHP’de artık başarısızlığın bile siyasi bedeli yok.

Skandal oluyor…
Kimse istifa etmiyor.

Şaibe ortaya çıkıyor…
Kimse sorumluluk almıyor.

Belediyeler tartışılıyor…
Parti yönetimi üç gün sonra yeni slogan kampanyasına geçiyor.

Çünkü siyaset artık ilke mücadelesi olmaktan çıkıp kriz yönetimi sektörüne dönüşmüş durumda.

Ve burada CHP yönetimine sorulması gereken tarihî soru şudur:

Siz gerçekten Cumhuriyet’in kurucu partisinin yöneticileri misiniz,
yoksa yalnızca belediye imkanlarıyla büyüyen yeni bir siyasi elit misiniz?

Çünkü Mustafa Kemal’in partisi olmak; sadece onun fotoğrafını asmakla olmaz.

Onun ahlakını taşımak gerekir.

O ahlak neydi?

Hesap verebilirlik.
Fedakârlık.
Devlet ciddiyeti.
Kamu malına hassasiyet.
Ve en önemlisi: şahsi çıkarı memleketin önüne koymamak.

Bugün CHP’nin yaşadığı kriz tam olarak budur.

Parti, tarihsel meşruiyetini hâlâ 1923’ten almaya çalışıyor…
Ama siyasal pratiği giderek 2020’lerin yozlaşmış güç ilişkilerine benziyor.

Ve toplum artık bu makası görüyor.

19 Mayıs ruhu;
yat sofralarında değil, bedel ödemeyi göze alabilen karakterde yaşar.

Bugünkü CHP yönetiminin asıl problemi ise tam burada başlıyor:

Bedel ödemeden kahramanlık hikâyesi yazmaya çalışıyorlar.

BANDIRMA’NIN GÖLGESİNDE: CHP YA KENDİNE DÖNECEK YA DA TARİHİN AĞIR HÜKMÜYLE YÜZLEŞECEK

Bugün Türkiye’de insanlar sadece ekonomik kriz yaşamıyor.
Aynı zamanda büyük bir temsil krizi yaşıyor.

Çünkü iktidardan bunalan milyonlar, yıllarca gözünü CHP’ye çevirdi.
“Belki başka bir siyaset mümkündür” dedi.
“Belki Cumhuriyet’in kurucu partisinde hâlâ devlet ciddiyeti vardır” dedi.
“Belki Atatürk’ün mirası bir gün gerçekten yeniden ayağa kalkar” dedi.

Ama bugün dönüp baktıklarında ne görüyorlar?

Kurultay tartışmaları…
Şaibe iddiaları…
Birbirini koruyan siyasi klikler…
Belediye eksenli güç savaşları…
Lüks görüntüler…
Ve en kötüsü: hiçbir özeleştiri yapmayan kibirli bir yönetim dili.

İşte CHP’nin en büyük çöküşü burada başladı.

Çünkü bir siyasi hareket, eleştiriye tahammülünü kaybettiği anda çürümeye başlar.

Bugün CHP yönetiminde oluşan refleks tam olarak şudur:

“Bize yönelen her eleştiri düşmanlıktır.”

Hayır.

Tam tersine…

Bugün CHP’ye en sert eleştiriyi yönelten insanların önemli bir kısmı, bu partinin tarihsel ağırlığına hâlâ inandığı için konuşuyor.

Çünkü mesele yalnızca bir parti meselesi değil.
Mesele, Cumhuriyet’in kurucu hafızasının nasıl tüketildiği meselesidir.

Mustafa Kemal Samsun’a çıktığında yanında holding patronları yoktu.
Yatlarda verilen pozlar yoktu.
Belediye imkanlarıyla büyütülmüş siyasi kariyer ağları yoktu.

Çünkü o mücadele bir “konfor koalisyonu” değil, bir bağımsızlık hareketiydi.

Bugün ise CHP yönetiminin önemli bir kısmı, 19 Mayıs’ı bir tarihsel sorumluluk olarak değil, törensel dekor olarak kullanıyor.

Atatürk’ün adı sürekli anılıyor…
Ama onun siyaset ahlakı ortada yok.

Cumhuriyet vurgusu yapılıyor…
Ama Cumhuriyet’in temel ilkesi olan kamu ciddiyeti aşınıyor.

“Halkın partisi” deniyor…
Ama halkın yaşadığı öfke ve yoksulluk ile yönetici kadroların yaşam biçimi arasındaki uçurum büyüyor.

İnsanlar işte buna kızıyor.

Çünkü bu ülkenin insanı yoksulluğa bazen dayanır…
Ama samimiyetsizliği affetmez.

Ve bugün CHP’nin karşı karşıya olduğu en büyük tehdit seçim kaybetmek değildir.

Asıl tehdit şudur:

Kuruluş partisinin, kendi kuruluş anlamını kaybetmesi.

Eğer bir gün toplum CHP’ye baktığında artık şunu hissederse:

“Bunlar da diğerlerinden farklı değil…”

İşte o gün yalnızca bir parti değil, Cumhuriyet’in siyasal hafızası da ağır yara alır.

Bu yüzden mesele kişisel değil, tarihîdir.

19 Mayıs’ın ruhu;
mikrofon başında Atatürk sloganı atmak değil,
gerekirse kendi çevrene rağmen doğruları savunabilmektir.

Bandırma Vapuru’nun anlamı;
iktidar nimetlerine yaklaşmak değil,
gerekirse her şeyi kaybetmeyi göze alabilmektir.

Bugün CHP yönetiminin önünde iki yol var:

Ya gerçekten kuruluş ayarlarına dönecekler…
Ya da Atatürk’ün mirasını yalnızca seçim dönemlerinde kullanılan bir siyasal marka haline getirip tarih önünde büyük bir kırılmanın sorumlusu olacaklar.

Çünkü tarih bazen çok acımasızdır.

Özellikle de kendi kurucu değerlerini unutanlara karşı.

Ve unutulmasın:

Bandırma Vapuru’nun yolcuları memleket kurtarmaya gidiyordu.
Bugünün siyasetinin en büyük kısmı ise koltuk kurtarmaya çalışıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI