HALKWEBYazarlarİçimizdeki En Solcular

İçimizdeki En Solcular

Devşirme Siyaseti ve Hafıza Kaybı

0:00 0:00

Siyasette bazen bir transfer, yalnızca bir kadro tercihi değildir; bir zihniyetin aynasıdır. Kimi zaman bir cümle, yıllarca kurulan söylemi bir anda boşa düşürür. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, Adnan Beker ve Cemal Enginyurt’u “içimizdeki en solcular” diye miting otobüsünün üstüne çıkarıp alkışlatması tam da böyle bir kırılma anıdır.

Bu söz, basit bir miting coşkusu ya da sahne abartısı olarak geçiştirilemez. Çünkü bazı ifadeler, yalnızca söylenmez; bir siyasal hattın özünü açığa çıkarır. Burada açığa çıkan şey ise şudur: CHP’nin bugünkü yönetim anlayışı, ideolojik tutarlılığı değil, kısa vadeli faydayı önceleyen bir “devşirme siyaseti”ne yaslanmaktadır.

“Devşirme” kelimesi burada rastgele kullanılmıyor. Çünkü bugün CHP’de izlenen çizgi, siyasal aidiyeti, tarihsel hafızayı ve ilkeleri ikinci plana itip; etkili konuşan, kalabalık çeken, sert çıkış yapan her ismi, geçmişine bakmadan yeni vitrinin parçası haline getirme eğilimidir. Bu, bir açılım değil; omurgasızlaşmanın estetikleştirilmesidir.

Özgür Özel ile Ekrem İmamoğlu’nun son dönemde kurduğu siyasal dil de tam olarak bu mantığa yaslanıyor: genişlemek adına bulanıklaşmak, güç toplamak adına kimliği esnetmek, “herkese seslenmek” adına kendi sözünün ağırlığını azaltmak.

Sorun yalnızca Adnan Beker’in geçmişte Altılı Masa’ya yönelik küçümseyici sözleri ya da Kemal Kılıçdaroğlu’na oy vermediğini açıkça söylemiş olması değil. Elbette bu başlı başına ciddi bir çelişkidir. Ancak daha büyük sorun, bu çelişkinin CHP yönetimi tarafından sorun olarak görülmemesidir.

Çünkü asıl tehlike, dışarıdan gelen biri değildir.
Asıl tehlike, içeride ölçünün kaybolmasıdır.

Bir parti, kavramlarını savunamadığında önce hafızasını kaybeder. Hafızasını kaybeden bir yapı ise zamanla kendi seçmenine yabancılaşır. Bugün CHP’de yaşanan tam da budur: tarihsel bagajdan kurtulma iddiasıyla, tarihsel ağırlıktan vazgeçme hali.

Oysa CHP’yi CHP yapan şey yalnızca seçim başarısı değildir. Bu parti, Türkiye’nin modernleşme serüveninin, kamuculuk fikrinin, laiklik mücadelesinin ve sosyal adalet arayışının taşıyıcısı olma iddiasıyla var oldu. Bu iddia kusursuz değildi; ama en azından bir tarihsel ciddiyet taşıyordu.

Bugün ise bu ciddiyet, miting sahnesinde alkış toplamak uğruna hafifletiliyor.

Siyaset, yalnızca kalabalık toplama sanatı değildir.
Siyaset, aynı zamanda hafıza taşıma sorumluluğudur.

Ve hafızasını vitrine çeviren hareketler, bir süre sonra vitrinle yetinmek zorunda kalır.

Kazanmak Uğruna Kaybolmak: Özgür Özel–İmamoğlu Hattının İdeolojik Boşluğu

Bir siyasi hareketin yönünü yalnızca programı değil, refleksleri de ele verir. Zor anlarda ne yaptığı, kriz karşısında neyi feda ettiği ve neyi koruduğu; gerçek çizgisini ortaya çıkarır. Bugün CHP’de Özgür Özel ile Ekrem İmamoğlu’nun temsil ettiği hat, tam da bu açıdan ciddi bir sorgulamayı hak ediyor.

Çünkü son dönemde CHP’de öne çıkan siyasal akıl, bir dönüşüm projesinden çok bir vitrin mühendisliği izlenimi veriyor. Daha çok görünmek, daha çok alkış almak, daha geniş seçmen kümelerine hitap etmek adına siyasal kimliğin sınırları bilinçli biçimde flu hale getiriliyor. Bu çizgi, ilk bakışta pragmatik bir esneklik gibi sunulsa da, gerçekte derin bir ideolojik boşluğun üzerini örten geçici bir ambalajdır.

Bugün Özgür Özel’in diliyle İmamoğlu’nun siyaseti arasında dikkat çekici bir ortaklık var: içerikten çok algıya, ilkeden çok performansa, çizgiden çok sunuma dayalı bir siyaset.

Bu nedenle CHP’de artık şu soruyu sormak kaçınılmaz hale geliyor:
Parti büyüyor mu, yoksa yalnızca kendini büyümüş gibi mi gösteriyor?

Çünkü siyaset yalnızca rakibe karşı pozisyon almak değildir; aynı zamanda kendi ne olduğuna dair netlik taşımaktır. Bugün CHP’de yaşanan sorun tam da bu netlik kaybıdır.

“Genişleme” adı altında yapılan şeyin önemli bir kısmı, aslında seçmene güven vermekten çok, herkese aynı anda hoş görünme çabasıdır. Bu çaba, kısa vadede kalabalık mitingler ve medya görünürlüğü sağlayabilir. Ancak uzun vadede siyasetin omurgasını aşındırır. Çünkü sürekli herkese göre pozisyon alan bir hareket, bir süre sonra kendisi olmaktan çıkar.

Adnan Beker ve Cemal Enginyurt gibi isimlerin CHP’ye katılması, tek başına siyasal bir felaket değildir. Farklı geçmişlerden isimlerin ortak zeminde buluşması demokratik siyasetin doğasında vardır. Fakat mesele, bu kişilerin hangi koşullarda, hangi siyasi anlamla, hangi sembolik dille partiye dahil edildiğidir.

Sorun, transfer değil; transferin temsil ettiği zihniyettir.

Düne kadar Altılı Masa’yı küçümseyen, Kemal Kılıçdaroğlu’na oy vermediğini söyleyen, “Allah memleketi korumuş” diyerek muhalefetin kazanmasını felaket gibi anlatan bir ismin bugün CHP miting otobüsünde “en solcu” diye sunulması, yalnızca bir çelişki değil; kavramsal bir çöküştür.

Bu, yalnızca CHP seçmeninin hafızasına değil, siyasetin ciddiyetine de yapılmış bir haksızlıktır.

Çünkü solculuk bir mizah malzemesi değildir.
Solculuk, ihtiyaç halinde yapıştırılacak bir etiket hiç değildir.

Solculuk:

  • emeğin yanında durmaktır,
  • güç karşısında ilke savunmaktır,
  • kısa vadeli kazanç uğruna uzun vadeli çürümeyi meşrulaştırmamaktır.

Bugün Özgür Özel ile İmamoğlu’nun çizgisinde hissedilen temel sorun şudur:
Kazanmak, amaç olmaktan çıkmış; yöntemleri meşrulaştıran tek ölçü haline gelmiştir.

Bu anlayış tehlikelidir. Çünkü siyasette “kazanmak için her yol mubah” çizgisi, ilk bakışta başarı gibi görünse de, sonunda siyaseti bir karakter sorununa dönüştürür.

Bir hareket, rakibini yenmek için kendi kimliğini bu kadar kolay esnetiyorsa, aslında rakibine değil, kendi varlık gerekçesine yeniliyordur.

CHP’nin bugün asıl ihtiyacı daha fazla transfer değil; daha fazla ciddiyettir.
Daha fazla slogan değil; daha fazla tutarlılıktır.
Daha fazla vitrin değil; daha fazla omurgadır.

Ve belki de en önemlisi:
Partinin bugün kendisine şu soruyu dürüstçe sorması gerekir:

Biz gerçekten büyüyor muyuz,
yoksa yalnızca yönümüzü kaybederek genişliyor gibi mi görünüyoruz?

Tarihle Bağını Koparan Siyaset, Geleceğini de Kaybeder

Bir siyasi hareket yalnızca bugünün oy oranlarıyla ölçülmez. Onu asıl belirleyen şey, hangi tarihsel hafızayı taşıdığı, hangi toplumsal damarı temsil ettiği ve geleceğe ne bıraktığıdır. Bu yüzden CHP’de bugün yaşanan tartışma, birkaç transferin ya da bir miting gafının çok ötesindedir. Asıl mesele, partinin kendi tarihsel ağırlığını nasıl taşıdığı — ya da taşıyamadığıdır.

Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’de yalnızca bir seçim partisi olarak doğmadı. Bu parti, modernleşme tartışmalarının, kamuculuk fikrinin, laiklik mücadelesinin, sosyal devlet arayışının ve halkçılık iddiasının taşıyıcısı olarak bir tarih inşa etti. Bu tarih kusursuz değildi; ama en azından kendine ait bir ağırlığı, bir dili, bir siyasal ciddiyeti vardı.

Bugün ise Özgür Özel–İmamoğlu hattında giderek belirginleşen şey, bu ağırlığın hafifletilmesidir. “Yeni siyaset”, “genişleme”, “değişim” gibi kavramlar üzerinden pazarlanan çizgi, gerçekte çoğu zaman geçmişle yaratıcı bir hesaplaşma değil; geçmişten kurtulma kolaycılığıdır.

Oysa tarih, sırtınızda taşıdığınız bir yük değil; yürürken dengenizi sağlayan omurgadır.

Bir partinin hafızası, sadece nostaljik bir miras değildir. Hafıza; kavramların anlamını, ilkelerin sınırını, çizginin nerede başlayıp nerede bittiğini belirler. Bugün CHP’de sorun tam da burada düğümleniyor: sınırlar bulanıklaşıyor, kavramlar hafifliyor, ilkeler esnetiliyor.

“İçimizdeki en solcular” sözü bu yüzden basit bir dil sürçmesi değil.
Bu söz, partinin kavram dünyasındaki ağırlık kaybısının sembolüdür.

Çünkü kavramların içi boşaldığında yalnızca kelimeler hafiflemez; temsil de hafifler.

Bir siyasi parti, kendi tarihine yalnızca vitrin süsü gibi bakmaya başladığında, geçmişinden güç almaz; geçmişini tüketir. CHP’nin bugün karşı karşıya olduğu risk budur: tarihsel sermayesini kısa vadeli alkışlar uğruna harcama riski.

Ekrem İmamoğlu’nun siyaset tarzı da Özgür Özel’in bugünkü dili de benzer bir zeminde buluşuyor: etkileyici görünmek, duyguyu yönetmek, geniş kesimlere aynı anda hitap etmek. Bu yöntem, kısa vadede dikkat çekici olabilir. Ancak siyasetin kalıcılığı, yalnızca iletişim becerisiyle sağlanmaz.

Siyasette asıl mesele, kriz anında neyi koruduğunuzdur.

Bugün CHP’nin asıl sınavı tam da budur.
Parti, genişlemek adına kendine mi benziyor,
yoksa kendinden uzaklaşarak mı büyümeye çalışıyor?

Çünkü her genişleme büyüme değildir.
Bazen genişleme, dağılmanın ilk aşamasıdır.

Tarih bunun örnekleriyle dolu:
Kimliğini belirsizleştiren, kavramlarını hafifleten, kısa vadeli kazanç uğruna uzun vadeli yönünü kaybeden hareketler; ilk bakışta yükseliyor gibi görünür ama zamanla kendi seçmeninde bile karşılık üretmekte zorlanır.

CHP’nin bugün yaşadığı tehlike tam da budur.

Mesele yalnızca Adnan Beker ya da Cemal Enginyurt değil.
Mesele, bu isimlerin neyi temsil ettiğidir.

Ve daha önemlisi:
Bu isimler üzerinden partinin kendi kendisine ne anlattığıdır.

Çünkü bir parti, kendisini nasıl anlattığı kadar; neleri normalleştirdiğiyle de tanınır.

Bugün normalleştirilen şey, yalnızca transfer siyaseti değil; ölçü kaybıdır.
Bugün meşrulaştırılan şey, yalnızca pragmatizm değil; hafıza aşınmasıdır.
Bugün alkışlanan şey, yalnızca miting coşkusu değil; kavramların ucuzlatılmasıdır.

Bu yüzden mesele bir polemik değil; bir yön meselesidir.

CHP, tarihsel referanslarını taşıyan bir parti olarak mı kalacak,
yoksa günübirlik siyasi ihtiyaçların şekillendirdiği esnek bir merkeze mi dönüşecek?

Bu sorunun cevabı, yalnızca CHP’yi değil; Türkiye’de muhalefetin geleceğini de belirleyecek.

Çünkü ana muhalefetin kimliksizleşmesi, yalnızca bir partinin sorunu değildir.
Bu, toplumun değişim umudunun da zayıflaması demektir.

Son söz açık:

Bir parti, rakibini yenmek için kendi hafızasını küçültmeye başladığında,
belki alkış toplar…
ama sonunda yönünü kaybeder.

Ve yönünü kaybeden siyaset,
kalabalık içinde bile yalnız kalır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI