HALKWEBYazarlarCumhuriyet’in Tasfiyesi: Köy Enstitülerinden AVM Cumhuriyeti’ne

Cumhuriyet’in Tasfiyesi: Köy Enstitülerinden AVM Cumhuriyeti’ne

Yüz yıl önce kurulan bu modernleşme iradesi, bugün hâlâ bize şu soruyu sorduruyor: Bir ülkenin geleceği üretim ve eğitimle mi, yoksa AVM ile mi inşa edilir?

0:00 0:00

Cumhuriyetin ilanından sonra Türkiye’de ve dünyada köklü değişimlerin yaşandığı bir döneme girildi. Cumhuriyeti kuran kadroların özenle üzerinde durduğu temel meselelerden biri, devrimlere bağlı, çağdaş bireylerin yetişeceği modern eğitim ve üretim yapılarının tasarlanması ve hayata geçirilmesiydi. Mimarlık, yalnızca estetik bir alan değil; yeni bir toplum inşasının aracı olarak görülüyordu.

Türkiye’de modern mimarlığın kurumsallaşmasına büyük katkı sunan Prof. Dr. Ernst Egli, 1927 yılında İstanbul’a geldiğinde kendisini Sirkeci Garı’nda Mimar Kemaleddin Bey karşıladı. Ardından Ankara’ya giderek Mustafa Kemal Atatürk ile görüştü.

Atatürk, yapımına başlanan Öğretmen Okulu’nun planlarını göstererek şu soruyu yöneltti:
“Sayın Profesör, gördükleriniz sizde modern bir okul izlenimi uyandırdı mı?”

Egli kısa bir duraksamadan sonra diplomatik bir yanıt vermeye çalıştı:
“Ekselansları, Kemaleddin Bey ile birlikte çalışırsak inşaatı elbette modern bir okul haline getirebiliriz.”

Bunun üzerine Atatürk net bir şekilde karşılık verdi:
“Size bunu sormadım. Sadece gördüğünüzün sizde modern bir okul izlenimi uyandırıp uyandırmadığını sordum.”

Egli anılarında, bu sorudan sonra gerçek düşüncelerini söylemek zorunda kaldığını ve mevcut planların modern bir okulu yansıtmadığını açıkça ifade ettiğini yazar. Atatürk de Maarif Bakanı’na dönerek eski planların rafa kaldırılmasını ve okulun Egli tarafından yeniden projelendirilmesini istedi. Böylece cumhuriyet ile birlikte ulusal modern mimarlığın temelleri daha bilinçli ve kararlı bir biçimde atılmış oldu.

Bu anlayış doğrultusunda Anadolu’nun birçok kentinde fabrikalar ve eğitim kurumları yükseldi. Anadolu’da kurulan Sümerbank Bez Fabrikaları, Tekel Tütün Fabrikaları ve Şeker Fabrikaları ile birlikte Akçadağ Köy Enstitüsü (Malatya), Arifiye Köy Enstitüsü (Adapazarı), Kızılçullu Köy Enstitüsü (İzmir), Gölköy Köy Enstitüsü (Kastamonu), Kepirtepe Köy Enstitüsü (Kırklareli), Pulur Köy Enstitüsü (Erzurum), Hasanoğlan Köy Enstitüsü (Ankara), Pamukpınar Köy Enstitüsü, bu modernleşme hamlesinin simgeleri oldu. Anadolu’da yükselen fabrika bacaları ve köy enstitüleri, cumhuriyetin hem modern yüzünü hem de bir ulusun yeniden inşasının maddi temelini temsil ediyordu.

1940’ta temelleri atılan Akçadağ Köy Enstitüsü’nde öğrenciler çadırlarda kalıyor; bir yandan eğitim alırken bir yandan da okulun binalarını inşa ediyordu. Derslikler, yurtlar, kütüphane, sinema salonu, revir, atölyeler ve lojmanlar el birliğiyle kuruldu. Yerleşke duvarlarla çevrilmemiş, ana yol enstitünün içinden geçirilerek köylü ile doğrudan temas hedeflenmişti. Kayısı bahçeleriyle çevrili bir kampüs, bozkırın ortasında bir yaşam, yeni bir dünya kuruluyordu.

Öğrencilerin Kayseri’den getirdiği renkli taşlarla döşediği “Sevgi Yolu”, tuğla ocaklarında üretilen öğrencilerin üzerinde imzası bulunan kırmızı tuğlalar, Sultansuyu’ndan getirilen su ve kurulan küçük hidroelektrik santralinden elde edilen elektrik medeniyetle buluşturuyordu; bütün çalışmalar kolektif emeğin somut göstergeleriydi.

Köy Enstitüleri yalnızca okuma yazma öğreten kurumlar değildi. Eleştirel düşünceyi, üretimi ve özgür birey olmayı temel alan devrimci bir eğitim modeliydi.

Ancak halk düşmanı zihniyetlerin karşı çalışmasıyla uzun ömürlü olamadılar; hedeflenen düzeye ve öğretmen sayısına ulaşılmadan kapatıldılar.

1980 sonrasında cumhuriyetin simgesel kamusal mekânlarının tasfiyesi hızlandı. Özelleştirmelerle birlikte cumhuriyetin sanayi belleği dağıldı. Sümerbanklar, Mensucat bez fabrikaları ve şeker fabrikaları özelleştirildi. Bu değişim yağması kentlerin sosyal dokusunda derin yaralar açtı. Bir dönem binlerce işçiye istihdam sağlayan fabrikalar, kısa sürede üretim dışına çıkarıldı, makineler söküldü, araziler rant projelerine açıldı; yerine rezidanslar, alışveriş merkezleri ve oteller yapıldı.

Böylece Anadolu halkı hem işlerini hem de kamusal alanlarını kaybetti. Üretim mekânları tüketim mekânlarına dönüştü.

Köy Enstitüleri ve fabrikalar, Türkiye Cumhuriyeti’nin sosyal, kültürel ve mekânsal hafızasının parçasıydı. Bu yapılar yalnızca betonarme binalar değil; bir dönemin eşitlikçi kalkınma idealinin somutlaşmış hâliydı.

Halkın çocuklarının eğitim alması ve üretime katılması amacıyla kurulan okullar ve fabrikalar, sonraki süreçte işlevsizleştirilerek sermayenin rant alanına teslim edildi.

Yüz yıl önce kurulan bu modernleşme iradesi, bugün hâlâ bize şu soruyu sorduruyor:
Bir ülkenin geleceği üretim ve eğitimle mi, yoksa AVM ile mi inşa edilir?

YAZARIN DİĞER YAZILARI