HALKWEBYazarlarSahnede Bir Ömür: Haldun Dormen’i Anlamak Sanatı Ve İnsanı Anlamaktır

Sahnede Bir Ömür: Haldun Dormen’i Anlamak Sanatı Ve İnsanı Anlamaktır

Mikayil Dilbaz
Mikayil Dilbaz
Avukat, Hukuk Doktoru, BJK Kongre Üyesi

Türkiye tiyatrosunun son yetmiş yılı anlatılırken, Haldun Dormen yalnızca bir yönetmen, bir eğitmen, bir oyuncu olarak değil; bir kültür terbiyecisi olarak anılmalıdır.

0:00 0:00

Bir sanatçıyı gerçekten anlamanın yolu, yalnızca sahnede yaptıklarına bakmaktan geçmez. Onu, sahnenin arkasında nasıl bir insan olduğuna bakarak da tartmak gerekir.

Ben Haldun Dormen’i yalnızca oyunlarından, yazdıklarından, yetiştirdiği kuşaklardan tanımadım. Onu, 1999–2000 yıllarında üniversitede hukuk öğrencisiyken, bir tiyatroda teşrifatçı olarak çalıştığım günlerden tanıdım. Yer göstericiydim. Genç, heyecanlı, hayata tutunmaya çalışan bir öğrenciydim.

Ve o büyük isim, her geldiğinde yanımıza uğrar; halimizi hatırımızı sorar, derslerimizi sorar, “Nasıl gidiyor okul?” derdi. Bunu bir nezaket gösterisi olsun diye değil, gerçekten merak ettiği için yapardı. Üstten bakmazdı. Mesafe koymazdı. Bir “usta” edasıyla değil, bir “insan” sıcaklığıyla konuşurdu.

İşte o günlerde şunu öğrendim:
Haldun Dormen’i anlamanın ilk şartı, onu önce sanatçı değil, önce insan olarak anlamaktır.

Çünkü kibirden, egodan, yapay otoritelerden arınmış bir duruşu vardı. Sahnedeki büyüklüğü, insani küçüklüklerle örtmeye çalışanlardan değildi. Tam tersine, büyüklüğünü sadeliğiyle taşıyan ender insanlardandı.

Bugün geriye dönüp baktığımda şunu çok net görüyorum:
Haldun Dormen’in tiyatrosunu değerli kılan şey, yalnızca sahne tekniği, rejisi ya da Batı tiyatrosunu bu topraklara taşıması değildir. Onun asıl farkı, sanatı bir üstünlük alanı değil, bir hizmet alanı olarak görmesindedir.

Türkiye tiyatrosunun son yetmiş yılı anlatılırken, Haldun Dormen yalnızca bir yönetmen, bir eğitmen, bir oyuncu olarak değil; bir kültür terbiyecisi olarak anılmalıdır.

Onun sahnesi, basit bir eğlence mekânı değildir. İnsanın kendisiyle yüzleştiği, toplumun aynaya baktığı bir terbiyedir.

Batı tiyatrosunu bu topraklara taşırken taklit etmedi; uyarladı. Ezber bozmadı; zevk yükseltti. Popülizme teslim olmadı; elitizme de kapılmadı. “Yüksek ama ulaşılabilir” bir sanat çizgisi inşa etti.

Dormen Okulu yalnızca oyuncu yetiştirmedi; bir ahlâk yetiştirdi. Dakikliğin erdem, çalışmanın namus, sahnenin kutsal sayıldığı bir anlayışı kuşaktan kuşağa aktardı.
Bugün Türk tiyatrosunda iz bırakan pek çok ismin arkasında, doğrudan ya da dolaylı olarak, onun disiplini vardır.

Ama belki de en büyük katkısı şudur:
Sanatı ideolojinin hizmetkârı yapmadı. Sanatı şöhret basamağına dönüştürmedi. Sanatı, insanın incelmesinin yolu olarak gördü.

Bugün estetik yoksulluğun, niteliksiz üretimin ve gürültülü vasatlığın bu kadar yaygın olduğu bir dönemde, Haldun Dormen gibi isimlerin kıymeti daha iyi anlaşılmaktadır.

Çünkü o, alkışın peşinde değil, kalitenin izinde yürüdü. Çünkü o, sahneyi bir meslek değil, bir ömür görevi olarak yaşadı.

Bir ülkenin gerçek ilerlemesi, yalnızca yollarıyla, köprüleriyle, binalarıyla değil; sahnesiyle, müziğiyle, edebiyatıyla ölçülür.

Ve bugün hâlâ ayakta olan her nitelikli sahnede, her iyi yetişmiş oyuncuda, her ölçülü replikte, o gün bize halimizi hatırımızı soran adamın sessiz imzası vardır.

Bu yüzden Haldun Dormen’i anmak, bir sanatçıyı övmek değildir. Bir insanlık ve kültür anlayışını savunmaktır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI