HALKWEBYazarlarKral Geçer, Devlet Kalır: Muhalefetin Cromwell Sorunu

Kral Geçer, Devlet Kalır: Muhalefetin Cromwell Sorunu

Mikayil Dilbaz
Mikayil Dilbaz
Avukat, Hukuk Doktoru, BJK Kongre Üyesi

Tarih kralları sever gibi görünür; ama sistemleri yaşatır.

0:00 0:00

Tarih, çoğu zaman kralların isimlerini yazar; fakat devletleri kuranlar genellikle krallar değildir. İngiltere’nin modernleşme serüveni de bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Bir yanda keyfî iktidarın sembolü VIII. Henry, diğer yanda soğukkanlı devlet aklının mimarı Thomas Cromwell… Soru basit görünür ama cevabı derindir: Kim haklıydı?

Bu soru yalnızca 16. yüzyıl İngiltere’sine ait değildir. Bugün de siyasetin, hukukun ve devletin geleceğini tartışırken aynı gerilimle yüz yüzeyiz: kişisel iktidar mı, kurumsal akıl mı?

Ne var ki Türkiye’de bu sorunun tartışılması yalnızca iktidarın tercihleriyle sınırlı değildir. Muhalefetin bu tartışmayı nasıl ve ne düzeyde verdiği de en az iktidar kadar belirleyicidir.

Bir Boşanma Krizi mi, Devlet Devrimi mi?

Yüzeyden bakıldığında mesele basittir: VIII. Henry, eşinden boşanmak ister; Papa izin vermez. Ancak bu “özel hayat” krizi, Cromwell’in elinde bir devlet devrimine dönüşür.
Thomas Cromwell, Henry’nin talebini yalnızca bir evlilik meselesi olarak değil, egemenlik sorunu olarak okur. Papa’nın İngiltere Kralı üzerinde yetki kullanması, Cromwell’e göre yalnızca teolojik değil, siyasal bir işgaldir.

“Papa’ya bağlı olmayan bir İngiltere mümkündür.”

1534 tarihli Act of Supremacy, bu düşüncenin ürünüdür. İngiltere Kilisesi Roma’dan koparılır, kral kilisenin başı ilan edilir. Ancak asıl kırılma burada değil, perde arkasındadır: din üzerinden devletin merkezîleşmesi.

Bugün Türkiye’de de benzer biçimde egemenlik, güvenlik ya da beka gerekçeleriyle atılan adımların, kurumları mı güçlendirdiği yoksa kişisel iktidarı mı tahkim ettiği sorusu yeterince cesurca sorulamamaktadır. Üstelik bu suskunluk yalnızca iktidara ait değildir.

Cromwell: Dindar Değil, Akılcı

Cromwell bir reformcu değildir; bir ideolog hiç değildir. O, ne Luther kadar inançlı ne Calvin kadar dogmatiktir. Cromwell’in pusulası nettir: devletin çıkarı.

Manastırların kapatılması, kilise mallarının devlete devri, parlamentonun sistem içine çekilmesi… Bunların hiçbiri ahlâkî saiklerle yapılmaz. Bunlar, modern devletin mali, hukuki ve idari altyapısını kuran bilinçli tercihlerdir.

Cromwell’in asıl suçu da burada başlar: Devlet, kraldan daha güçlü hale gelmektedir.
Bugün kurumları savunmak gerektiğinde, muhalefetin çoğu zaman ilke temelli bir devlet tasavvuru yerine günü kurtaran söylemlerle yetinmesi ciddi bir eksikliktir. Kurumları savunmak yalnızca iktidara karşı olmak değildir; nasıl bir devlet istendiğini açıkça ortaya koymak gerekir.

Henry: İktidarı Seven, Devleti Taşıyamayan Kral

VIII. Henry güçlü bir figürdür ama güçlü bir devlet adamı değildir. Sorunları çözerken ilke değil, öfke; hukuk değil, infaz tercih eder. Danışmanlarını kullanır, sonra yok eder.
Cromwell’in yükselişini de bu yüzden kabullenemez. Çünkü Cromwell, kralın keyfî alanını daraltmaktadır. Hukuk vardır, parlamento vardır, sistem vardır. Henry ise mutlak irade ister.
Bir evlilik krizi bahane edilir. Saray entrikaları devreye sokulur. Ve devletin mimarı, devlet adına idam edilir.

1540’ta Cromwell’in başı kesilir. Ama kurduğu düzen ayakta kalır.

Türkiye’de de benzer bir tablo vardır. Güçlenen bürokratlar, öne çıkan teknokratlar ya tasfiye edilir ya da etkisizleştirilir. Muhalefet ise bu süreci çoğu zaman kişisel hikâyeler üzerinden okur; oysa mesele kişilerin değil, kurumların zayıflatılmasıdır.

Muhalefetin Cromwell Sorunu

Türkiye’de muhalefetin temel açmazı şudur: Henry’yi eleştirirken Cromwell olamamak.
Kurumları savunduğunu söyler ama nasıl işleyeceklerini anlatmaz. Parlamenter sistemi ister ama parlamentoyu siyasetin merkezine koymaz. Hukuktan bahseder ama hukuku topluma somut bir gelecek vaadi olarak sunamaz.

Oysa Cromwell’i tarihe geçiren şey Henry’ye karşı olması değil; Henry’den bağımsız bir devlet fikri kurabilmesidir.

Tarih Kimi Haklı Çıkardı?

Henry öldüğünde arkasında korkuyla yönetilmiş bir saray ve keyfî bir iktidar mirası bırakır. Cromwell öldüğünde ise ulusal kilise, güçlenen parlamento ve modern devletin çekirdeği kalır.
Tarih kralları sever gibi görünür; ama sistemleri yaşatır.

Bugüne Düşen Not

Bu hikâye bize şunu hatırlatır: Devlet, kişilerin ihtirasıyla da yalnızca muhalefet söylemleriyle de kurulmaz. Devlet, akıl, cesaret ve kurumsal tasarım ister.

İktidar için soru şudur: Gücü mü kalıcı kılmak istiyor, devleti mi?

Muhalefet için ise daha zor bir soru vardır: İktidar değişirse gerçekten başka bir devlet mi kurulacak, yoksa yalnızca başka bir Henry mi gelecektir?

İngiltere bu soruya Cromwell ile cevap verdi. Bedel ödedi ama kazandı.
Türkiye’nin cevabı ise hâlâ yazılmayı bekliyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI