İnsanın iletişim kurma özelliği ile günlük yaşamın her aşamasında ve her ortamda diğer kişileri etkilediği , onlardan etkilendiği ve böylece toplumsal bir varlık olarak kendini gerçekleştirdiği görülmektedir.
İnsanlar başkalarıyla bir arada olabilmek onları anlayabilmek, kendilerini anlatabilmek ve başkalarını etkileyebilmek diğer bir ifade ile toplumsallaşabilmek amacıyla iletişim kurmaktadırlar.
Bir kavramın birden çok disiplinin inceleme alanına girmesi olağan bir durumdur. Daha çok kitleyle iletişim halinde olmak için var olan “dernekçilik” , incelenmesini önerdiğim bir kavram.
Sivil toplumda yer almak isteyen ve sivil toplum kuruluşlarının işleyişi hakkında bilgi almak isteyenlere, tecrübelerini paylaşan yol gösteri bir yazıyla merhaba diyelim.
Oturduğunuz masada kullanılmak istemiyorsanız ve neden oturduğunuzu tam olarak bilmiyorsanız; öncelikle buradan başlayalım: “ Bilinçli olmalısınız “ çünkü bu sizi güçlü kılar. Sadece bilinç yetmez, bilgili de olmak zorundasınız. Çünkü bilgisiz ve bilinçsiz yapılan tüm aktivist eylemlerinin bedeli ağır olur.
Bir derneğe üye olmadan önce sorgulayın, bilinçli üye olmanın yolu sorgulayıcı bakış açısını benimsemekten geçer. Derneğin amacını tam olarak anlayın, neye hizmet ettiğini iyi idrak edin. Her dernek belirli bir amaca hizmet etmek için kurulur. Fakat bu amaçların ne kadarının hayata geçirildiğini iyi anlamak, gözlem yapmak gerek. Tecrübelerime dayanarak söylüyorum çok azı maalesef amacı doğrultusunda yol alıyor. Hiçbir şey olamadım bari başkan olayım dernek başkanları almış başını gidiyor. Bu durum dernekçiliğin esas var olma sebebine de ciddi zarar veriyor.
Sorgulamayı asla ihmal etmeyin. Amaç gerçek anlamda uygulanıyor mu, temsil ettiği alana sadık mı yoksa dernek yöneticilerinin kişisel çıkarlarını mı gözetiyor?! İyi analiz edin. Kaynakların nasıl ve ne için kullanıldığını öğrenin. Mali raporlamayı görmek her üyenin hakkı. Katkı sunduğunuz dernek gerçekten sizin yararınıza mı çalışıyor, emin olun!
Kuru kalabalık mı yoksa üyeler sayıdan mı ibaret? Bunu iyi okuyun. Çünkü kuru kalabalık da, sadece kalabalık olsun diye önüne geleni üye yapıp sayısal üstünlük elde eden yapı asla amacı doğrultusunda hareket etmez. Kişisel çıkarlar doğrultusunda ilerleyenler, kişisel çıkarları dur diyen üyelerin emeğini kullanır ve her türlü fikri eleştiriyi tehdit olarak algılar. Bilinçli ve bilgili olmanın sonucu olarak muhtemelen o dernekle yollarınız ayrılacaktır. Haklı isyanlarınıza kulak tıkayan çıkarları doğrultusunda o masada oturanlar tarafından manipüle edileceksiniz ve kirli bir ortamda durmamayı tercih edeceksiniz. Nerede bir hak savunucusu görsem yalnızdır!
Yine de sorumluluğunuzu unutmayın ve bilinçli yaklaşımı benimsemekten vazgeçmeyin. Çünkü kirli masalarda her zaman birbirinin kuyusunu kazan sahtekarlar bir arada oturur. Gerçeklik, dürüstlük, haklılık her zaman yalnızdır ve er ya da geç adaletsizlik karşısında hak ettiği değerini görür.
O masalarda oturanların pek itibarı olmaz. Küçük masalarda oturanlar, büyük masalarda yer edinebilmek için insan satar, arkadan konuşur, yalan söyler, gerçekleri manipüle eder.
Peki böylesi bir durumda sesinizi yükseltmeniz haklılığınızın önüne geçer mi? Hayır, konuşacak ve basit anlamda duygu ve düşüncelerin karşı tarafa aktarılma sürecini deneyimleyeceksiniz. Sessizlik kaçış olarak algılanır çoğu zaman. Etkili ve doğru ifade asla bir kaçış değildir.
Duygularını ifade etmek samimiyet göstergesidir. Dağınık tepki koymadığınız sürece eyleminiz doğru ve etkili olur. Sizi strese çeken durumdan çıkmayı tercih etmek , sahtelikten uzaklaşmak, huzurunuzu bozanlara erişiminizi engellemek, sınırlarınızı aşandan uzaklaşmak öz saygı belirtisidir.
Bu bir öfkeymiş gibi okunabilir. Açıkçası haklılığınızı bilip susan, birbirinin yüzüne gülümseyip arkadan konuşan kuru kalabalıkların söylemlerini çok önemsememelisiniz.
Bütün ruhunuzda adil olanı yaptığınızda şunu fark edersiniz; derin bir uyanışla karşılaşır, çevrenizi daraltır, insan elersiniz. Bunun sebebi hayat size, sizinle aynı frekansta olan insanlarla bir araya gelme planını gerçekleştirdiğindendir. Çünkü aslında her kopuş bir eksilme değildir, alan açmadır.
Hayatın alma verme dengesini bozmadan yaşamayı ve iletişim ağlarımızı geliştirmeliyiz. Hangi masada oturacağımıza doğru karar vermeliyiz.
Felsefe diyor ki:
“ İnsanlar, genellikle kendi çıkarları doğrultusunda hareket ederler.”
“ Beklentilerinizi yüksek tutmayın “
Gerçeği, herkes görmek istemez.
Bu alt başlıklar derin düşünmeyi hak ediyor, bunu size bırakıyorum.
Sınırlarınızın ihlaline müsaade etmeden , kimseye çok fazla anlam yüklemeden, “ iyi” tanımının bulanıklığını göz ardı etmeden, öfkeyle- ego ile hızlı yargıyla taraf olmadan , huzurlu bir yol yürümek mümkün. Bırakın kim nerede yürümek istiyorsa yürüsün. Siz kendi doğrunuza ihanet etmeyin yeter ki!
Başkalarının yoluna bakan kendi adımlarını kontrol edemez.
“Bu hayatta herkes önce kendinden ve kendi yolunu güzelleştirmekten sorumludur. Sen başkalarının ne yaptığına bakacağına, kendi hayat yoluna çeki düzen ver.” ( Anette Inselberg)
Bir olayın başlangıçtan- sonuca birbirini izleyen değişmelerle gelişmesi, başka bir olaya dönüşmesi durumu süreç olarak tanımlanır. Süreçte dik duran , omurgalı insanlara ithafen yazılmış bir yazıdır.
Sevgilerimle …
