HALKWEBYazarlarGürültü Yok, Risk Büyük: Kıbrıs ve Doğu Akdeniz

Gürültü Yok, Risk Büyük: Kıbrıs ve Doğu Akdeniz

Türkiye’nin adadaki varlığı bir denge unsuru, bunu inkâr etmiyorum. Ama aynı zamanda Kıbrıs’ı, Türkiye’nin dahil olduğu her bölgesel gerilimin gölgesine de sokuyor.

0:00 0:00

Doğu Akdeniz’e baktığımda içim rahat değil.

Kıbrıs’a baktığımda da.

Çünkü olan bitenler yüksek sesle konuşulmuyor ama adım adım ilerliyor.

En tehlikelisi de bu zaten. Gürültü yokken risk büyüyor.
İsrail, ABD ve Yunanistan’ın son yıllarda Doğu Akdeniz’de attığı adımlar tek tek bakıldığında “normal” gibi durabilir. Bir tatbikat, bir savunma anlaşması, bir enerji görüşmesi… Ama hepsi yan yana konduğunda ortaya başka bir tablo çıkıyor.

Kıbrıs, çözüm konuşulan bir yer olmaktan uzaklaşıp, güvenlik planlarının ortasına yerleştiriliyor.
İsrail için mesele sadece gaz değil.
Gazın güvenliği.
O güvenlik de askeri işbirlikleriyle sağlanıyor. Güney Kıbrıs’la yakınlaşma, hava sahası kullanımı, savunma sistemleri, ortak tatbikatlar… Bunlar geçici adımlar değil. Üstelik bu ilişki artık yeni de değil. İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs liderleri 10. kez bir araya geldi.

On toplantı demek; deneme değil, tesadüf değil, sadece diplomatik nezaket de değil. Bu, süreklilik kazanmış bir hat demek. Enerji, savunma ve güvenlik başlıkları her toplantıda biraz daha iç içe geçiyor.
ABD bu düzenin arkasında duruyor.
Yunanistan bu hattın parçası.

Benim asıl kaygım şu: Bu tablo Kıbrıs’ta barışı yaklaştırmıyor. Tam tersine, adayı daha da kilitliyor. Kıbrıs Türkleri bu denklemin dışında kalıyor.

Masada olmayanın güvenliği başkalarının önceliklerine bırakılıyor. Bu da hiçbir zaman güvenli bir durum değildir.

Türkiye’nin adadaki varlığı bir denge unsuru, bunu inkâr etmiyorum. Ama aynı zamanda Kıbrıs’ı, Türkiye’nin dahil olduğu her bölgesel gerilimin gölgesine de sokuyor.

Yani ada bazen kendi sorunları yüzünden değil, başkalarının hesapları yüzünden riskli hale geliyor.
Beni asıl endişelendiren, bu askerileşmenin artık normal karşılanması. Tatbikatlar sıradanlaşıyor, üsler konuşulmuyor, silahlanma “olağan” sayılıyor. Oysa tarih bize defalarca gösterdi: Silahlanma barışı korumaz. Sadece krizi erteler. Ve ertelenen kriz, geldiğinde daha sert gelir.
Kıbrıs gözden düşmüş bir dosya değil.

Aksine, sessizce yeniden şekillendirilen bir dosya.
Ve bu sessizlik bana güven vermiyor. Çünkü en büyük kırılmalar, kimsenin yüksek sesle konuşmadığı dönemlerde yaşanır.
Benim derdim korku yaymak değil. Ama şunu da görmezden gelemem: Eğer Kıbrıs, eşitlik ve çözüm zemininden tamamen koparılıp güvenlik bloklarının adasına dönüşürse, bunun bedelini yine halklar öder. Ve o bedel, hiçbir enerji hattına, hiçbir askeri plana değmez.
İçim bu yüzden rahat değil.

YAZARIN DİĞER YAZILARI