Son günlerde çözüm sürecine ilişkin yapılan değerlendirmelerde özellikle Öcalan ile Demirtaş arasında bir çelişkinin hatta çatışma ve rekabetin olduğu iddiası bazı çevreler tarafından sıklıkla gündeme getiriliyor. ‘Öcalan’ın Demirtaş’ı tasfiye etmek istediği, kendisine rakip gördüğü, politik etki gücünü kırmaya çalışarak denklemin dışında tuttuğu, hatta tehdit ettiği, azarladığı, serbest bırakılmaması için iktidarla anlaştığı’ gibi somut gerçeklikle hiçbir ilişkisi olmayan iddiaların yoğun bir şekilde gündemde tutulmasının bir tesadüf olmadığı açıktır. Bu tür iddiaların belirli bir merkezde yönetildiğini söylemek yanlış olmaz.
Demirtaş, Öcalan’ın alternatifi bir lider midir?
Belki de bilinç altının dışa yansımasının en somutlaşmış hali ‘Öcalan’a karşı Demirtaş’ın ön plana çıkartılması’ algısıdır. Kürt Hareketinin Öcalan hassasiyeti nedeniyle reaksiyoner bir tutum alma eğilimi her zaman gündemde olan bir husustur. Bu hassasiyet kışkırtılmaya çalışılmaktadır.
Demirtaş bir lider mi? Evet. Demirtaş, Türkiye’nin legal siyaset alanında olan, sistem içinde politika yapan bir liderdir. Belirli bir etki alanı olan, politika üreten bir lider olarak kabul görüyor. Bulunduğu konum bakımından bunun çok doğal olduğunu hemen herkesin bildiği ve kabul ettiği bir durum.
Öcalan ise tersine uzun yıllar silahlı mücadele perspektifiyle hareket etmiş, ideolojik-politik-örgütsel bir yapı oluşturan, ideolojik evrimiyle kendi temel teorik tezlerinde önemli değişimlere giden stratejik bir lider olarak görülüyor. Etki alanı Türkiye’nin dışında Kürtlerin bulunduğu bütün coğrafyayı kapsıyor. Türkiye, Suriye, Irak ve İran’da bu etkiyi somut olarak görebiliyoruz. Bu nedenle Öcalan’ın oynadığı veya oynayacağı rol ile Demirtaş’ın sistem içerisinde oynadığı rolü karıştırmak, karşı karşıya getirmek esasen özellikle Öcalan’ın rolünü kavranmamaktır. Öcalan uzun yıllar tecrit altında tutuldu. Bırakalım politik ve toplumsal alanı, ailesinden dahi izole edildi. Bunun temel nedeni Öcalan’ın Ortadoğu coğrafyasında Kürtler üzerindeki etkisidir. Yeni çözüm sürecinde Öcalan’ın rolü bir kez daha çok net olarak görüldü. Öcalan’ın etki alanı ve mutlak rolü hem devlet tarafından hem de küresel güçler tarafından kabul gördü. Öcalan’ın önerisiyle PKK’nin silah bırakması ve kendisini feshi kararı almasının uluslararası alandaki yankısı ve yapılan açıklamalar, Öcalan’ın etki alanı bakımından bir fikir veriyor.
Demirtaş, kendisini nerede konumlandıracağını biliyor
Demirtaş, silahların susmasın, ateşkes çağrısının yapılması, silahlı mücadelenin stratejik olarak bırakılması, PKK’nin feshi ve yeni bir politik paradigma oluşturulması gibi stratejik konularda bir rolü olmayacağını veya böyle bir rol üstlenmeyeceğini gayet iyi biliyor. Bu tür stratejik değişimlerde Öcalan dışında kimsenin inisiyatif alamayacağının bilincindedir.
Demirtaş, Ortadoğu’da Kürtlerin geleceğine dair stratejiler oluşturup harekete geçirmek gibi bir iddiası yoktur. Örneğin Demirtaş, İran’da PJAK gibi bir örgüte ne yapması gerektiğine dair bir talimat vermez/veremez. Ancak Öcalan bunu yapabilir. Demirtaş legal siyasetin lideri olarak kamuoyuna yaptığı açıklamalarda kendisini nerede ve nasıl konumlandıracağını biliyor.
Kürt sorunun demokratik siyaset içerisinde yani parlamentoda çözümünde Dem Parti’nin devam eden sürecinin bir parçası olması veya muhataplarından biri olması, Öcalan gibi stratejik aktörlerin rolünü azaltmaz tersine misyonunu ve rolünü çok daha fazla arttıracaktır. Demirtaş’ın çözüm sürecinde aktif bir rol alması Öcalan’ın rolünü azaltmaz aksine Öcalan’ı çok daha fazla güçlendirir.
Bugün demokratik siyaset içerisinde Kürt sorunun parlamentoda çözümü sistemin iç politik alanına taşındı. MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin çağrısıyla Öcalan 27 Şubat 2025 tarihinde başlattığı süreç Türkiye’nin politik denklemini önemli ölçüde değiştirmeye başladı. Öcalan’ın liderlik ettiği ‘yeni’ süreçte Demirtaş’ın destek sunması, hatta sorumluluk alması çözüm sürecine önemli bir katkı sunar. 27 Şubat 2025’te bu yana devam eden sürece, legal siyasetin politik liderlerinden biri olan Demirtaş’ın her şekilde destek vermesi sürece katkı sunar.
Burada ortaya çıkan durum şu: Öcalan’ın rolüyle Demirtaş’ın rolü çok yanlış bir şekilde karıştırıldığında ortaya böyle bir kriz çıkar. Dahası birileri çok bilinçli olarak Öcalan-Demirtaş çelişkisi’ gibi yapay bir kriz çıkartmaktan ısrar ediyor. Demirtaş, Öcalan’ın yerine rol üstlenmek gibi ne bir iddiası var ne de böyle bir durum aklında geçer. Demirtaş’ın yaptığı açıklamaları okuyan, değerlendiren, yorumlayan herkes bilir ki Demirtaş hiçbir şekilde kendisini Öcalan’ın yerine koymaz.
27 Şubat 2025 tarihinden beri devam eden ‘yeni’ süreçte Demirtaş’ın Öcalan’a karşı konumlandığı, Öcalan’ın rolüne karşı çıktığı gibi gerçekle ilgisi olmayan tamamen bilinçli bir manipülasyona dayanın iddialar esasen Demirtaş’ı harcamaya yönelik hamlelerdir. Devlet, ‘Demirtaş ile görüşüp seni hemen serbest bırakacağız ama Öcalan’ın yerine baş müzakereci ol, süreci sen yürüt’ gibi bir öneri getirse, hiç tereddüt etmeden bu öneriyi reddeder. Demirtaş’ın bakış açısını bilen herkes böyle bir değerlendirmeyi yapar.
Öcalan’ın Demirtaş’ı küçümsediği veya aşağıladığı iddiası
Ruşen Çakır, Levent Gültekin gibi sosyal medyada aktif olanlar, Halk Tv, Sözcü Grubu, Cumhuriyet Gazetesi, iktidar medyasının bir kısmı; Öcalan’ın Demirtaş’ı tasfiye etmek istediğini ve hatta bunun için adımlar attığını, sıklıkla dile getiriyorlar. Burada yaratılmak istenen şu: ‘Makul Demirtaş, Kabul Görmeyen Öcalan.’ Böylelikle ‘Öcalan arka plana çekilmeli, Demirtaş aktör olarak ön plana çıkartılmalıdır.’
Bu çevreler hayal gücünü çok fazla zorlayarak “Öcalan, Demirtaş’ı susturdu” gibi gerçeklikle hiçbir ilgisi olmayan iddiaları ileri süremeye devam ediyorlar. Olmasını istediklerini, olmuş gibi yansıtan bu çevreler somut bir kanıt sunabiliyorlar mı? Hayır. Kafalarında geçen tahminleri gerçekmiş gibi yansıtarak özellikle Kürt toplumunda güvensizlik yaratmak istiyorlar.
Öcalan bir görüşme notunda şöyle diyor: “Bu sorunu ben çözerim. Buna gücüm var. Barzani ile çözmek istiyorsanız deneyebilirsiniz. Selahattin çözebilir mi? Ne kadar yapabilir.” Burada bir küçümseme var mı? Yok. Bir tespit var. Bu tespiti de kendisine göre reel durum üzerinde yapıyor.
Öcalan’ın bazı değerlendirmelerin farklı bölümlerini alıp, yan yana koyarak bir bakıma tahrifat yaparak gerçekmiş gibi sunmak, Öcalan-Demirtaş çelişkisini derinleştirmez. Örneğin Mart 2026 tarihli bir görüşe notu, kamuoyuna servis edildi. Bu görüşme notunda şu var; “Sürece ya katkı sunacak ya da ağzını kapatacak. Kapatmazsa ben kapatacağım. Demirtaş baş müzakereci benim bilmiyor mu? Peki ne oldu? Orijinal olan görüşme notları yayınlandı. Böyle bir değerlendirmenin hiçbir şekilde olmadığı görüldü. Mesele şu; Birileri ısrarla Öcalan’ın Demirtaş’a karşı olduğu, onu tasfiye etmek istediği algısını neden geliştirmek istiyor?
Öcalan’ın eğer Demirtaş tahliye olursa görev almasını istediği biliniyor.
27 Şubat 2025’te sonra başlayan süreçten sonra Öcalan’ın Demirtaş için söyledikleri kamuoyuna yansıdı. Örneğin, 2015 Çözüm sürecine ilişkin değerlendirmeler yaparken; “Selahattin’in ‘seni başkan yaptırmayacağız’ yaklaşımı yanlıştı. Ancak çözüm sürecinin başarısız olması, bununla ilgisi yoktur.’ Bunun için Selahattin’e yüklenmek veya sorumluluğu ona yüklemek doğru olmaz” demiş. Bir başka görüşme notunda ise Demirtaş’ın tahliye edileceğine inanıyor ve Heyete soruyor: ‘Selahattin ve Figen tahliye olduklarında hukuki olarak görev alabilirler mi?’ Heyette ‘hukuki bir engelin olmayacağını’ belirtiyor. Öcalan o halde ‘Selahattin’e selamlarımı iletin, kaldıkları yerde devam etsinler’ diyor. Peki bunu söyleyen Öcalan, nasıl oluyor da ‘Demirtaş’ı etkisiz kılmaya çalışır ya da aşağılar.
Bu çevrelere sormaktan yarar var. Yeni çözüm sürecini aktif olarak destekleyen Demirtaş, görüşlerini ve önerilerini yazılı veya sözlü olarak Öcalan’a iletmiş olabilir mi? Büyük bir olasılıkla bunu yapmıştır. İmralı Heyetinin Öcalan ile Demirtaş arasında ilişkiyi kurma olasılığı var mı? Olmaması garip olur. Diyelim ki Demirtaş tahliye oldu. İlk yapacağı işlerden birinin İmralı’yı ziyaret etme talebi olabilir mi? Bence görüşme talebini hemen iletir.
Öcalan’ın yerine Demirtaş’ı ikame etmeye çalışanların kavrayamadıkları şu: Öcalan’ın liderlik misyonu ile Demirtaş’ın liderlik misyonu birbirinden farklıdır. Her ikisinin oynadığı rol ve yaratacağı politik ve toplumsal etki farklıdır. Ama aynı zamanda birbirini tamamlayacak niteliktedir. Demirtaş legal siyasetin bir aktörü olarak oynayacağı rol ile bölgesel çapta etki yaratabilen Öcalan’ın oynayacağı rolü anlayamayanlar, yaptıkları açıklamalarla Demirtaş’a zarar vermektedirler.
Kobani davasının görüşülmesi ve Demirtaş’ın serbest bırakılması gibi hukuki ve politik çabalar devam ediyor. Demirtaş’ın serbest bırakılmaması, devletin Kürt sorunun çözümü konusunda henüz ikna olmadığını gösterir. Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve Selçuk Mızraklı gibi aktörlerin henüz serbest bırakılmamaları, Ahmet Türk ve Ahmet Özer şahsında zorla gasp edilen Belediye Başkanlıkları görevlerinin iade edilmemiş olması yani kayyum kararının ısrarla devam ettirilmesi, çözüm sürecinde devletin çözüm stratejisinde henüz beklenilen iradenin olmadığını gösteriyor. Bu nedenle ‘Öcalan, Demirtaş’ın tahliyesini engelliyor’ gibi hiçbir dayanağı olmayan iddiaları ileri sürmek esasen devletin Kürt sorunun çözümündeki rolünü gizlemeye yönelik bir çabadır.
Bu nedenle Makul ve kabul edilebilir Demirtaş, tersine kabul göremeyen, şeytanlaştırılmış Öcalan’ algısını oluşturmaya çalışmak, psikolojik savaş merkezinin bir faaliyetidir. Yapılan bu tür açıklamaların ve değerlendirmelerin amacı: Demirtaş üzerinden Öcalan’a saldırmaktır ve Öcalan’ın oynayacağı rolü zayıflatmaktır. Tersine Demirtaş’ın da oynayabileceği rolünü etkisizleştirmektir. Ayrıca Demirtaş, bu tür girişimlerin bir ‘tuzak’ olduğunu bilecek kadar zeki ve ön görülü bir politik liderdir.
Dr. Mustafa Peköz

