Bilinçaltı Refleksi
Türkiye’de seçim kazanmanın sırrı, sandıkta değil, seçmenin zihninde gizlidir.
Ve o zihinde sorulan ilk soru şudur:
“Kime oy veririm?” değil, “Kime asla oy vermem?”
Bu refleks, Türkiye siyasetinin en güçlü belirleyicisidir.
Negatif Oy Gerçeği
Türkiye’de seçmenin büyük bölümü tercihini sevgiyle değil, tepkiyle yapar.
Bir adaya oy verirken “Bunu çok seviyorum” dediği için değil,
“Ötekine asla vermem” dediği için sandığa gider.
Bir dönem Recep Tayyip Erdoğan karşıtlığı, muhalefetin ana motivasyonu oldu.
Bir başka dönemde ise iktidar tarafında Kemal Kılıçdaroğlu aleyhine yaratılan manipülasyon, parti içi kargaşa ve ayak oyunlarının yardımıyla da iktidarın en büyük avantajına dönüştü.
Sandıkta verilen oyların önemli bir kısmı, aslında “destek” değil, “engelleme” oyudur.
En Az İtici Olan Kazanır
Türkiye’de bugüne kadar işleyen temel formül şudur:
En çok sevilen değil, en az itici olan kazanır.
Seçmen için ideal aday:
- Kavga üretmez
- Kriz doğurmaz
- Belirsizlik yaratmaz
- Korku vermez
Bu özelliklere sahip olan, karizmatik olmasa bile seçimi kazanabilir. Bu konuda en başarılı lider şüphesiz ki Sayın Kılıçdaroğlu. Zira kolay bir şey değil tabuların çok kuvvetli olduğu sağ kesimden sol adayın oy alması. Hem de kökten solcu bir kişi bu denli oy alıyorsa sağdan tabiri caizse eli öpülmeli. Bunu sıradan vaka olarak girmesin kimse.
Mansur Yavaş veya Ekrem İmamoğlunun oylarindan daha farklı bu dirim.Cumku bu iki kişinin kökeni sağ, oy alması doğal sağdan. Ama Sayın Kılıçdaroğlu’nun başarısı bu bağlamda cidden takdire şayan ve nitekim CHP tarihinde bir zirve.
“Oy Vermeme” Kültürü
Toplumda yaygın olan siyasi dil şudur: “Bunlara oy vermem.”
“Şuna asla oy yok.”
“Hepsi kötü ama bu daha kötü.”
Bu, umut dili değil; kaçınma dilidir.
Seçmen çoğu zaman:
Daha iyiye gitmek için değil, daha kötüye düşmemek için oy verir.
Güven Veren İstisnalar
Bazı dönemlerde bu negatif bariyeri aşabilen isimler çıkmıştır.
Örneğin bir dönemde Ekrem İmamoğlu, bu algıyı kısmen kırabilmiştir.
Mansur Yavaş’ın 2024 ezici yerel seçim zaferi buna örnektir.
Çünkü:
Tehdit algısı üretmemişler, sert kutuplaşma dili kullanmamışlar,
Toplumun geniş kesimlerini ürkütmemiştler…
Türkiye’de siyaseten kazanmak için önce “korkutmamak” gerekir.
Muhalefetin Kronik Açmazı
Muhalefet genelde eleştiri üretir, ama güven üretemez.
Toplumda şu algı yerleştiği anda seçim kaybedilir:
“Bunlar gelirse ülke karışır.”
Bu algıyı kıramayan hiçbir yapı iktidar olamaz.
İktidarın Sessiz Stratejisi
İktidarların çoğu zaman izlediği yol şudur:
Rakibi risk gibi göster!
Kendi hatalarını arka plana it
“Benden sonrası belirsizlik” mesajı ver
Bu strateji, ekonomik kriz dönemlerinde bile işe yarayabilir.
Çünkü seçmen için en büyük korku: belirsizliktir.
Asıl Sır
Türkiye’de iktidar olmak isteyen bir hareket için yol haritası nettir:
Önce “oy verilmez” listesinden çıkacaksın
Sonra güven vereceksin
En son umut sunacaksın
Çoğu parti daha ilk aşamada takılır.
Sonuç: Sandık Değil, Zihin Kazanır
Türkiye’de seçimler sandıkta kazanılır gibi görünür.
Gerçekte ise zihinlerde kazanılır.
Ve o zihnin ilk filtresi şudur: “Bu bana zarar verir mi?”
Bu soruya “Hayır” cevabını verebilen, iktidar yolunu açar.
