Son günlerde Ortadoğu’da İran, İsrail ve ABD arasında artan gerilim üzerinden Türkiye’deki Alevi yurttaşlar hakkında yanlış algılar oluşturulmaya çalışıldığını görüyoruz. Bu durum, toplumsal barış açısından dikkatle ele alınması gereken bir konudur.
Türkiye’nin Mezhepsel Yapısı
Türkiye, mezhepsel çeşitlilik açısından karmaşık bir toplumsal yapıya sahiptir. Ülke nüfusunun büyük çoğunluğunu Sünni Müslümanlar oluştururken, Aleviler, Caferiler ve diğer azınlık gruplar da bulunmaktadır. Aleviler tarihsel olarak laik ve eşitlikçi bir kimlik benimsemiş olup, mezhep siyasetine doğrudan taraf olmazlar.
Ancak siyasi provokasyon ve dezenformasyon yoluyla toplumda gerilim yaratmak mümkündür.
Anadolu Aleviliği ve İran Şii Devleti Arasındaki Fark
Anadolu Aleviliği, yüzyıllardır bu topraklarda gelişmiş; insanı, vicdanı, eşitliği ve toplumsal barışı merkeze alan bir inanç ve kültür geleneğidir.
Buna karşın İran’da 1979’daki Iranian Revolution sonrasında ortaya çıkan siyasal sistem, din adamlarının devlet yönetimindeki belirleyici rolüne dayanır.
Türkiye’deki Aleviler, İran devlet politikalarının doğal bir uzantısı değildir.
Türkiye’de Eylemler ve Yanlış Algılar
Bugün bazı şehirlerde yapılan protesto ve açıklamalar çoğu zaman yanlış yorumlanmaktadır.
Bu eylemlerin arka planında genellikle şu nedenler bulunmaktadır:
Savaş karşıtlığı: Ortadoğu’da yeni bir büyük savaşın ortaya çıkmaması için barış ve diplomasi çağrıları yapılmaktadır.
Mezhep çatışması endişesi: Bölgedeki gerilimlerin mezhep temelli çatışmaları büyütmesinin yeni insani trajedilere yol açabileceği kaygısı dile getirilmektedir.
Anti-emperyalist yaklaşım: Bazı demokratik ve sol çevreler, dış askeri müdahalelerin bölgeyi daha büyük krizlere sürüklediğini savunarak buna tepki göstermektedir.
Sosyal medyada yanlış algı: Farklı toplumsal kesimlerin katıldığı bu protestoların tamamını “İran’a destek” olarak göstermek gerçeği yansıtmamaktadır.
İran-İsrail Savaşının Türkiye’ye Olası Yansımaları
Sosyal medya ve dezenformasyon: Bazı çevreler, “Aleviler İran’ı destekliyor” veya “Sünniler İsrail’i destekliyor” gibi yanlış algılar yayabilir. Bu tür manipülasyonlar toplumsal kutuplaşmayı tetikleyebilir.
Provokatif eylemler: Küçük grupların düzenlediği sokak eylemleri toplumsal gerilimi artırabilir. Özellikle büyük şehirlerde ve üniversite çevrelerinde dezenformasyon çok hızlı yayılır.
Dış bağlantılı aktörler: Bazı ülkeler veya gruplar, Türkiye’deki toplumsal dengeleri mezhep üzerinden zayıflatmak için propaganda yapabilir. Bu risk, özellikle sınır bölgeleri ve azınlık nüfusun yoğun olduğu şehirlerde daha yüksektir.
Akademik ve güvenlik raporları, Türkiye’deki Alevi ve Sünni toplulukların genel olarak barış ve toplumsal birliği talep ettiğini ortaya koyuyor.
Uzmanlar, büyük çaplı mezhep çatışması riskinin doğal olarak düşük olduğunu, ancak provokasyon ve yanlış bilgi yoluyla tetiklenebileceğini vurguluyorlar.
Bu bağlamda şu anki bulunduğunuz kritik süreçte özellikle toplumsal barışı korumak için bazı önleyici tedbirler almakta fayda var.
Alevi kurumları;
- Gerçek bilgiye dayalı açıklamalar yapmak barış mesajları verilmeli.
- Sosyal medyada yayılan dezenformasyonu takip edip düzeltilmeli.
- Toplumun farklı kesimlerine eşit ve tarafsız mesajlar ulaştırmalı.
- Provokasyonlara karşı dikkatli ve sorumlu bir dil kullanmalı.
İran-İsrail savaşı doğrudan Türkiye’de mezhep gerilimi yaratmaz. Risk yalnızca yanlış algılar, provokasyonlar ve sosyal medya manipülasyonu ile oluşabilir. Türkiye’deki Aleviler ve Sünni çoğunluk genel olarak barış ve birliği koruma eğilimindedir.
Türkiye’deki Alevi toplumu, kimliklerini herhangi bir dış ülkenin politikası üzerinden değil, Anadolu’nun ortak kültürü, birlikte yaşama iradesi ve Cumhuriyet değerleri üzerinden şekillendirir. Bu nedenle Alevileri dış politika çatışmalarının tarafı gibi göstermek yerine birlik, sağduyu ve toplumsal barışı güçlendiren bir yaklaşım benimsemek herkes için en doğru yoldur.
İdil Özkan

