Bitmeyen dram, Doğu-Batı Çatışması! Ârife tarif gerekmez… Aynaların kör noktası çoğu kez, hakikat merkezi… Bakmak ve görmek arasında ince ve derin nüans! Duyu sahiplerinin duyarsızlığı, aynaların bozukluğundan değil bakanın duruş açısı ve bitmeyen acısı… Yıl yılın ardında yorulur, gün akrep ve yelkovana saat sorar! Kendini boş yere yorar! Akla zarar… Çok bilen virgüller, umursamadığı kör noktalara gebe! İstenmeyen çocuğun babası kim? Esas oğlan özne kim? Ona gelelim şimdi ilm-i siyasette ya da film-i siyasette!
Mitolojik hikâyeleri masal gibi okuyup geçenler, mitolojinin felsefî derinliğini göz ardı ediyor! Değer yargılarının temelinde mitoloji çok belirleyici ve halen de devam ediyor bu durum fakat “Kuş gördüğü yuvayı yapar!” misali insanlar, alışılagelmişin dışına çıkmamayı marifet addederek sürü psikolojisiyle hareket ediyor ve sanıyor ki sürüden ayrılırsa kurt kalacak!
Halbuki sürüyü kurt kaparsa kendi ne yapacak! Sürüden ayrılmamanın bu raddede kazanımı nedir kuzuya? Koç ile kurt anlaşmış ise hele, durum daha da vahim!
İnsansı tanrılar ve tanrıçalar… Zeus, Hera, Afrodit, Ares vs.! Baş Tanrı Zeus, şimşek yaratır yani görsel karizma müthiş ve enerjinin kontrolü onda. Hem bilge hem pervasız ve de hovarda. O denli çapkın ki kuluna da sarkıyor. Oğlu Herkül’ün annesi insan! Algı öyle bir işlemiş ki Zeus’un kuluna ilişmesi yadırganmamış! Halbuki Doğu mitolojisinde kabul edilemez bir durum bu!
Zeus’un Olimpos’ta tanrı-tanrıça demeden herkese sarkması (onun soyundan geldiği için bir çoğu kızı ve torunu!) normal karşılanırken, Mısır Firavunlarının aile içi evlilikleri tukaka (!) her nasılsa! Hâlbuki, Doğu mantığına göre tanrının kuluna sarkması düşünülemez ve bu yüzden tanrılar ancak kendileri gibi olanlar ile yani tanrıçalar ile evlenebilir! Böylece en azından Mısır sarayında insan olan cariyeler ve hür bayanlar hiç olmazsa emniyet içinde! Çünkü onlara sarkacak ilişecek tanrıları yok!
Batı kültüründe tanrının insanla hemhal olmasına karşın, doğu kültüründe mesafenin mevcudiyeti ciddi bir farklılık ve bu fark iki karşıt mekanizmayı zorunlu kılıyor ve anlaşmak imkansız, savaşlar kaçınılmaz bu yüzden… Japon imparatoru, perde ardından konuşur ve o seslenirken kimse kafasını kaldırmaz, görmemelidir onu, tanrı görülmez çünkü! Ama Batıda Tanrı kuluyla halvette, içiçe ve mesafe yok… Bu da bir bakıma ayrı ve kendince artı özellik!
Tanrıların insansı karakteri sonrasında gelişen diğer bir durum da insanın tanrılaşma evrimi! Batı mitolojisi buna koşulsuz biçimde destek veriyor fakat Doğu mitolojisinde mesafe korunuyor sürekli! Yani ağzınla kuş tutsan tanrılaşamazsın.
Batı kültürüyle etkileşim Dogu mitolojisinde evrime yol açıyor mecburen! Mesafeli davranış gevşeme eğiliminde ve bir yol bulunur bu konuda, tanrı bazı kullarına özel işaret verir ve o kul artık tanrısal bir sürece evrilir ama yine insandır ama tanrısal karizmaya da sahiptir.
Tanrıdan ışık (kut) alan Oğuz’un soyundan gelmek ayrıcalık ve önemli bir artı Türk kültüründe mesela!
Anadolu mitolojisi de bu süreçte kendince gelişir! Bu iki kültürün arasında o da farklı bir pozisyon geliştirir. Siyasetin dinle ilişkisinin bariz tezahürü diyebileceğimiz bir uygulama “Bin Tanrılı Krallık” Hitit İmparatorluğu! Zapt ettiği yerlerin dini motiflerini ve inancını sisteme dahil ederek adeta “ Seni de aldım Tanrını da!” mantığı! Tanrıların siyasi hegemonya malzemesi olduğuna şahit oluyoruz burada!
İlginç olan şurası, Batı tanrıları kulları ile bu denli içiçe iken hiçbiri doğrudan hükümdar değil! Doğu tanrıları ise bizzat hükümdar (Mısır, Japonya) ya da bir işaret vererek mesafeli ama kopuk olmayacak şekilde yarı tanrı yarı insan hükümdar (Orta Asya, tanrıkut, kağan ) konumunda…
Anadolu kültüründe ise Hititler, tamamen siyasetin içine hapsetmis Tanrıyı ve tanrı adeta siyasi güce tabi mekanizma olmuş.
Özetle, günümüzdeki algı aparatlarının başarısı ya da başarısızlığında bu durumlar etkili dostlar! Bilerek ya da bilmeyerek buna riayet eden algı sürecinde başarılı oluyor.
Bu algı yanılsaması, seçim sonuçlarının doğru değerlendirilmesi önünde en büyük engel! Bugün ABD, bir bölgede hareket yaparken bu katmanları değerlendiriyor ve konuyla ilgili uzmanları görevlendiriyor. Yani mevzu, “Delta Force geldi aldı götürdü, silah gücü, teknoloji vb.” somut veri değil süreçlerin başarısı! Adamlar her açıdan konuyu ele alıyor ve sığ analizlere takılmıyor…
Ülke geneli siyaset için de geçerli bu durum! Çok bilenlerin çok yanıldığı ve istikrarlı biçimde yanılmaya devam ettiği, çevresini de yanıltmaya davet ettiği bir Ana Muhalefet ile karşı karşıya kamuoyu!
Sosyal yardımlar ile oy satın alındığı yanılgısı (iki paket makarnaya teslim metaforu!) almış yürümüş bu kesimi… Halbuki normal mantıktan aç olan zümrenin sola oy vermesi gerekir, nitekim Rus Romanov Hanedanını deviren , işsiz ve aç olan avam denilen zümre olmadı mı? Hatta bu durum, Lenin’in kurduğu devlete orak ve çekiç olarak amblem olmadı mı?
Şimdi ülkemizde sade çiftçi ve işçiler oy kullansa ve CB bunların oyu ile seçilse kim alır seçimi? CHP adayının alma şansı yok arkadaşım! Çünkü, o kesimin ruh dünyasını anlayan yapı yok CHP’de…
Bu konuda en büyük başarıyı yakalayan Kemal Kılıçdaroğlu ve 48 puan aldı dahi az farkla kaybetti fakat leş kargaları sabırsız! İstiyorlar ki hemen yiyelim! Pişmesini beklemeden öldürerek leşe kondular…
Sosyal katmanlarda oy geçişleri senin istediğin gibi hemen olmaz arkadaş! Sağdan oy almayı bilmek sanat, sağ kesimin ayrı bir ruh dünyası var.Kadıköy kulüplerinde boğaz manzaralı viski eşliğinde ya da rakı balık âleminde bu oylar alınamaz.
Yer sofrasına oturmayanların, oturamayanların oy alması mümkün değil! Kılıçdaroğlu’nun başarısı burada işte!
Ege ruhunda Drahoma kültürü barizdir, ama Ege haricinde yoktur bu! Bunu hesap etmeden yapacağın her hamle boşa gider! Konuyu makarnaya bağlayarak beceriksizliğinize kılıf derleyip durdunuz. Herşeyi maddeden ibaret sananlar, şoka girecek mecburen! En sonunda teselliyi içki şişelerinde arayıp mutlu olurken “kendileri bilir!” diyerek savunma mekanizmasina sığınacaklar!
Monşer! Elbette kendileri bilir! En azından senin ne olduğunu biliyor! Seni bildikten sonra gerisini bilmese de olur…
Ârife tarif gerekmez!
