HALKWEBYazarlarSuriye'de kalıcı bir çözümün yolu: Derede boğulmamak için at değiştirmek

Suriye’de kalıcı bir çözümün yolu: Derede boğulmamak için at değiştirmek

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın son açıklaması, bir parça da olsa 'Kurtlar Vadisi'ndeki racon kesmelerden farklı gibi, umarım ki bir strateji değişikliğinin ilk adımıdır.

Dış politikada ideolojik hayalleri gerçekmiş gibi sunmak, bu hayalleri pazarlayıp iç siyasete alet etmeye kalkmak, genelde sonu hüsranla biten sonuçlar doğurur. Siyasal islamcılar ve sözde milliyetçilerin koalisyonundan oluşan Cumhur İttifakı, daha önceki AK Parti hükûmetlerinin bu yanlışını tekrarlamakta hiçbir mahsur görmüyor. Sonuç, bir kez daha hesapların şaşması ve hamasetle sorunu perdelemeye çalışmak!

Suriye’de iç savaşı kışkırtan ABD, Birleşik Krallık, İsrail, Avrupa Birliği (AB) ve Körfez ülkeleriyle işbirliği yapan AK Parti, bugün Suriye’de istikrarsızlıktaki sorumlulardan biri. Yine Beşar Esad’ın devrilmesi sürecinde el Kaide artıklarına destek veren, sözde ‘master mind’ görevi üstlendiğini iddia eden siyasal islamcıların yanlış ata oynamasının bedelini bir kez daha hem Suriyeliler, hem bölge halkları hem de Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları ödeyecek gibi görünüyor. ‘Kurtlar Vadisi’ zekasızlığıyla ve taktikleriyle bu coğrafyada ‘master mind’lık işte böyle oluyor!

Yere göğe koyamadıkları ‘Osmanlıcı’ Tom Barrack

Son birkaç gün içinde yaşananlara şöyle bir göz atalım. Şu kesin, bir kez daha hatalar silsilesine imza atılmış görünüyor. Hem hükûmet, hem dışişleri, hem hiçbir öngörüleri doğru çıkmayan besleme düşünce kuruluşları hem de istihbarat birimleri için geçerli bu durum!..

Hepsini ayrı ayrı belirtmemin sebebi, hiçbirinin görevlerini hakkıyla yerine getirmemesi…

Önce şu Arap kökenli ABD Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile başlayalım. Böyle bir insana, yani köklerine ihanet etmeye amade bir ‘müstemleke valisi’ne güvenmek, hele hele onu allayıp pullamak, ancak siyasal islamcıların cehaleti, önyargıları ve vizyonsuzluğuyla mümkündü. Hiç şaşırtmadılar, böyle yaptılar!

Suriye’ye ve aslında Türkiye’ye Osmanlı sistemini öneren birine ayılıp bayıldılar! Bir dediği bir dediğini tutmayan ve bölgedeki etnik ve dinî unsurları birbirine kırdırarak çözümsüzlüğü çözüm diye dayatan batılı emperyalistlerin kuyruğuna takıldılar.

‘Federasyon değil de yakın bir şey’ sahada adım adım gidilen şey değil mi?

Ta ki birkaç gün öncesine kadar… Ne oldu da uyandılar? Barrack’ın gazetecilerle yaptığı bir sohbette ağzından çıkmış olan bir cümleyi duyunca… Ne demiş? Suriye’nin mevcut merkezî devlet yapısının sürdürülebilir olmadığını belirterek, “Bir federasyon değil ama ona yakın bir şey; herkesin kendi bütünlüğünü, kendi kültürünü ve dilini koruyabileceği, islamcılığın tehdit oluşturmadığı bir düzen. Daha makûl bir yol bulmamız gerektiğini herkes söylüyor” demiş. Peki ne zaman demiş? Bir ay önce!..

O kadar besleme düşünce kuruluşu, o kadar ekranlarda ahkam kesen uyduruk ‘stratejist’, büyükelçiler ve büyükelçilik personeli, istihbarat birimleri ne işe yarar? Üstelik açık kaynak olan bu bilgiyi bir ay sonra mı duydu yetkililer ya da bir aydır Barrack’ın ne demek istediğini mi anlamaya çalıştılar da, bir anda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Türkiyemiz aynı zamanda sınırlarımız ötesindeki kardeşlerimizin başı dara düştüğünde sığınacağı en güvenli limandır. Bunu Irak’ta, 14 yıl boyunca komşumuz Suriye’de gördük. Bunu daha önce Balkanlar’dan Kafkasya’ya gönül coğrafyamızın birçok köşesinde gördük. Yarın da zulme uğrayanların, baskı görenleri, ölümle burun buruna gelenlerin eman yurdu yine Türkiye ve Türk milleti olacaktır. Dolayısıyla Suriye’deki tüm kardeş halklar gibi Kürtlerin de güvenliğinin, huzurunun, esenliğinin teminatı Türkiye’dir. Yönünü Ankara’ya ve Şam’a dönenler kazanacak. Kardeşlik ve komşuluk hukukunu gözetenler kazanacak. Kıblesini şaşırıp kendilerine yeni yabancı patronlar arayanlar ise eninde sonunda kaybedecek. Şunu da biliyoruz ki ‘kılıç kınından çıkarsa kaleme ve kelama yer kalmaz’. Tekrar ediyorum biz tüm bölgemizde kalıcı barışın tesisinden yanayız” açıklamasını yapma gereği hissetti.

Yoksa ASELSAN’ın ‘Çelik Kubbe’ lansmanına denk getirerek daha ‘caydırıcı’ bir uyarı mı yapılmak istendi?

Ne dediğini bilmeyen ekran dalkavukları

İki günden bu yana şu ekranın cahil komedyenleri artık Barrack’a giydiriyor! Hemen ardından da yalan yanlış verilerle bölgeye ilişkin değerlendirmelerini sıralıyor. Bunlar böyle atıp tutarken, çarşamba günü Suriye’de Aleviler bir örgütlenmeye gittiğini açıkladı.

Alevi toplumunu temsil eden bir grup siyasetçi, ‘Orta ve Batı Suriye Siyasi Konseyi’nin kuruluşunu ilan etti. Konsey, ‘en uygun çözüm federal sistem’ çağrısı yaptı. Konseyin sözcülüğünü üstlenen gazeteci Kenan Weqaf, konseyin kapsadığı coğrafyayı Lazkiye, Tartus, Humus vilayetleriyle Hama ve Ghab Ovasının bazı bölgeleri olarak tarif etmiş. Şimdi bu siyasal islamcılar küplere binecek ve bu konseyi ‘Esad uzantıları’ diye suçlayacak!

‘İsrail’in maşası’ ve ‘ABD kuklası’ yaftaları yapıştıracaklar bu konseye… Biri de “Hata yaptık, destek verdiğimiz Hey’etu Tahrirî’ş-Şâm (HTŞ) ve diğer tekfirci selefîler sahildeki Avlevileri katlediyor. Buna engel olmalıyız” demedi, tersine katledilenleri suçladı. Hali hazırda tek bir hamisi olmayan Aleviler ne yapabilirdi ki bundan başka! Canlarını ve mallarını korumalarının tek yolu olarak federal sistem istemeyip de katilamcıların elindeki bir devlete mi tâbi olacaklardı?

Dürzilerin adı konmamış bir federasyonu var

Dürzîler zaten Alevilerin yaptığı hatayı yapmayıp Geçici Şam Yönetimi’ne silahlarını teslim etmemişlerdi. Zaten arkalarında İsrail vardı ve Şam’ın dağınık ordusunun saldırılarını da bir şekilde bertaraf edebiliyorlar. Ayrıca milis güçleri ve bir de askeri konseyleri var. Hiçbir şekilde HTŞ ve bağlaşıklarına güvenmiyorlar. İsrail’e bel bağlamış durumdalar ve aslına bakarsanız, adı konmamış bir federal devlete doğru yürüyorlar.

Suveyda, Derâ ve Kuneytra öyle böyle onların egemenliğinde. Gerçek şu ki; Golan Tepeleri’nden Şam kırsalına kadar olan bölge neredeyse İsrail askerlerinin kontrolünde…

İstedikleri gibi operasyon yapıyorlar. Geçici hükûmetin çete benzeri örgütlenmiş silahlı güçlerinin bu bölgede kalıcı bir hâkimiyet kurması neredeyse imkânsız.

Türkmenler ve Hıristiyanlar için nasıl bir gelecek var?

Suriye’de hiç azımsanmayacak iki önemli grup daha var. Biri Hıristiyanlar diğeri ise Türkmenler… Hıristiyanların da Aleviler gibi bir oluşuma gitmeleri ve benzer talepleri gündeme getireceği neredeyse kesin gibi…

Alevilere göre daha da şanslılar, çünkü dinsel sebeplerle batılı ülkelerden destek bulacaklardır. Bir formül olarak da Alevi ve Hıristiyanların tek bir özerk bölgede yaşaması formülü gündeme gelebilir. Belki Dürziler de bu ikiliye eklenir. Böylece daha ağırlıklı bir temsil ve olası saldırılara karşı birleşik bir güç sağlayabilirler.

Türkmenlere gelince… Onların da farklı bir özerkliği bugünden talep etmesi gerek, zira Sünni Arap ya da Kürt bölgelerinde asimile olmaları işten bile değil! Ankara’nın bu meseleye de kafa patlatması lazım.

7 Ekim 2023’te başlayan bir komplodan bugüne

İşlerin bu noktaya gelmesinin en büyük sorumlusu Genişletilmiş Ortadoğu Projesinin (GOP) tasarlayıcıları ve taşeronları… Yani ABD, Birleşik Krallık, İsrail ve AB ile onların taşeronu Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar ve AK Parti hükûmetleri…

Suriye’de yabancı çeteleri destekleyen ve iç savaşa giden yolun taşını döşeyenler bunlar. O zaman da vesayet savaşında tekfirci selefîler ve İhvancıları destekleyen bu ittifak 12 yıl süren bir savaşın fitilini ateşlemişti. Eğer ki ABD ve İsrail’in Hizbullah ve İran’a yönelik geniş çaplı operasyonu olmasaydı, bugün belki de Esad yönetimi hâlâ iktidarda olacaktı. Ve belki de alelacele el Nusra, yani el Kaide artıklarından oluşan HTŞ bugün geçici hükûmetin başında olacağını rüyasında bile göremeyecekti.

Bu yolu İsrail ve ABD’ye açan da İhvancı Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’e yönelik o operasyonu olmamış mıydı? O İhvan ki, onu koruyup kollayan Esad yönetimine iç savaşta ihanet eden Hamas değil miydi?

Bu hiç beklenmedik gelişmeler, bırakın Suriye’de birliği sağlamayı, düzenli bir ordusu bile olmayan Colani liderliğindeki bu taşeronlara yine bu ittifakın desteğiyle Şam’ı ele geçirmenin yolunu açtı. Tam anlamıyla ‘acele işe şeytan karıştı’!

Şam’a ılımlı bir lider bulmadan kalıcı bir çözüm mümkün değil

HTŞ egemenliğinde Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumak asla mümkün değil. Başka bir formül geliştirmek gerekiyor bu kesin. Burada kilit ülkelerden biri Türkiye…

Colani’nin yerine Suriye’nin büyük çoğunluğunu oluşturan Arapları temsil edecek mutedil bir lider bulmak ya da yaratmak gerekiyor. HTŞ’yi terbiye etmek için de bu ittifakın anlaşıp kafasına vura vura hizaya getirmesi şart. Kaldı ki, Colani güvenilir bir taşeron da değil. Yarın Tel Aviv ile anlaşıp Ankara’ya yüz çevirebilir, ikili oynamayı zaten çok seviyor ve hâlâ ölmediyse bunun tek sebebi dansöz gibi kıvırtıyor olması!

Türkiye’deki iktidarın ne yapıp edip bu hatadan dönmesi ve Suriye’deki tüm etnik ve dinî gruplara, en azından herhangi bir katliama uğramayacaklarının güvencesini veren yeni bir siyasi figür önermesi gerekiyor.

Eğer ki bu HTŞ ısrarı sürdürülürse, işe o zaman Suriye yeni bir iç savaşa sürüklenecek ve bu işten kârlı çıkan tek ülke İsrail olacak. En az dört parçaya bölünmüş bir Suriye’de kanın akmaması mümkün değil. Bu ne Türkiye’nin, ne Kürtlerin ne de Suriye’deki diğer etnik ve dinî grupların geleceği için bir fayda sağlar. Bugün federasyona ya da kültürel ve idarî özerkliklere karşı çıkarken, bir bakmışsınız hemen güneyimizde de facto devletçikler birbiriyle savaşa tutuşmuş!

Racon kesmekle işler hallolmuyor

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın son açıklaması, bir parça da olsa ‘Kurtlar Vadisi’ndeki racon kesmelerden farklı gibi, umarım ki bir strateji değişikliğinin ilk adımıdır. “YPG’nin Şam ile bir uzlaşma içerisinde olması, yeni Suriye’yi herkesin beraber kurması, burada tek bir silahlı gücün olması; ama aynı zamanda grupların kendi kimliklerini ve dillerini muhafaza edecek tedbirlerin alınması ve yönetimde eşit şekilde temsil edilmesi fevkalade önemli. Bizim savunduğumuz budur” demiş.

Evet emperyalist güçler ve siyonistler hariç herkes için doğrusu bu. Tek mesele var, o da Şam’daki geçici hükûmet yerine bir parça da olsa güven verecek bir geçici hükûmet bulmak! Eğer ki ‘YPG’den başka Kürtleri temsil eden grup yok mu?” sorusuna cevap arıyorsa Ankara, cevap ENKS’den gelsin…

Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) Sözcüsü Feysel Yusuf, yeni Suriye yönetimiyle müzakereye hazır olduklarını belirterek, “Ademi merkeziyetçi bir sistemde Kobani, Efrin ve Cezire’nin birlikte yönetilmesini istiyoruz” demiş.

Yani öyle Suriye’nin toprak bütünlüğünden falan söz etmemiş. Eğer ki Ankara, kalkıp da muhatap olarak İhvancı ya da benzeri siyasal islamcı Kürt hareketleri muhatap almayı hesaplıyorsa, bunun Suriye’de hiç bir karşılığı yok. Barzani uzantısı siyasi gruplar ya da üç-beş Kürt aşiretiyle de bu iş olmaz.

Zira ne Kürtler, ne Dürzîler, ne Aleviler, ne Hıristiyanlar ne de tekfirci selefîlerden nefret eden seküler Sünnî Araplar bu kravatlı terörist ve çetesi Şam’a çökmüşken, can ve mal güvenliği sebebiyle farklı çözümler peşinde koşar ve kendine batılı ülkelerden bir müttefik arar. Öyle “Başka yere değil Ankara’ya bakın” demekle olmuyor bu işler…

Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) Sözcüsü Feysel Yusuf, yeni Suriye yönetimiyle müzakereye hazır olduklarını belirterek, “Ademi merkeziyetçi bir sistemde Kobani, Efrin ve Cezire’nin birlikte yönetilmesini istiyoruz” dedi. Yusuf, DSG meselesinin askeri, Kürt meselesinin ise siyasi bir çözüm gerektirdiğini vurguladı.

Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) Sözcüsü Feysel Yusuf, Kamışlo’dan Rûdaw TV bültenine katılarak Rojava’nın geleceği ve Şam ile yürütülecek müzakerelere ilişkin açıklamalarda bulundu.

Yusuf, çözüm için taleplerinin net olduğunu ve ortak bir Kürt heyetiyle masaya oturmaya hazır olduklarını bildirdi.

Suriye’de geçici yönetimin lideri Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ve SDG komutanı Mazlum Abdi, sekiz maddelik anlaşmayı 10 Mart’ta imzaladı.

Anlaşma, Suriye’deki tüm etnik ve dini azınlıkların haklarını güvence altına alıyor, SDG kontrolündeki bölge ve altyapıların Şam’a bağlanmasını ve SDG’nin Suriye Ordusu’na entegre edilmesini öngörüyor.

Şam yönetimi ve SDG’nin her maddenin uygulanması için ayrı komiteler kurması ve bunların yıl sonuna kadar hayata geçirilmesi planlanıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI