HALKWEBYazarlarÖlümün Kıyısında Selfie Telaşı: Acı mı Çekiyoruz, İçerik mi Üretiyoruz?

Ölümün Kıyısında Selfie Telaşı: Acı mı Çekiyoruz, İçerik mi Üretiyoruz?

Biraz edep, biraz haya ve çokça sessizlik... İhtiyacımız olan tek şey bu.

0:00 0:00

Bazı anlar vardır ki kelimeler kifayetsiz kalır, sadece susulur. Ölüm, bu anların en başında gelir.

İnsanlar sevdiklerini kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşarken, bu acının orta yerinde, cami avlusunda şahit olduğumuz o manzaralar, kaybın kendisi kadar ağır ve “mide bulandırıcı” bir gerçeği daha hatırlattı: Dijital teşhirciliğin pençesinde can çekişen insaniyetimiz.

Bir süredir bu konuyla ilgili bir iki kelam etmek istiyordum. Son dönemde gördüklerim de gerçekten insanlık adına utanç verici.

​Cenazeler, hayatın en çıplak gerçeğiyle yüzleştiğimiz, kibri bir kenara bırakıp faniliğimizi hatırladığımız duraklardır. Ya da en azından öyleydi. Şimdi ise musalla taşının yanı başında, gözyaşının aktığı yerde telefon ekranlarının ışığı yanıyor. Bir tabutu, bir acıyı, bir vedayı “kadraja sığdırma” yarışı, yasın o vakur sessizliğini delip geçiyor.

Neyi kanıtlamaya çalışıyoruz?

​Cenazeye katıldığımızı mı?

Orada olduğumuzu dijital dünyadaki takipçilerimize tescil ettirmek, bir insanın son yolculuğuna eşlik etmekten daha mı önemli hale geldi? Tabutun başında fotoğraf çekmek, acılı ailenin yüzündeki kederi bir “story” malzemesine dönüştürmek, sadece nezaketsizlik değil, aynı zamanda derin bir manevi çürümedir.

Bir tarafta bir belediye başkan yardımcısının cenazesi, cenazenin belediye başkan yardımcısı olması orayı bir protokol vitrinine ya da sosyal medya platformuna dönüştürmeyi haklı çıkarmaz. Aksine, kamuoyuna mal olmuş isimlerin vedalarında sergilenen bu “görüntü alma” iştahı, toplumun genelindeki empati yoksunluğunun en acı vesikasıdır.

Bugün gelinen noktada, vedalar bile birer “içerik” haline gelmiş durumda. Oysa o anlarda yapılması gereken tek şey; bir fatiha okumak, bir omuz vermek veya sadece sessizce orada bulunmaktır. Bir ölünün hatırasına ve geride kalanların mahremiyetine saygı duymayan bir kalabalığın, omuzlarında taşıdığı tabuttan alacağı hiçbir ders yoktur.

​Gerçek acı, ekrandan izlenmez; yürekte hissedilir.

Çok tanıdık bilinen insanların vedasında şahit olduğumuz o mide bulandırıcı fotoğraf çekme sahneleri, aslında münferit bir olay değil; toplumsal bir cinnetin dışavurumudur. Artık cenaze namazları, bir ölünün arkasından dua edilen yerler olmaktan çıktı; bazılarının “ünlü görme”, “protokole yakın durma” ve “ispat peşinde koşma” podyumuna dönüştü ne yazık ki…

Hatırlayın; usta oyuncu Kayhan Yıldızoğlu’nun cenazesinde, acısını yaşamak isteyen Şener Şen’in üzerine telefonlarla yürüyenleri… Şen, o meşhur ve haklı öfkesiyle “Yeter be!” diye haykırırken aslında sadece o anki tacizcilere değil, tüm bu şuursuzluğa bağırmıştı.

Bugün, sırf ünlü birini kadraja yakalamak ya da “ben de oradaydım” demek için cenaze lokasyonu kovalayan bir kitle türedi. Bu kişiler için tabuttaki kişinin kim olduğu, ailesinin feryadı ya da ölümün kutsiyeti hiçbir anlam ifade etmiyor. Onlar için cenaze; bir içerik madeni, cami avlusu ise bir açık hava stüdyosu.

Acıya Saygı Sıfır: Evladını kaybetmiş bir annenin, kardeşini yitirmiş bir dostun dibine girip flaş patlatmak empati yoksunluğu değil, düpedüz duygusal bir barbarlıktır.

​Dijital Onay Bağımlılığı: “Cenazedeydi” etiketiyle paylaşılan o fotoğraflar, aslında kişinin vicdanının değil, egosunun tatminidir.

​Ölümün soğukluğuyla yüzleşmek yerine, ekranın parlaklığına sığınanlar, aslında kendi insanlıklarının cenaze namazını kılıyorlar.

Aramızdan ayrılan isimlerin cenazesinde bu manzaraların yaşanması, yas tutan kalpleri bir kez daha yaralıyor. Şener Şen’in o gün gösterdiği tepkiyi, aslında her birimizin bu görgüsüzlüğe karşı göstermesi gerekiyor.

​Bir insanı son yolculuğuna uğurlarken yapılacak en asil eylem, telefonu cebe koymak ve o sessizliğe ortak olmaktır. Eğer bir ölünün hatırasına ve bir ailenin acısına saygı duyamayacak kadar “içerik bağımlısı” olduysanız, o caminin avlusuna hiç girmeyin. Zira orası sizin şov alanınız değil, hayatın en sert gerçeğiyle vedalaşma makamıdır.​

Biraz edep, biraz haya ve çokça sessizlik… İhtiyacımız olan tek şey bu.

Sevgilerimle

YAZARIN DİĞER YAZILARI