HALKWEBYazarlarMakus Talihi Yenenler, Kendi Sesinden Mi Korkuyor?

Makus Talihi Yenenler, Kendi Sesinden Mi Korkuyor?

Makus talihin yenildiği 2. İnönü Zaferi, bugün de bize aynı sorumluluğu hatırlatıyor: susmamak, sorgulamak ve Cumhuriyet’in değerlerine kararlılıkla sahip çıkmak.

0:00 0:00

Cumhuriyet’i kuran irade eleştiriyi güç sayıyordu. Bugün ise aynı gelenek içinde eleştiri çoğu zaman dışlanıyor.

“Siz orada yalnız düşmanı değil, halkın makus talihini de yendiniz…”

Bu söz, bir askeri zaferin ötesinde, bir halkın kaderini değiştirme iradesinin ifadesiydi. Mustafa Kemal Atatürk’ün İsmet İnönü’ye hitabı, yalnızca 2. İnönü’nün değil, Cumhuriyet fikrinin de özeti gibiydi.

Makus talihin yenildiği 2. İnönü Zaferi, bugün de bize aynı sorumluluğu hatırlatıyor: susmamak, sorgulamak ve Cumhuriyet’in değerlerine kararlılıkla sahip çıkmak.

Aradan 105 yıl geçti. O gün emperyalizme karşı verilen mücadele vardı; bugün ise içeride, daha sessiz ama bir o kadar kritik bir sınav yaşanıyor: demokrasi, siyaset kültürü ve kurumsal tutarlılık sınavı.

Cumhuriyet’i kuran kadrolar yalnızca savaş kazanmadı; aynı zamanda eleştirinin bir tehdit değil, bir gelişim aracı olarak görüldüğü bir siyasal zemin kurdu. Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözleri bu anlayışı açıkça ortaya koyar:

“Partide bir yanlışı gördüğünüz zaman kayıtsız şartsız eleştireceksiniz.”

Bu yaklaşım, sadece bir lider tavsiyesi değil; aynı zamanda Cumhuriyet’in siyaset anlayışının temelidir. Çünkü eleştiri yoksa gelişim yoktur, farklı sesler yoksa sağlıklı bir siyaset de mümkün değildir.

Ancak bugün özellikle Cumhuriyet Halk Partisi içinde yaşanan tartışmalar, bu mirasla ne kadar uyumlu olduğumuzu sorgulatıyor. Parti içindeki farklı seslerin giderek daha az duyulur hale gelmesi, eleştirinin çoğu zaman dışlayıcı reflekslerle karşılanması ve “tek seslilik” algısının güçlenmesi, dikkat çekici bir savrulmaya işaret ediyor.

Oysa İsmet İnönü’nün siyaset pratiği, zor zamanlarda bile istişareyi ve çoğulculuğu esas alıyordu. Farklı görüşlerin varlığı bir tehdit değil, bir denge unsuru olarak görülüyordu. Bugün ise eleştiri çoğu zaman “disiplin sorunu”, farklı düşünce ise “ihanet” olarak etiketlenebiliyor.

Bu tablo, ister istemez şu soruyu gündeme getiriyor:
Makus talihini yenmiş bir siyasi gelenek, kendi içinde neden eleştiriye tahammülsüz hale gelir?

Güncel siyasi gelişmeler sadece iktidar ekseninde değil, muhalefetin kendi içindeki demokrasi standardı üzerinden de değerlendirilmek zorunda. Çünkü içeride çoğulculuğu yaşatamayan bir yapı, halka daha geniş bir özgürlük vaadini inandırıcı şekilde sunmakta zorlanır.

Bugün gençlerin siyasete mesafeli yaklaşması, eleştirel seslerin geri çekilmesi ve umut duygusunun zayıflaması biraz da bu içe kapanmanın sonucu değil mi?

Oysa 2. İnönü Zaferi’nin ruhu, sadece askeri bir başarı değil; aynı zamanda zor şartlarda bile aklı, ortak iradeyi ve eleştirel düşünceyi koruyabilme becerisidir. Atatürk’ün “kayıtsız şartsız eleştiri” çağrısı da tam olarak bu ruhun siyasal karşılığıdır.

Sonuç olarak;

2. İnönü Zaferi’ni anmak, sadece geçmişe saygı duruşu değildir. Bu zafer, bize bugün için de bir yol haritası sunar: Eleştiriden korkmayan, farklı seslere alan açan ve kendi içinde demokratik işleyişi güçlendiren bir siyaset anlayışı.

Çünkü gerçek zafer, sadece cephede değil; fikirde, eleştiride ve çoğulculukta kazanılır. Makus talihi yenmek bir başlangıçtı; onu korumak ise bugünün sorumluluğudur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI