HALKWEBYazarlarKuruyemişin Tadını Kaçıran Emek

Kuruyemişin Tadını Kaçıran Emek

Kuruyemişin tadı, içindeki emek acıysa kaçıyor. O acıyı gidermenin yolu ise bellidir: Susmak değil, konuşmak.

0:00 0:00

Bir mağazaya girdiğinizde raflar doludur. Işıklar parlak, ürünler renkli, kampanyalar cazip… Ama o rafları kim doldurur, o kasada kim oturur, o temizliği kim yapar? Perakende sektöründe alışveriş yapan milyonlar, çoğu zaman bu soruları sormaz. Oysa sorunun cevabı basittir: Görünmeyen, değeri bilinmeyen, sesi kısılmaya çalışılan emekçiler. Emekçilerin sesini peki kimlere kıstırıyorlar?

Bölge Müdürleri- Mağaza Müdürleri- Mağaza Müdür yardımcıları vb yöneticilik sıfatları ile emek yoğun sömürünün düzenini sağlamaya çalışıyorlar. En fazla beş kişinin çalıştığı mağazalarda iki yöneticinin olması ve diğer çalışma arkadaşlarına bilerek veya bilmeyerek uyguladıkları mobbing aslında patronların işine geliyor. Yöneticilerin aldıkları ücret veya mesai saatleri de insani koşulları içerisinde barındırmıyor. İşçilerin öfkesini yöneticilere yönelten bu çalışma düzeni aslında bütün sektörün ana sorunu.

Makbul Kuruyemiş ülke çapında büyüyen zincir mağazaları olan bir şirket. Çalışanların ise asgari ücret düzeyine sıkışmış maaşları, 10-12 saate varan fiili çalışma süreleri, ödenmeyen fazla mesailer, eksik personelle döndürülmeye çalışılan mağazalar… Bu tablo “istisna” değil, sistemin ta kendisi.

Bugün bir mağaza çalışanı aynı anda kasiyer, reyon görevlisi, temizlikçi, hamal. Bir kişinin yapması gereken işi üç kişinin yerine yapması bekleniyor. Üstelik buna karşılık aldığı ücret, ayın ortasını bile getirmiyor. Enflasyon karşısında eriyen maaşlar, çalışanları borçla, kredi kartıyla, ek işle hayatta kalmaya zorluyor.

Bu koşullara itiraz edenler neyle karşılaşıyor? Baskıyla. Mobbingle. İşten çıkarılma tehdidiyle. Performans hedefleri adı altında sürdürülen psikolojik kuşatma, çalışanların hem bedenini hem ruhunu tüketiyor. Dahası, sendikalaşma girişimlerinin önüne set çekiliyor.

Çünkü patronlar çok iyi biliyor: Örgütlü işçi, itaatkâr işçi değildir.

Burada mesele yalnızca Makbul Kuruyemiş değildir. Zincir marketlerden tekstile, depolardan çağrı merkezlerine kadar aynı düzen işliyor. Sermaye büyürken, emek küçülüyor. Kârlar artarken, sofradaki ekmek azalıyor.

Ama bu düzen değişmez değildir. Tarih bize şunu gösterir: Hiçbir hak, yukarıdan bahşedilmemiştir. Sekiz saatlik iş günü de, hafta sonu izni de, kıdem tazminatı da mücadeleyle kazanılmıştır. Bugün de insanca ücret, güvenceli iş ve sendikal haklar için tek yol, yan yana gelmekten geçiyor.

Kuruyemişin tadı, içindeki emek acıysa kaçıyor. O acıyı gidermenin yolu ise bellidir: Susmak değil, konuşmak. Boyun eğmek değil, örgütlenmek. Çünkü bu ülkede emeğin onurunu savunacak olan, yine emekçilerin kendisidir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI