HALKWEBYazarlarKorkuyu Yenen Yegâne Güç: Bilgi ve Bilgelik

Korkuyu Yenen Yegâne Güç: Bilgi ve Bilgelik

İnsanlık tarihine bakıldığında; büyük gelişmelerin, icatların ve keşiflerin ardında yaşamsal ihtiyaçların karşılanması arzusunun yanı sıra çok daha köklü bir duygunun yattığı görülür. Arayışın ve ilerlemenin dayanağı olan bu en güçlü duygu, korku ve o korkuyu aşma çabasıdır.
Tarih sayfalarında kahramanların öykülerini okurken gözümüze çarpan ilk özellik, onların mutlak bir korkusuzlukla donatılmış oldukları anlatımıdır. Homeros’un anlatısında Odisseus, bozkırın ortasında Attila, şarkın aslanı Selahaddin Eyyubi, Fransa’nın kaderini değiştiren Jeanne d’Arc ve Napolyon Bonapart…
Hepsi bu korkusuzluk zırhıyla kuşanmıştır.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk ise sadece korkusuz bir lider değil, aynı zamanda çağının çok ilerisinde büyük bir bilgedir. Onun bilgeliğini anlamak için kurduğu Cumhuriyete bakmak elbette kâfidir; ancak “en büyük eserim” dediği bu yapının harcında, onun muazzam kütüphanesini dolduran binlerce kitabın izi vardır. Atatürk’ün kütüphanesinde fildişi kulelerden devşirilmiş bilgiler yoktu; o, Homeros’u da okumuş, Hitit uygarlığının Anadolu’daki ayak izlerini de sürmüştü. Batı felsefesini, felsefenin ilk doğduğu topraklarda, cephedeki savaş çadırlarında el yazısı metinlerden incelemişti. Tarihteki büyük liderleri ölümsüz kılan şey, cehaletin getirdiği bir gözü karalık değil; bilginin bağışladığı rasyonel bir cesaret ve çağları aşan bir irfandır. Atatürk’ün savaş meydanlarında bile kütüphanesini yanında taşıması, bu hakikatin en somut tezahürüdür.

Korku; insanın boğazını sıkan, yüreğini sıkıştıran bir prangaya dönüştüğünde, insan düşünmeyi ve bilhassa başkalarını anlamayı bırakır. Korku toplumları; bireylerin uğradığı adaletsizliklerin, haksızlıkların ve hak kayıplarının kolayca unutulduğu, hatta inkar ve yadsındığı topluluklardır.
Bu yüzdendir ki sol, sosyalist düşünce, toplumda dehşeti ve endişeyi hakim kılacak söylemler üretmez. Aksine; cesaretle sorgulayan, düşünen bir akla çağrı yapar; bireysel bencilliği değil, toplumsal dayanışmayı savunur.
Yalnızca kendisini düşünen bir insanın kişisel öyküsü, büyük korkuların ev sahipliğinde heba olmuş bir ömürden ibarettir.

Korku, insanı rasyonel düşünceden uzaklaştırdığı için, onu önce bencil, sonrasında ise ne yazık ki kötü yapar. Felsefede, kötülüğe karşı iyilik arayışının ilk basamağının bilgelik sayılması bundandır. Bilge, içindeki o ilkel korkuları rasyonel akılla evcilleştirmiş kişidir.İnsan ve korku arasındaki bu gerilimli ilişki, tarih boyunca mekânları dahi şekillendirmiştir. Moğol istilasından kaçan insanların inşa ettiği o devasa yeraltı şehirlerini gördüğümde, “Korku ne menem bir şeydir ki insana toprağın üstünü terk ettirip, derinliklerde yaşamayı öğretmiş” diye düşünmüştüm. Fakat o karanlık sığınakların inşası bile, mühendislik bilgisinin ve kolektif bir bilgeliğin neticesiydi.
Bugün tarihin bu derin çekmecelerini kapatıp yüzümüzü günümüze döndüğümüzde, korkunun ve bilginin modern dünyadaki sınavıyla karşılaşıyoruz. Bunun en somut ve hüzünlü örneğini, depremle ve ölümle burun buruna geldiğimiz o en savunmasız günlerimizde yaşadık. AHBAP ve Haluk Levent çatısı altında örgütlenen toplumsal refleks, en korkulu anlarımızda bencilliği reddedip iyiliğe dönüşen bir halk iradesiydi. Ne yazık ki, bugün yargı süreçlerine de yansıyan suiistimaller, bu saf ve temiz dayanışma ruhuna, dolayısıyla toplumsal güvene yapılmış en büyük kötülüklerden biridir.

Toplumun en çaresiz anındaki iyi niyetine kastetmeye kimsenin hakkı yoktu.
Madalyonun diğer yüzünde ise siyaset kurumunun düştüğü acziyet yer alıyor. Günümüz siyaset manzarasına bakıldığında; zamana meydan okuyan rasyonel bilgiyi merkeze koymak yerine, popüler kültürün sığ sularında, manipülatif korkulardan beslenen politik söylemler üretildiğini görüyoruz.
Bilim, teknoloji, tarım ve ekonomi politikalarının derinlemesine tartışılması gereken kürsüler, yerini gündelik esintilere ve suni korku iklimlerine bırakmış durumda.
Bilgi temelli vizyonlar geliştirmek yerine, toplumsal kaygıları körükleyerek popüler ve popülist söylemler üzerinden var olmaya çalışmak, bu toplumun uyanışının önündeki en büyük barikattır.Toplumun bu manipülatif korku içerikleri ile rasyonel bilgiyi ayırt edebilmesi, teyit mekanizmalarını kullanabilmesi hayati bir önem taşırken; ne yazık ki siyasi linçler ve sosyal medya dezenformasyonu ile hakikat sürekli kirletiliyor.

Yine de tüm bu olumsuzluklara, organize linç kültürüne ve sığlığa rağmen; bilgiye, bilime ve bilgeliğe çağrı yapan çok kıymetli isimler, yarını görebilen liderler hâlâ var. Görebilen gözler için oradalar… Her ne kadar uyuyor numarası yapanları uyandırmak imkansıza yakın olsa da, umut mutlak surette kendisine bir mecra bulacaktır; tıpkı suyun çatlamış toprakta sızacak bir yol bulması gibi

YAZARIN DİĞER YAZILARI